'Tehlikenin farkında mısınız?': bir reklâmın düşündürdükleri

10 Haziran 2006

Bir süre önce Cumhuriyet gazetesi tarafından 'Tehlikenin farkında mısınız?' ana sloganıyla bir reklam kampanyası başlatıldı. Güya ülke karanlık bir şeriat tehlikesiyle karşı karşıyaymış. Söz konusu reklâm filmlerinde kullanılan animasyonlarda büyük boy TC harfleri de izleyicinin gözüne gözüne sokulmakta. Evet dostlar farkında mısınız tehlikenin? Açıkça linç kültürü oluşturuluyor. Burjuva medya neredeyse Topluca işlenmek istenen Cinayetleri kutsuyor, teşvik ediyor. Bir kentte afiş asmak, bir diğerinde bildiri dağıtmak isteyen solcu gençler linç edilmek isteniyor. Yaptıkları yasal, yani gerekli izinler alınmış, yasal zorunluluklar yerine getirilmiş. Ama birdenbire birkaç it ortaya çıkıveriyor ve Toplu Cinayet provaları hayata geçiriliyor. Bu birkaç it daha sonra yüzlerce aktif destekçi bulabiliyor. O kentte yaşayan onbinler, yüzbinler böylesine rezil girişimlere sessiz kalarak, pasif desteklerini sunuyorlar. Bu gibi olaylarda tutuklanan, gözaltına alınanlar sadece olayın mağdurları. Diğerleri kazara gözaltına alınsalar bile hiçbir yasal işleme tâbi tutulmayarak en aktif desteği de devletten görüyorlar. İlk kıvılcımı çakan, kışkırtmayı ilk başlatanların sivil devlet görevlileri olduğu iddialarına hiçbirimiz ihtimal dahi vermeyeceğimiz (!) için bu konuya değinmeyi gereksiz buluyorum.

Türban için ya da yere atıldığı, yakıldığı iddia edilen bayrak için veya insanlık dışı yöntemlerle itlaf edildiği söylenen sahipsiz hayvanlar için büyük kampanyalar, tartışma programları düzenlemeyi pek seven burjuva medya kuruluşları, bu gerçekliği görmezden gelerek desteğini sunuyor. Hatta pervasızlıkta sınır tanımayan bazıları, bu bildiri dağıtmak, afiş asmak isteyen gençlerin nasıl insanları tahrik edip huzuru bozduklarını, ortalığı karıştırmak istediklerini keşfedip gözümüze gözümüze sokmak istiyorlar. 'İyi çocukların' nasıl da linçe zorlandıklarını kanıtlamaya çaba sarf ediyorlar. Yani hazretlere göre gerçekleşen bir nevi meşru müdafaa. En kutsal değerlerine saldırılan 'iyi çocuklar', 'kendini bilmezlere' ders veriyor. Bu içteki ve dıştaki potansiyel düşmanlara ders olmalı.

Bu yaşananlar sizlere Sivas'ı hatırlatmıyor mu? Orada da bütün suç Yüce Türk Halkının %60'ının aptal olduğunu açıklayan Aziz Nesin'in değil miydi? Orada din elden gidiyor diyenler, şimdi Türklük elden gidiyor diyorlar. 'Bayrak yakıyorlar, PKK bayrağı açıyorlar!' diye insanları kışkırtıyorlar.

Kitapçılar bombalanıyor. Yakalananların asker oldukları ortaya çıkıyor. Olay yerinde inceleme yapmaya çalışanların üzerine (aralarında savcı ve emniyet müdürü de var) panzerden ateş açılıyor. Genelkurmay başkanı olması kesin olan bir general suçüstü yakalananlara sahip çıkıyor. Bu konuya, hazırladığı fezlekede değinme gafletinde bulunan savcı, avukatlık yapması da engellenecek şekilde meslekten men cezasına çarptırılıyor. Onbinlerce asker bölgeye sevk ediliyor. Tanklar, toplar, uçaklar, helikopterler, özel birlikler devrede. Bir gün içinde 'Sosyal Güvenlik Reformu' yasaları meclisten geçiyor (bu konuda Avrupa ülkelerine örnek gösteriliyoruz). Yine aynı hızla Terörle Mücadele Yasası komisyonlardan geçiyor (bu konuda da örnek bir ülke olma ayrıcalığına sahibiz). Bunların doğrudan sonuçlarını her birimiz yaşıyoruz, daha da yaşayacağız.

Evet dostlar, tehlike çok büyük. Bütün toplum Topluca işlenecek Cinayetlere hazırlanıyor, bunları kanıksıyor, üzerinde durmuyor. Öldürülen, saldırıya uğrayan kendi veya çok yakını olmadığı sürece hiçbir şey umurunda değil. Toplum örgütsüz, atomize olmuş durumda. Kendini gönüllü olarak küçük yaşam alanlarına hapsetmeye dünden razı. Yaşananlar bana Nazi Almanya'sında yaşamış olan bir papazın şu sözünü hatırlatıyor;

Önce çingeneleri götürdüler,

Sustuk!

Sonra Yahudileri,

Sustuk!

Sonra komünistleri,

Yine sustuk!

Ardından sosyalistleri,

Biz hep sustuk!

Sıra bize geldiğinde,

Artık haykıracak kimse kalmamıştı!!!

Sıra bize geldiğinde birilerinin haykırabilmesini istiyorsak, en azından umut etmek istiyorsak, bugünden harekete geçmek zorundayız. Örgütlenmeliyiz. Her türlü haksızlığa karşı tepkimizi örgütlü bir şekilde ortaya koymalıyız. Bu oyunu boşa çıkarmanın tek yolu işçi sınıfının sürece örgütlü müdahalesidir. Bu tür girişimler işçi sınıfının öncülüğünde kitlesel gösterilerle protesto edilmeli, olası girişimleri önlemek üzere işçi sınıfının öncülüğünde öz savunma grupları oluşturulmalı.

Yeter dememizden korkuyorlar. Bir sabah uyandıklarında bizi karşılarında örgütlü olarak görmekten korkuyorlar. Artık yalanlarına inanmamamızdan, uyguladıkları terörden yılmamamızdan korkuyorlar. Bir araya gelmemizden, burjuvaziye karşı birleşmemizden korkuyorlar. Dünyayı bizim, işçilerin yönetmesinden korkuyorlar. Ama korkunun ecele faydası yok. Bugün değilse yarın, yarın değilse öbür gün işçi sınıfı iktidarı ele geçirecek ve insanlık barış içinde, doğayla uyumlu bir dünyanın temellerini atmaya girişecek.

Evet dostlar, onlar tehlikenin farkında ve gereğini yapıyorlar. Peki ya biz???

Kahrolsun ezen ulus milliyetçiliği!

Örgütlüysek her şeyiz, örgütsüzsek hiçbir şey!

Yaşasın işçi enternasyonalizmi!

İstanbul'dan bir Marksist Tutum okuru


Kaynak URL:
http://www.marksisttutum.org/birreklam.htm