Ülkenin birçok şehrinde ve üniversitelerde Kürt sorunu üzerinden yükseltilen şoven dalgayla beraber İstanbul Üniversitesi'nde de faşistler devrimci öğrencilere saldırılarını arttırdılar. Son yaşananları anlatmaya girişmeden önce geçtiğimiz yıl yaşananları hatırlamak gerekiyor. Çünkü faşistlerin saldırılarına karşı etkili mücadeleyi geliştirmek, her şeyden önce eski deneyimleri hatırlamak ve doğru temelde çözümlemekten geçmektedir.
Geçtiğimiz yılın Kasım ayında egemen sınıf içerisinde alevlenen AB tartışmalarına paralel olarak faşistler birçok üniversitede devrimci öğrencilere karşı saldırılara girişmişlerdi. Saldırılar okullarla sınırlı kalmamış birçok şehirde devrimcilere karşı linç girişimleri gerçekleştirilmişti. Newroz'un kitleselliği karşısında paniğe kapılan kesimler tarafından şoven bir dalga yaratılarak faşistlerin saldırılarına kapı açılmıştı Türk burjuvazisi tarafından.
Özellikle İstanbul Üniversitesi'nde bu saldırıların dozu çok daha yoğun olmuştu. Mart ayından okulların kapanmasına kadar faşistlerin saldırılarından korunmak için devrimci öğrenciler, okula giriş ve çıkışlarını topluca yapıp okulda bulundukları süre boyunca sürekli tetikte olmuşlardı. Okulun tüm kampüslerinin giriş ve çıkışları 'içeriye kesici-delici malzeme geçirilmemesi ve öğrencilerin güvenliğinin sağlanması' bahanesi ile çevik polis ve ÖGB tarafından tutularak üst araması yapılıyordu. Bu 'yoğun güvenlik önlemlerine rağmen (!)', ikinci dönemin sonuna doğru yaklaşık 150 kişilik faşist bir güruh elinde kalaslar, kılıçlar ve satırlarla okulun kullanılmayan kapılarından birini kırarak okula baskın yapmıştı. Öğrencileri korumak bahanesiyle okulun giriş-çıkışlarını tutan polisler bu güruhu kovalayarak okuldan dışarı çıkarmıştı. Doğrusu bu işi yaparlarken içlerinin parçalanmadığını söylemek çok da doğru olmaz. Ne de olsa robokop kıyafetlerini giymeden önce hemen hepsinin geçtikleri yol faşistlerinkiyle aynı idi.
Faşistlerin saldırıları yaz boyunca da devam etmişti. Bu süreç içinde faşistlere karşı mücadele eden birçok devrimci öğrenci, 'okulda siyaseti bitirmeye kararlı' olan okul idaresi tarafından uzaklaştırma cezasına çarptırılmıştı. Taraflara 'eşit' davrandığını göstermek içinse faşistlerden bir kişiye uzaklaştırma cezası vermişlerdi. Ceza verilen faşist, okulda birçok öğrencinin gözü önünde devrimcileri silahla tehdit etmiş ve polisler de onu gözaltına almak zorunda kalmışlardı. İdarenin verdiği ceza da bu zorunluluktan kaynaklanıyordu.
Bu dönemin başlamasıyla beraber okuldan birçok mezun veren faşistler, sessizliğe büründüler. Sömestrin başlamasıyla beraber yeni uygulamaya sokulan turnike uygulamasına karşı tepki gösteren devrimci öğrencilerin bir bölümünün okula girişleri ihtiyati tedbirle askıya alındı. Devrimci öğrencilerin sayısının azalmasından ve çalışmaların düzeyinin düşmesinden cesaret alan faşistler, öğrencileri sözlü olarak taciz etmeye başladılar. Gerekli cevabın verilememesi üzerine iyice gemi azıya aldılar. İlk defa olarak 10 Aralıkta üzerlerinde satır taşıdıkları fark edilen üç faşist, sözlü tacizlerine cevap veren devrimci öğrencilere saldırmaya kalkıştılar. Lakin ummadıkları bir tepkiyle karşılaştılar. Durumu gören diğer devrimci öğrenciler de kavgaya girerek faşistlere onların anlayacakları dilden cevap verdiler. Faşistler arkalarına bile bakmadan okuldan kaçtılar. Çatışmanın yaşandığı günden itibaren yine 'sağ-sol çatışmasını' engellemek bahanesiyle polis, idarenin onayıyla, okulun kapılarını tutmaya, üst araması yapmaya, hatta gerginlik çıktığı anda okulun içine girmeye başladı. Öyle ki, hukuk fakültesi koridoruna girerek iki taraf arasında set oluşturan polis, aslında sayıları daha az olan faşistleri korumak ve onların varlığını meşrulaştırmak amacını taşıyordu.
Bu sürecin başlamasıyla beraber, faşistler okulun çevresinde sürü halinde dolaşarak öğrencileri taciz etmeye giriştiler. Geçtiğimiz hafta içerisinde Öğrenci Kültür Merkezine girmek isterlerken kendilerine engel olmak isteyen polisi solcu zannederek bıçaklamışlardı! Faşistler açısından can sıkıcı olan, bu kazanın sonucunda polisi bıçaklayan faşistin uzaklaştırma cezası almasıydı.
Devrimci öğrenciler, egemen sınıfın saldırılarının karşısında bugüne kadar sessiz kalmadılar, kalmayacaklar da. Okulda faşistler sürekli bir gerginlik hali yaratarak öğrencilerin devrimcilerden uzaklaşmasını hedefliyorlar. İçinde yaşadığımız dönemin koşullarına uygun bir tarzda, tezcanlılığa prim verilmeden faşistlerin bu oyunu bozulmalıdır. Marksist gençler buna uygun şekilde adımlar atarak gerekli çabayı göstereceklerdir.
Faşizme Karşı Sınıf Savaşı!
Faşistlerin Saldırılarına Geçit Vermeyeceğiz!
İstanbul Üniversitesinden Marksist öğrenciler