Ben otomotiv fabrikalarında bir süredir iş arayan bir işçiyim. Uzun yıllardır küçük işyerlerinde çalışıyordum. İlk defa büyük fabrikalarda böyle yoğun bir şekilde iş aradım ve başvurular yaptım. Burjuvazi bizlerin içinden hem işine yarayabilecek hem de sindirilmiş işçileri bulmak için nasıl taklalar atıyor bir görseniz. Burjuvazi büyük sanayilerde çalışan işçilerin kişiliklerinin sindirilmesinin, kendi varlığını sürdürebilmesi için ne kadar önemli olduğunu ölesiye biliyor.
Özellikle çokuluslu şirketlerin insan kaynakları bölümü, istedikleri ideal işçiyi saptamak için envai çeşit teknikler icat etmiş. Burada istedikleri ideal işçileri bulmanın dışında çok daha önemli bir görevleri var. Sistem tarafından sindirilememiş, kişiliksizleştirilememiş ve sınıfının politik bilincini taşıyan işçilerin (yani onlara göre sakıncalıların) aradan sızmasını önlemek. Çünkü maazallah bunlardan bir tanesi içerdeki yüzlerce işçinin arasına sızarsa, virüs gibi yayılıp bütün şirketi sarabilir! Sarabilir çünkü içerideki işçi arkadaşlarımız bu sistemde, vardiyaların da desteği ile sınıfımıza karşı uygulanan en çetin çalışma koşullarını ve sömürünün katmerlisini yaşıyorlar ve sayıları da oldukça fazla. Yazılı ve sözlü mülakatların kapsamında başvurdukları oyunların çoğu bilinçli işçileri; hatta bilinçlenme potansiyeli taşıyanları ayıklamak için.
Meselâ bir tane başvurumu biraz aktarayım. Önceden belirlediğim bir şirkete başvuru için gidiyorum. Bu şirket çok fazla çalışanı bulunan bir işyeri. 'İnsan kaynakları' bölümü düşündüğümden daha kapsamlı ve büyük. Bir görevlinin masasına gidiyorum, adamın tahmin ettiğimin ötesinde lanet bir suratı var. Beni şöyle bir küçümseyerek süzüyor. Sanki bu işlemi ezberden yapıyor, çünkü bana dair bir fikri olması mümkün değil. Ben de refleks gibi, şöyle biraz kendimi tanıtıp ayrıntılandıracak oluyorum, görevli hemen yüzünü buruşturup 'git şuradan bir form doldur öyle gel karşıma!' diyor kabaca! Ben en son askere alınırken çavuşlar tarafından böyle muamelelere maruz kalmıştım, demek ki son değilmiş diye düşünüyorum.
Kapitalizm varolduğu sürece işçilere reva görülen bu tutumların sonunun geleceğine inanmıyorum. İnsanın içinden 'insan kaynakları' müdürünün suratına kapıyı çarparak çekip gitmek geliyor. Ama bunu yaparsanız daha ilk şutta golü yemiş olacağınızı anlamak zor değil arkadaşlar. Böyle yerlere girerken eğer varsa küçük-burjuva gururunuzu fabrika girişindeki güvenliğe bırakmayı sakın unutmayın, yoksa içerde bir bomba gibi patlayabilirsiniz. Form sonrasında yüzlerce test sorusunu ve daha değişik mülakatları içeren 3 saatlik bir sürece giriyorum. Ve neyse ki çıkabiliyorum. Arkadaşlar, bu mülakatlarda bizlere sorulanları ve yapılan sabır testlerini bir görseniz! Kim bilir neler düşünürdünüz? Arıyorlar, gerçekte ne olduğumuzu ya da ne olmaya müsait olduğumuzu. Nezaketmiş, hoşgörüymüş, insaniyetmiş arayın ki bulasınız. İş başvurusuna gelenlerin içerisinde kendini tutamayıp ağlayanları mı istersiniz yoksa sabır testlerinde patlayanları mı? Burası böyleyse üretimde çalışan işçi arkadaşlar ne durumdadır sorusu geçiyor insanın aklından.
Fark ettirmemeye çalışıyorlar, sanki bizi umursamıyorlarmış gibi davranıyorlar ama öylesine dikkatliler ki bizlere karşı, hele bir sıra dışı hareket yapın, o zaman anlaşılıyor. Orada sorulara ve çeşitli testlere doğru cevapları yani 'potansiyel sakıncalı' olduğunuzu deşifre etmeyecek cevabı verebilmelisiniz. Bunun için de ortalama bir vatandaş gibi düşünebilmelisiniz. 'Ortalama', her alanda ortalama! Ne çok uyanık ne çok saf, ne çok aceleci ne de uyuşuk, ne geveleyeceksiniz lafı ne de hazır cevap olacaksınız, ne bilgili gözükeceksiniz ne cahil. Yani ortalama bir Türk vatandaşı (Türk olmayı unutmamak lazım) olacaksınız önce; sonra burjuvalar için işlerine yarar bir işçi olup olamayacağınız değerlendirilecek. Ama insanı 'kaynak' olarak gören dolayısıyla da insana 'eşya' gibi davranan o çakalların yuvasına girdiğimizde sadece bir tek konuda ortalama bir Türk vatandaşı olmamalıyız bence. O da 'sabır'. En çok ona saldırıyorlar. Çünkü içeri, işçilerin arasına girdiğinizde ne deniyorsa yapabilecek kadar sabırlı ya da bir hiç olmamızı bekliyorlar. Sanmayın ki ben çok abartıyorum yaşadıklarımı ya da çok fazla etkilendim. Oralarda burada anlatmayacağım daha çok şey var. Tıpkı ilkokul sıralarında söylediğimiz gibi 'varlığım varlığına armağan olsun' besmelesini her gün işe başlamadan önce söyleyebilecek işçiler arıyorlar. Ha unutmadan her şey bittiğinde içeride alabileceğiniz ücretin 'asgari ücret' olduğunu öğreniyorsunuz ve 'biz sizi ararız' denilip gönderiliyorsunuz. şimdi dışarı çıkıp, çay, sigara tedavisine başlayabilirim.
Arkadaşlar, buralarda yaşadığım tecrübelerle biz işçilerin koca bir sınıf olduğunu daha iyi anladım. Ve burjuvaziyle olan kaçınılmaz mücadelemizin kapitalizm varoldukça süreceğini de. Kimse beni sınıflar arası bir savaşın varolmadığına inandıramaz. İşe başvururken, işyerlerinde çalışırken, insanca varolabilmek için burjuvazi ile yaptığımız bu mücadelelerin ne kadar acımasız koşullarda olduğu ortada. İleride proletarya gücünü kazandığında ve çalışma koşullarını belirleyebilecek duruma geldiğinde burjuvazi proletaryanın adaletine şahit olacak. Ve o gün geldiğinde proletaryanın burjuvaziden daha az acımasız olacağını kimse düşünmesin.
Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Yaşasın sınıf bilincimizin bayrağı Marksist Tutum!
bir oto tamircisi