Dershanelerde çalışan ve işçi olduğunun farkına ancak tekmeyi yiyince varan öğretmenler, bu 'öğretim yılını' çok farklı şekilde kapattılar. Patronların birliğinin ne anlama geldiğini bilmeyen ve kapitalist sistemi sorgulamayan bu bilinçsiz kitle için, zamsız çalışma ve işsizlik yeni bir olgu idi. Bugüne kadar, ücretler, asgari ücret ile 2-3 milyarı bulan ücretler arasında salınıyordu. Patronlar bu dönem sonunda bir değişikliğe giderek yüksek ücretleri geriye çektiler ve daha çok asgari ücretle çalıştırdıkları stajyerlerle ya da düşük ücretli birkaç yıllık öğretmenlerle sözleşme imzaladılar. TÖDER, ÖZDEBİR ve GÜVENDER olarak bilinen dershane patronlarının ortak çıkarları üzerine kurulan birlikler, bu yıl aldıkları kararları taviz vermeden bir bir uyguladılar. Kararlardan biri, hiçbir şekilde ücretlere zam yapmamak, tersine ücretleri geri çekmekti. Nisan ve Mayıs ayıyla başlayan sözleşme dönemi, bu sektörde çalışan herkesin sözleşmeler kesinleşinceye kadar işsizlik korkusunu enselerinde duymasına neden oldu. şu anki yasalara göre dershane öğretmenlerinin toplu sözleşme hakkı olmadığı gibi, kâğıt üzerinde kalan bireysel sözleşmelerin de pek bir geçerliliğinin olduğu söylenemez. Yani patron 'sizinle çalışmak istemiyorum' dediğinde, o bir yıllık sözleşmeyle dönem ortasında açıkta kalabilirsiniz. İşsizlik korkusunu sözleşmelerini yaparak atlattıklarını düşünenler şu gerçeği iyi anlamalılar ki, kapitalizm var oldukça işsizlik tehdidinden kurtulmak olanaksızdır.
Mayıs ayı içinde kapanan MEF Dershanesi, dershane çalışanlarının sırtında bir işsizlik ve pazarlık kırbacına dönüştü. MEF patronu daha kârlı alanlara yatırım yapmaya karar vermişti. Bu nedenle de ne öğrenciler umurundaydı ne de bünyesinde çalışan yüzlerce çalışanı. MEF'in kapanması ile birlikte yüzlerce dershane öğretmeni ve personeli işsiz kaldı. MEF'in açıklaması işçilerle dalga geçercesine sahtekârcaydı: 'Eğitim sektörü gitgide ticarileşti. Eğitim etiği kalmadı'! MEF patronu, 'eğitim adına yapılan yanlışlara' daha fazla katılmayacaklarını (!), iki yıl bu sektörden uzak kalacaklarını duyurdu. Kendileri de ticari birer kurum olan MEF dershaneleri ve MEF okullarının patronundan gelen bu sahtekâr açıklamaya kim inandı bilinmez ama, bu yüzsüz açıklamanın en azından okullarının bu kapanma ile müşteri kaybetmesini engellemeye çalışmak için yapıldığı kesindi. MEF'in kapanması bu sektörde yatırım yapan patronların tam da sözleşme dönemi ellerini güçlendirmişti. Bu, kapanmayanlar için piyasanın kendilerine kalması anlamına geliyordu. Bütün sektörlerde olduğu gibi dershanecilik sektöründe de rekabet beraberinde tekelleşmeyi getiriyor.
MEF'te çalışan öğretmenlerin çoğu, 12 Eylül faşizmini yaşamış politik kuşaktan geliyordu. Ancak yüksek ücretler alıp köşelerine çekilen bu insanlar, uzun yıllar boyunca birlik olmanın, örgütlü davranmanın önemini unutup her konuda tepkisizleştiler. Ve şimdi örgütsüzlüğün bedelini hep beraber ve sessiz, tepkisiz ödüyorlar, ödüyoruz.
Sözleşmeler bütün kurumlarda 'bak MEF kapandı, biz de kapanırız, işsiz kalırsınız' tehditleriyle yapıldı. Patronların, 'bizim de kapanmamızı ve işsiz kalmayı istemiyorsanız ya zamsız çalışmayı kabul edersiniz ya da çekip gidersiniz' diyerek dişlerini gösterdikleri sözleşmeler bir bir imzalandı. Bu arada özellikle TÖDER ve ÖZDEBİR gibi birliklere bağlı dershanelerin cemaat dershanelerini emsal göstererek, çalışanlarından 'laiklik' adına özveride bulunup, zamsız ve sosyal güvencesiz çalışmalarını istemeleri, toplumda yaratılmak istenen yapay laiklik-şeriatçılık kutuplaşmasını sermayenin kendi çıkarları için nasıl kullandığının çarpıcı bir göstergesiydi. Pek laik dershane patronları, çalışanların sırtına daha fazla binmek ve şartları ağırlaşmış sözleşmelerden sonra çalışanların yıl içi performanslarının bozulmaması için bu ideolojik argümana sarılıyorlardı. Böylece 'bayrak elden gidiyor, şeriat geliyor, vatan bölünüyor' gibi sınıfın bilincini bulandıran ve patronların kendi aralarındaki rekabeti örten argümanlar, dershane sektörüne de sokuldu.
Kapitalizmin ekonomik krizi nedeniyle bütün sektörlerde çalkantılar yaşanıyor. Kapitalistler bu krizde ayakta kalabilmek için işçilerin suyunu sıkıyorlar. Her yerde, tekstilde, otomobil sektöründe birçok işten çıkartmaların olduğu, ücretlerin geriye çekildiği ve sosyal hakların birer birer budandığı biliniyor. Devlet sektöründe de durum hiç farklı değil. Eğitim ve sağlık sektöründe başlayan sözleşmeli personel uygulaması, sosyal hakların olmayışı ve örgütlenmenin önündeki engeller her alanda devam ediyor. Dershaneler de bu genel durumdan muaf değil elbette. Patronlar krizlerinden çıkabilmek için etnik, dinsel, ideolojik her türlü silaha sarılıyorlar. Ancak dershane öğretmenlerinin de işçi olduklarını anlamaya ve başını devekuşu gibi toprağa gömmenin bedelini ödemeye başladıkları aşikârdır.
Bu ücretli kölelik sistemi devam ettiği sürece, işçi sınıfının bir parçası olarak bizler de sömürülmeye devam edeceğiz. Kapitalist sistemi yıkmak için örgütlenmedikçe, eğitim sorunu da dahil hiçbir sorunun çözülemeyeceğine inanmalı ve örgütlenerek, patronların birliğine karşı, işçilerin uluslararası birliğini inşa etmeliyiz. Örgütlenirsek, patronlardan daha güçlü olduğumuzun farkına varacağız. Bilmeliyiz ki, onların birlikleri savaşlar, yoksulluk ve açlık üretir; bizim birliğimiz ise sınıfsız, sömürüsüz, bolluk dolu bir dünya!
Marksist Tutum okuru bir eğitim işçisi