İspanya Dersleri

Elif Çağlı
8 Temmuz 2006

İspanya'da 1930'larda yaşanan Halk Cephesi deneyimi, proletaryanın devrimci mücadelesini güçsüz düşüren ve neticede Franco'nun faşist diktatörlüğünün kurulmasıyla sonuçlanan çok çarpıcı bir örneği oluşturur. İspanya'daki sürecin ve bu derslerin belli başlı yönleriyle hatırlanması, günümüzde de tanığı olacağımız sınıf uzlaşmacı 'cephe' anlayışlarının yaratacağı vahim sonuçlara hazırlıklı olmak ve mücadeleyi doğru temellerde sürdürebilmek bakımından elzemdir.

İspanya 20. yüzyılın başında mutlak monarşi tarafından yönetilen geri kalmış bir Avrupa ülkesiydi. Fakat üstyapıdaki yarı feodal görünüme rağmen (Katolik Kilisenin hâlâ çok güçlü oluşu, devlet yönetiminde aristokrat subay kastının ağır basması vb.) kapitalizm gelişmekteydi ve burjuvazi iktisaden egemen sınıflar arasında yerini almıştı. Birinci Dünya Savaşı sırasında, savaşan Avrupa ülkelerine yapılan tarımsal ihracat sayesinde elde edilen sermaye birikimi, özellikle Barselona, Bask, Bilbao gibi bölgeler başta olmak üzere sanayinin gelişmesine ve proletaryanın güçlenmesine neden olmuştu. Ancak savaş sonrasında Avrupa'yı derinden sarsan iktisadi kriz koşullarından İspanya da fazlasıyla etkilenecek ve egemen sınıflar kurtuluşu, kendilerini ordunun kollarına atmakta bulacaklardı. Böylece 1923 yılında İspanya'da General Primo de Rivera'nın askeri diktatörlüğü kuruluyordu.

Diktatör Rivera 1930 yılında iktidardan düşecek, Kral XIII. Alfonso yeni bir hükümet oluşturması için Berenguer'i görevlendirecek ve ayrıca Nisan 1931'de yerel seçimlerin yapılacağını ilân edecekti. Bu seçimlerde monarşist ve kilise yanlısı partiler büyük bir hezimete uğradılar. Elde edilen bu sonuç, kralı sürgüne gitmeye mecbur kılarken İspanya'ya da burjuva cumhuriyeti getirdi. İspanya'da 14 Nisan 1931'de cumhuriyet ilân edildi. Aynı yıl içinde, Largo Cabellero liderliğindeki Sosyalist Parti ile Troçki'nin İspanya'nın Kerenskisi olarak değerlendirdiği Azana liderliğindeki liberal burjuva partiyi içeren bir burjuva koalisyon hükümeti kuruldu. İki karşıt sınıfın uzlaşmasına dayanan bu hükümet, 1936'da kurulacak Halk Cephesi hükümetinin bir anlamda öncülüydü.

Cumhuriyetin ilânıyla birlikte İspanya'da başlayan yeni dönem, yıllardır birikmiş olan çelişkilerin patlamasına sahne olmaktaydı. 1931 Haziranında yapılan Kurucu Meclis seçimlerini takiben yeni bir anayasa da hazırlanmıştı. 1932 yılında, Katalonya'nın sınırlı bir otonomiye kavuşması anlamına gelen yeni bir anayasal düzenlemeyle, Generalitat olarak adlandırılan ayrı bir Barselona hükümeti kuruldu. Fakat işçilerin ve tarım emekçilerinin cumhuriyetten beklediği yalnızca parlamenter rejimin ilânı değildi. Kitleler sosyal reformların gerçekleşmesini istiyorlardı. Oysa liberal burjuvazi kitlelerin devrimci dönüşüm arzusundan, monarşiden korktuğundan daha fazla korkmaktaydı. Azana'nın başbakanlığı altındaki burjuva cumhuriyeti, mücadeleyi yükselten kitleleri kurşun yağmuru ve top ateşleriyle durdurmaya çalışacaktı.

Sanayi bölgelerinden yükselen genel grevler, kırsal kesimde gerçekleşen köylü ayaklanmaları ve burjuvazinin saldırıları sonucunda kabaran ölü ve yaralı sayılarıyla ilerleyen bir süreç yaşandı. Sonuçta kitleler cumhuriyetçi partilere verdikleri desteği çektiler. 1933 yılında Azana hükümeti düştü ve sağcı bir burjuva hükümeti kuruldu. Parlamenter rejim bundan böyle hızla bir dar boğaza sürüklenirken, düzen güçleri de faşizm kartını hazır etmeye koyulmuşlardı. Eski diktatör Rivera'nın oğlu, Madrid'de Falange Espanola adlı faşist partiyi kurarken, silahlı faşist çeteler de sendika liderlerine ve sol siyasetçilere yönelik suikastleri gerçekleştirmeye girişmişlerdi.

Mevcut koşullar sallantılı bir siyasal tutumu kaldırmayacak kadar ciddiydi. Sosyalist Parti lideri Caballero, tabanın bindirdiği basınç nedeniyle silah satın almak ve üyelere dağıtmak amacıyla bir Komite kurmak zorunda kalmıştı. Devrim ve karşı-devrim güçleri arasındaki mücadele yükselişini sürdürüyordu. Düzen güçlerinin faşist bir iktidarı işbaşına getirme planlarına karşı Madrid ve Barselona'da ayaklanmalar gerçekleşti. Asturias'ta madenciler 4 Ekim 1934'te başlattıkları ayaklanma sonucunda komün yönetimini ilân ettiler. Sağcı burjuva hükümetin buna yanıtı, General Franco'yu ve Fas'taki lejyonerler ordusunu şehirde düzeni sağlamak için yardıma çağırmak olmuştu. Asturias madencilerinin komünü 12 Kasımda düşürüldü. Düzen güçlerinin işçi-emekçi kitlelere karşı faşist saldırısı başlatılmış, ölü sayısı 5 bini bulmuş, siyasi tutuklu sayısı 30 bini aşmıştı. İspanya'da iki temel sınıf arasındaki mücadele artık muazzam boyutlara ulaşıyordu.

Faşizm İspanya'yı devrim güçlerinin elinden geri almak amacıyla, gücünün yettiği kentlerde ve bölgelerde fiilen iktidarını oluşturmaya çalışıyordu. Faşistlerin egemenliği altına giren bölgelerde toplu idam politikası, faşizmin temel yıldırma siyaseti haline gelmişti. Ama önemli sanayi bölgelerinde, faşizm, işçilerin devrim ateşini söndürmeye muktedir olamamıştı ve böylece şubat 1936 dönemecine gelindi.

1936 şubatında yapılan seçimlerde Halk Cephesi bir seçim zaferi kazanıyor ve yine Azana'nın başbakanlığı altında (Azana birkaç ay sonra cumhurbaşkanı olacaktı) burjuva cumhuriyetçilerle Sosyalist ve Komünist Partilerin oluşturduğu bir koalisyon hükümeti kuruluyordu. İlk bakışta faşist güçlere karşı başarılı bir atak olarak gözükebilecek bu siyasal dönemeç noktası, proletaryanın devrimci mücadelesinin ilerletilmesi bakımından ne yazık ki tam tersi bir anlam ifade etti. Zira bu dönemeç, işçi partileri liderlikleri açısından tam bir kırılma noktası oldu. İspanya'da parlamenter rejimin iflas ettiği tarihsel koşullarda, bu liderlikler kendi kitlelerinde parlamenter yanılsamalar yaratmaya koyuldular. Oysa işçi ve emekçi kitlelerin yaşamsal çıkarları parlamenter atraksiyonlarla oyalanmayı değil, devrimin ilerletilmesini gerektiriyordu.

Troçki'nin dediği gibi, sosyalist devrim döneminde burjuvazi ile koalisyon kurmaktan daha büyük bir suç olamaz.[1] [0] 'Devrim sırasında sınıf kinlerinin tüm gücünü burjuvaziye yönelten işçiler için 'devrimci' bir liderin burjuva bir hükümet içerisinde yer alması önemli bir işarettir: bu onların aklını karıştırır ve moralini bozar.'[2] [0] Marksizmin ilkesel tutumunu yansıtan bu tespitler dünün İspanyası'nda olduğu kadar günümüzde de aynen geçerlidir. Ne var ki sınıf uzlaşmacı siyasetler tarihin her döneminde bu suçlarını, gündemde sosyalist bir devrimin bulunmadığı, acil görevin faşizme karşı demokrasiyi savunmak olduğu şeklindeki gerekçelerin ardına gizlemeye çalışmışlardır. Bu doğrultuda yaratılmış yanılsamalar, dünden bugüne nice mücadeleci işçinin ve devrimcinin bilincini çarpıtmıştır.

Burjuvazi, koşullar onu işçi örgütleriyle siyasal bir ittifak yapmaya mecbur kıldığında, bu durumu dengelemek için orduya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyar. Bu nedenle aslında Halk Cephesi tipindeki hükümetler, gerçek bir iktidar bile olamazlar. Nitekim İspanya'daki Halk Cephesi de aslında gerçek bir hükümet bile olamamıştır. Gerçek hükümet yetkisi, Genelkurmay'da, bankalarda, burjuva düzen güçlerindedir.

Faşizmin iktidara geldiği tüm örnekler, devrim ve karşı-devrim arasındaki iç savaşın tırmandığı süreçlerde burjuva düzen güçlerinin durumun vahametini çok daha önce ve kapsamlı biçimde kavrayıp önlemlerini almaya koyulduğunu kanıtlar. Nitekim İspanya'da da böyle oldu.

Franco, Fas'taki lejyonerlerin başına geçip faşist bir ayaklanma gerçekleştirmek üzere gizli bir şekilde Kuzey Afrika'ya geçti. Franco'ya bağlı Fas'taki askeri birlikler 17 Temmuz 1936'da, giderek tüm İspanya'yı içine alacak bir silahlı ayaklanmayı başlattılar. Takip eden günler içinde İspanya'daki elli garnizonun tümü faşistlerin yanında yer aldı. Böylece İspanya'da faşizm, doğrudan doğruya nizami ordunun içine yerleşerek, onun askeri birliklerini faşist askeri birliklere dönüştürerek ilerleyişini sürdürdü. Çeşitli ülkelerin emperyalist güçleri ve İspanya'nın eski ve yeni tüm egemen sınıfları (büyük toprak sahipleri ve burjuvazi), işçi ve emekçilerin devrimini kanla bastıracak faşizmin bu iktidar yürüyüşüne desteklerini sundular.

Faşistler bir hafta içinde İspanya'nın yaklaşık üçte birini ele geçirdiler. İlk hafta içinde Azana'nın başbakanı işçilere silah verenlerin vurulacağını açıklamış, bu nedenle birçok şehirde faşizm muzaffer olabilmiş ve on binlerce işçi ölmüştü. 18 Temmuzda başbakan istifa ediyor, fakat Cumhurbaşkanı Azana hâlâ faşistlerle uzlaşmanın bir yolunu arıyordu. Oysa İspanya'da bu noktada da faşizmi yenilgiye uğratmanın olanağı vardı, fakat bunun tek yolu işçi örgütlerinin silahlandırılmasıydı. Yüz binlerce işçi Madrid sokaklarına akın etmiş ve 'ihanet' haykırışları ile birlikte silah talep etmekteydiler.

19 Temmuzda kurulan yeni hükümet, işçilerin baskısı sonucunda istemeye istemeye de olsa onlara silah dağıtmak zorunda kaldı. Bu durum, İspanyol devriminin ilerleyişi içinde fevkalâde önem taşıyan yeni bir dönemeç noktası anlamına gelmekteydi. İspanya tam üç yıl sürecek kanlı bir iç savaş döneminin içine girmişti ve bu savaş yaygın biçimiyle, faşist güçlerle cumhuriyetçi güçler arasındaki bir savaş olarak değerlendirilecekti. Oysa işin gerçeğinde, bu, iki temel sınıf arasındaki bir iç savaştı.

Troçki bu savaşın ikili yönüne, 'melez' karakterine dikkat çekecektir. 1936-39 İspanya iç savaşı, bir yönüyle burjuva demokrasisi ile faşizm arasındaki silahlı bir mücadele olarak görünür. Fakat burjuva cumhuriyetçi güçlerin ve onların siyasal temsilcilerinin tüm kaypak tutumlarına rağmen devrimci proletarya bu savaşa kayıtsız kalamaz. Çünkü faşizm fiilen işçi sınıfını ve onun mevzilerini de hedef almaktadır. Bu da iç savaşın ikinci ve asıl önemli yönünü oluşturur.

Faşist askeri birliklere karşı kahramanca direnen ve dövüşenler zaten silahlı işçi-emekçilerdir. Bu bakımdan mevcut koşullar iç savaş öncesi ortama nazaran çok önemli bir farka da işaret eder. Artık faşizmin salt parlamenter atraksiyonlar temelinde geriletilebileceği yanılsamalarıyla boğuşup, faşizme karşı silahlı bir mücadelenin gerekli olduğunu anlatmaya çalışma dönemi sona ermiştir. Faşizme karşı fiilen silahlı bir mücadele yürümektedir. Bu somut koşullarda gerekli olan, işçi sınıfının devrimci iktidar hedefine ilerleyebilmesi için faşist birliklerin askeri saldırısını yenilgiye uğratmasıdır.

Devrimci proletarya faşist birliklere karşı görünürde cumhuriyetçilerle ortak bir savaş yürütmektedir. Fakat işin gerçeğine ve doğrusuna bakılacak olursa, devrimci işçilerin bundan muradı asla ve asla burjuva cumhuriyetçi güçleri yeniden iktidar koltuğuna oturtmak olamaz. Hatırlayalım, Bolşevikler Kerenski ve Kornilov arasındaki mücadelede tarafsız kalmamışlardı. Korni­lov belâsını defetmek üzere Kerenski birlikleriyle birlikte dövüşürlerken, bunu burjuva düzeni yaşatmak ve Kerenski'leri başa getirmek üzere yapmıyorlardı. Amaçları Kerenski'ye destek vermek değildi. Tam tersine, Kornilov'un ardından onu da devirmek üzere bu silahlı mücadeleyi yürüttüler.

Devrimci güçlerin üstün olduğu bölgelerde iktidar silahlı işçi örgütlerine geçmeye başlamıştır. İşçilerin kontrolündeki bölgelerde tam bir ikili iktidar durumu oluşmaktadır. Uluslararası Tugaylara katılan çeşitli ülke sosyalistleri İspanya'ya gelmişlerdir. Katalonya'da işçi sınıfı partileri ve sendikalar milis birlikleri oluşturarak Aragon'da faşistleri bozguna uğratmışlardır. Kısacası, POUM[3] [0] , Komünistler ve Anarşistler gibi çeşitli siyasal liderlikler altında mücadeleye atılan işçi-emekçi kitlelerin, savaşı göze alma konusunda hiçbir eksikleri yoktur, fakat kilit sorun devrimci önderlik sorunudur.

İç savaş döneminde pek çok fabrika sahibi faşistlerin egemen oldukları bölgelere kaçmaktaydı. Oysa Stalinizm burjuvazi ile uzlaşmayı doğru bir siyasal tutum olarak yutturmak amacıyla, Franco'nun feodalizmin temsilcisi olduğu ve sanayi burjuvazisinin faşizme karşı işçilerle birlikte hareket edeceği şeklinde bir teori icat etmişti. Sınıf savaşının kızgın ateşi altında sahte teoriler mum gibi erirken, işçiler fabrikaları ele geçiriyor ve kendi kontrolleri altında çalıştırmaya başlıyorlardı. Köylüler toprakları işgal ediyor, işçiler burjuva polisin yerini alması için işçi milisleri örgütlemeye girişiyorlardı.

İspanya'daki devrimci mücadelede başı çeken POUM'un ve Anarşist hareketin liderlikleri, mücadeleyi bir işçi hükümetinin oluşturulmasına doğru ilerletmek yerine Eylül 1936'da Kata­lonya'da Halk Cephesi hükümetine katıldılar. Böylece Stalinist Komintern'in arzusu da gerçekleşmiş oluyor ve işçi partileri liderlikleri, aslında devrimi yenilgiye sürükleyecek bir yola girmiş bulunuyorlardı.

Bu arada Sosyalist Parti lideri Caballero da merkezi Halk Cephesi hükümetinin başbakanı olmuştu. Troçki POUM liderliğinin tutumunu 'ihanet' olarak değerlendirmekteydi.

Halk Cephesi hükümeti, Cumhurbaşkanı Azana'nın tutumunda açıkça dile geldiği gibi, aslında faşizmin yolunu açmaktan başka bir şey yapmayan burjuva cumhuriyetçilerin ayıbını örten bir incir yaprağı konumundaydı. Burjuva cumhuriyetin başkanı Azana, askeri hiyerarşiyi kızdırmamaya özen gösterir ve parlamenter iktidarı kitlelerin silahlanmasını engellemek amacıyla kullanırken, Halk Cephesi hükümeti ise parlamenter rejim içinde işgal ettiği konum sayesinde faşizmin iktidarını önleyebileceğini sanıyordu. Bu ölümcül 'hata', ilerleyen yıllar içinde şili dahil daha pek çok örnek temelinde yinelenecekti. Keza Türkiye'de de 12 Eylül öncesinde burjuva cumhuriyetçi güçlerin kuyruğuna takılan sol çevreler, faşist tırmanışı durdurması için parlamentonun 'sol' kanadından, dönemin önde gelen burjuva devlet adamı Ecevit'ten medet umacaklardı.

İspanya'da 1937 Mayısında gelişen olaylar, binlerce işçiyi polis provokasyonlarına karşı örgütlerini savunmak amacıyla sokaklara döktü. Barselona'da bir işçi ayaklanması gerçekleşti. Fakat siyasal liderlikler, işçi sınıfını iktidarın zaptı noktasına yaklaştıran bu son fırsatı da heder edeceklerdi. Anarşist liderler ve POUM liderliği, işçilere evlerine dönmeleri için çağrı yaptı. 15 Mayısta Caballero hükümeti düştü ve yerine Stalinistlerin istekleri doğrultusunda Negrin hükümeti geçti. Ardından, KP'nin POUM'un yasadışı ilân edilmesi için merkezi hükümete sunduğu yasa tasarısı kabul edilerek yürürlüğe girdi. POUM yasaklandı, Nin ve diğer yöneticileri tutuklandı. Anarşist liderlik ise Kasım 1937'de merkezi hükümete katıldı ve böylece ihanet kararının altına o da resmen imzasını atmış oldu.

Artık bundan sonrası, faşizmi engelleyeceği söylenen şu parlamenter cumhuriyetin can çekişip son nefesini vermesinden ibaretti. 1938 Nisanında faşist askeri birlikler Vinaroz'da denize ulaşarak cumhuriyetçi İspanya'yı ikiye bölmüş oldular. 22 Eylül tarihinde Uluslararası Tugaylar İspanya'daki son savaşlarını verdiler ve Ekimde İspanya'dan ayrılmaya başladılar. 23 Aralıkta faşistler Katalonya'yı ele geçirecekleri saldırıyı başlattılar ve 26 Ocak 1939'da ise Barselona artık direnecek bir güç olmaksızın düştü. Tüm bir iç savaş süresince cumhuriyetçilere silah satmayı reddeden İngiltere ve Fransa, henüz savaşın kesin sonucu bile belli olmamışken 27 şubatta Franco hükümetini resmen tanıdı. Mart ayında Madrid ve Valencia faşistlere teslim oluyor ve faşizm 28 Mart 1939'da iktidar savaşını zaferle noktalıyordu.

İspanya Halk Cephesi deneyimi, devrime karşı gardını alan burjuva gericiliğinin parlamenter uzlaşmalarla yatıştırabileceği inancını yaymanın işçi sınıfına ne büyük kayıplara malolacağını açıkça gözler önüne serer. Devrimci görevlere sırtını dönen Halk Cephesi, işçi ve emekçi kitleleri büyük bir hayal kırıklığına sürükleyerek faşizmin zaferini mümkün kılmıştır. Daha iç savaşın başlangıcında, işçi partisi liderliklerinin uzlaşmacı tutumu nedeniyle Troçki'nin dile getirmek zorunda kaldığı acı kehanet gerçekleşmiştir: 'Burjuvazi ile koalisyon politikasının bedelini proletarya faşist çetelerin terörü ya da yıllar içerisinde verilecek kurbanlar, maruz kalınacak işkenceler şeklinde ödemek zorunda kalacaktır.'[4] [0]

(Elif Çağlı'nın Bonapartizmden Faşizme adlı kitabından kısaltılarak alınmıştır.)



[1] [0] Troçki, İspanyol Devrimi, Yazın Yay., Ekim 2000, s.360

[2] [0] Troçki, age, s.355

[3] [0] POUM (Birleşik Marksist İşçi Partisi). Troçki, bu partinin lideri Andre Nin'in dürüst ve davaya bağlı bir insan olsa da bir Marksist değil merkezci olduğunu, en iyi ihtimalle İspanya'nın Martov'u, yani bir sol Menşevik olabileceğini belirtir.

[4] [0] Troçki, age, s.239


Kaynak URL:
http://www.marksisttutum.org/ispanyadersleri.htm