Sınıfını Bil, Safına Katıl!

15 Kasım 2005

Büyük ölçekli bir fabrikada çalışıyorum. Fabrikada biz işçilerin hiçbir hakkı yok. Bine yakın işçi karın tokluğuna çalışıyor. Ama gün geçtikçe fabrika büyüyor. Yeni binalar kuruluyor, yeni anlaşmalar yapılıyor, yeni makineler alınıyor, yeni işçiler alınıyorâ?¦ Bizim durumumuzda hiçbir değişiklik yok. İstedim ki fabrikadaki durumu sizlerle paylaşayım.

Uşakların Değil İşçilerin Toplantılarına Katıl!

Öğlen dinlenme saatimizde veya paydos saatlerimizden sonra patron uşakları sık sık toplantı düzenliyorlar. Bu toplantılar doğrusu çok can sıkıcı oluyor. Hep aynı sözler: 'Kalite, daha fazla üretim, daha az hata, daha fazla dikkat, fedakârlık, fabrikanın çıkarları, kâr vs. vs.'

Her toplantı sonrasında suçlu, hatalı, yanlış veya dikkatsiz olanlar biz işçiler oluyoruz. Başka türlüsü olabilir mi? Patronların ve uşaklarının toplantılarından işçiler lehine bir söz, bir karar çıktığı bugüne dek görülmemiştir, görülmeyecektir.

O halde işçilerin birliğini, mücadelesini ve çıkarlarını savunan işçi toplantıları örgütleyelim ve onlara katılalım.

Kalite Toplantıları

Kalite toplantıları bitmek bilmiyor. Genelde bu toplantılarda biz işçilerin hataları slaytlarla anlatılıyor. Öyle ki en ufak hatamız dahi patronların uşaklarının gözlerinden kaçmıyor.

'Günde 10 saatimizi, haftada 7 günümüzü verdiğimiz fabrikaya, bir buçuk saat vermişsiniz çok mu?' diyerek savunuyor yapılan toplantıları bay akıl hocası! Çok, hem de her dakikası! Bizler yıllar yılı bu fabrikaya terimizi, emek gücümüzü, yeri gelir kolumuzu bacağımızı veririz. Ama karşılığında aldığımız ücret ne bizi ne ailemizi geçindirmeye yetiyor. Ama açgözlü patronlar sınıfı şimdi bir de 8 saatin ardından dinlenme saatlerimize gözlerini diktiler. Bilelim ki patronlar çok açgözlüdürler, her kuruşun, her dakikanın hesabını çok iyi biliyorlar. Ya biz?

'İtiraf etmeliyim ki hatalarda %5 insan faktörü %95 sistem etkilidir' diyor akıl hocamız. Evet bay lafazan, bir buçuk saat boyunca ettiğin tek doğru cümle bu oldu. Nasıl ki bir ülkede hırsızlık, cinayet, fuhuş, rüşvet, adaletsizlik, eğitimsizlik gibi sorunlar bir sistem sorunuysa! Yani tüm bu toplumsal çürümenin, işsizliğin, açlığın, krizlerin nedeni nasıl kapitalist kâr düzeniyse, fabrikadaki hataların tek nedeni de sizin kurmuş olduğunuz bu sistemdir. Bu öyle bir sistemdir ki makineler, malzemeler en kalitesiz mallardan oluşur. Bu sistemde işçinin mutluluğu, insan olduğu hiçbirinizin aklına dahi gelmez. Haklısınız patronların sisteminde işçiler ücretli köle olarak kalacaklardır. Ta ki işçiler birleşip dünyada kapitalist sistemi yok edene kadar.

İş Kazaları Değil Cinayet Var!

Gün geçmiyor ki bir kardeşimiz iş kazası geçirmesin. Kiminin parmağı kopuyor, kiminin ciğerleri çürüyor, kiminin ayaklarında sorun çıkıyor, kiminin gözleri görmez oluyor, kiminin kulakları işitmez oluyor. Zamanla hepimiz ya iş kazası geçirerek ya da bir meslek hastalığına yakalanıp çürüğe çıkıyoruz. Peki tüm bunlar neden oluyor? Patronlara kalırsa baş suçlu işçilerdir. Çünkü onlar dikkatsizdirler! Ama bu, kazaları engelleyen bir açıklama değil. Onlar mahkemelerde suçlu çıkmamak için suçu bizlerin sırtına yüklüyorlar. Gerçek suçlu kim öyleyse? Suçlu; tek derdi üretimi arttırmak olan, işyerinde az zamanda çok iş isteyen, güvenlik ekipmanlarını almayan, mesaileri zorunlu kılan, bizleri sağlıksız ortamlarda çalışmaya mecbur bırakan patronlar sınıfıdır. Bizim suçumuzsa bir arkadaşımız kaza geçirdiğinde yeterince yardımcı olmamak, sıranın bize geleceğini düşünmeyerek çalışmaya devam etmektir. Bizim en büyük suçumuz kapitalizme karşı savaşmayışımızdır.

Fazla Mesailer

8 saat, 6 gün yetmiyormuş gibi patronlar sınıfı bizim dinlenme saatlerimize de göz koyuyor. 8 saatin ardından, 6. günün sonunda ve bayramlarda dahi çalışmamızı istiyor. Yetmiyor, onlar rüyalarımızda dahi işyerini ve işi görmemizi istiyorlar.

Arkadaşlar, fazla mesai demek sosyal hayatımızın ölmesi demektir. Fazla mesailere kalarak ailemizi, sevdiklerimizi, dostlarımızı dahi göremiyoruz. Fazla mesai demek işsizliğin sürmesi demektir. Biz iki vardiya çalıştıkça, iki iş birden yaptıkça, Pazar günleri çalışmaya geldikçe patronlar yeni işçi almayacaklardır. Fazla mesai demek erkenden çürümek demektir. Dinlenmen gerekirken çalışıyorsan, iş kazası riskini arttırıyorsun, sinirlerini, kaslarını yıpratıp erkenden çürümene, çalışamaz duruma gelmene neden oluyorsun.

'Ama maaşımız yetmiyor' diyeceksiniz. Doğru, ama geçinmek için, insanca yaşamak için iki iş yapmak, fazla mesailere kalmak, yememek, içmemek zorunda değiliz. İnsanca yaşamak için ömür boyu fazla mesaiye kalmak yerine mücadele etmeliyiz. Haklarımızı birlikte mücadele ederek kazanabiliriz. Eğer çok istiyorlarsa asalak patronlar kendileri gelip mesai yapsınlar; biz bu kısacık hayatta sevdiklerimize ve sevdiğimiz uğraşlara daha fazla zaman ayıralım.

Gece Vardiyası Kimin İçin Kârlı?

Gece vardiyasında yemek saatindeydik. Bir işçi 'bu saatte yemek olur mu?' diye sordu. Öbür işçi 'bu saatte çalışma olur mu?' diye karşılık verdi ve devam etti konuşmaya... 'İnsanoğlu yaklaşık 2 milyon yıldır var. İnsanlar son 200 yıldır gündüz-gece çalışıyorlar. Önceleri karanlık basınca insanlar evlerine çekilirlerdi. Ancak bilimi, teknolojiyi ve yeni buluşları hayatımıza sokan sanayi devrimi ile birlikte artık gece çalışmaları da başladı. Gece çalışması sağlığa zararlıdır. İnsanların erken yıpranmasına neden olur. Gece çalışmasının sorumlusu kapitalistlerin rekabet ve kâr isteğidir. Patronlar gece uyurlar, bizlerse onlar için çalışırız!' Hepimiz onu haklı bulduk.

Panoda Kimler El Sıkışıyor?

Her mesaiye başladığımızda kart basma makinesinin arka tarafındaki panoya gözümüz takılır... Bu pano her 15 günde bir yenilenir. Bir gün şu konuşmaya şahit oldum. Bir işçi arkadaş: 'dalmışsın...' dedi bir başka arkadaşımıza. Öbürü: 'Ha, evet. şu fotoğraflara bak... Her zaman birileri el sıkışıyor. Çoğunlukla müdürler oluyor, sonra ustabaşları ve biz işçilerden bazıları... Bakarken, günün birinde ben de olacak mıyım diye düşünüyorum. Örneğin bir müdür güler yüzle benim elimi sıkarken olabilir mi?' diye sordu. Öbür işçi: 'Arkadaş amma dalmışsın sen. Hem günün birinde bu dediğin olsa, bundan kazançlı çıkan sen değil müdürler olur. Senin gibi diğer işçiler sıranın kendilerine gelmesi için sesini çıkarmadan daha fazla çalışırlar, ama ellerine geçen şu sahte gülüşler ve bir el sıkışması olur... Unutma, müdürlerin değil işçilerin elini sıktığında güç, güven ve moral kazanırsın...'

İşçi Arkadaş Neden Bağırıyor?

Bir işçi anlattı: kendi bölümlerinde bir işçi çalışırken sürekli 'hadi arkadaşlar, daha hızlı, daha hızlı, durmayın' diye bağırıp duruyormuş. Tam soracaktım ki kendisi cevapladı: 'Yok, yok, bu arkadaş şef değil, ustabaşı değil, usta da değil. Bak bu işçinin vücudu, beyni kısacası tüm yaşamı bu işyeri olmuş. Bir saniyesi bile boşa geçmez. Diğer işçilerle iletişimi bundan ibaret. On yıllık işçi. Göze girmeye de çalışmıyor. Ama bu çalışma disiplininin kölesi olmuş. şimdi kraldan daha kralcı.' Umarız gün gelir, işçiler birbirine 'daha hızlı örgütlenelim' diye bağırır dedik ve işimizin başına döndük.

şans Oyunlarından Kimler Kazanıyor!

Her işçinin elinde çeşitli kuponlar var. Maalesef futbol sezonunun açılmasıyla bu şans oyunları da artmaya başladı. Sadece Türkiye ligi de değil dünyanın her ülkesindeki maçlar takip ediliyor. İşçiler bu şans oyunlarının müptelâsı oluyorlar. Ödedikleri para bir yana, bir hafta boyunca umuda kapılıyorlar, 'kazanırsam bu berbat hayattan kurtulurum' diye. Bu umut patronlarımıza çok şey kazandırıyor. Hem işçileri madden soyuyorlar hem de fikren!

şükür!

Bir işçi ile kötü hayat şartları hakkında konuşurken, hemen kendisiyle bir kıyaslama yapıyor ve 'halimize şükredelim' diyor. Arkadaşa soruyoruz: 'Senin halinin, bizim halimizin hep aynı kalacağının bir garantisi var mı? Meselâ burada iş güvencen var mı? İş kazası geçirebilirsin, meslek hastalığına yakalanabilirsin, her an işten atılabilirsin. Sana ve ailene kim bakacak bu durumda?' Her geçen gün işsizlik, hayat pahalığı artıyor. Savaşlar ve krizlerle dolu bir dünya var. Tüm bunları düşününce insanın içinden şükretmek gelmiyor... İnsanın içinden sömürüsüz bir dünya kurmak için daha fazla mücadele etmek geliyor. şükür ki insanlığın yüreğindeki mücadele ateşi sönmüş değil!

bir matbaa işçisi


Kaynak URL:
http://www.marksisttutum.org/sinifinibil.htm