Mantığın Bittiği Yerde Kapitalizm Başlar

Deveye sormuşlar, neren eğri diye, deve nerem doğru ki demiş. Kapitalizmi deveye benzetmek biraz ayıp olacak. Çünkü deve masum bir hayvan ve kimseye kötülüğü yok. Kimseyi öldürmüyor, aç bırakmıyor, işkence etmiyor, üstelik insanlığın işine yarıyor. Ancak şekilsel bir benzetme olabilir. Kapitalizm her şeyiyle yamuk bir sistem, doğru olan bir tarafı yok. Kimileri kapitalist sömürü düzeninin yamuklarının düzeltilebileceğini iddia edip hayal kursa da, bunun mümkün olmadığını bizzat tarih bizlere göstermiştir. Kapitalizm var oldukça insanlık hiçbir zaman mutlu olamayacak. Kapitalizm insanlığın giydiği deli gömleğidir. İnsanlığın elini kolunu bağlayan, onu kendisine yabancılaştıran bir mantıksızlık silsilesidir. Bu mantıksızlığın kaynağı, üretimin toplumsal olarak yapılmasına karşın üretim araçlarının mülkiyetinin topluma ait olmamasından geliyor. Böylece üretim araçlarını özel mülk edinen kapitalistler, ekonomiyi ve sosyal hayatı bu mantıksızlık üzerine örgütlüyorlar. Dolayısıyla sosyal hayatta yaşanan bütün gelişmeler; evlilikten tutun da bir insanın yetişmesine, insanlar arasındaki sıradan ilişkilere dek her şey bu mantıksızlık üzerine kurulu.

Kapitalist sistem, kâr üzerine kurulu bir sistemdir. Üretim araçlarını elinde tutan kapitalistin, sermayesine sermaye katmak için kâr etmesi kaçınılmaz bir durumdur. Ve bunun için yapmayacağı şey yoktur. Üretim insanlığın ihtiyacına göre değil, kâr etme durumuna göre belirlenir. Oysa büyük bir çoğunluk, üretimin insanların ihtiyaçlarının karşılanması için yapıldığını sanır. Eğer üretim insan ihtiyaçlarına göre belirleniyorsa, neden dünyada yüz milyonlarca insan aç? Bir tarafta depolarda çürüyen milyonlarca ton yiyecek ve içecek dururken, insanların açılıktan, yoksulluktan ölmesini kapitalistler neyle açıklayabilirler?

Bütün bu çelişkileri örtmek ve söz konusu mantıksızlığa teori uydurmak için kapitalist iktisat denen şey icat edilmiştir. Acaba iktisat gerçekten bir bilim midir? Bu “bilim”e göre amaç, “kıt olan kaynaklarla çok sayıda ve çeşitlilikte insan ihtiyaçlarının karşılanması”dır. Acaba kapitalizm kıtlıktan bolluk mu yaratıyor, yoksa bolluktan kıtlık mı? Kriz dönemlerinde milyonlarca insan açlığa itilir. Ancak bu durum malların kıt olmasından değil, bol olmasından, aşırı üretim bolluğundan kaynaklanır. Depolar ağzına kadar satılamayan mallarla doludur, ancak insanların büyük bir çoğunluğunun bunları satın alabilecek ekonomik güçleri yoktur. Bir yanda ürün depoları ağzına kadar doluyken diğer tarafta insanlar kıtlık çekerler. Demek ki kapitalizm bolluktan kıtlığı bu şekilde sağlıyor. Üretilen onca şeye rağmen kıtlığın oluşması kapitalist sistemin aptalca bir sistem olduğunun bir kanıtı değil de nedir? Kapitalistlerin bilim diye sarıldıkları iktisat, bu mantıksızlığın gizlenmesini sağlamak için oluşturulmuş bir ideolojik silahtır. Bu ideolojik silah olmaksızın zaten kapitalist sistem ayakta duramaz.

Kapitalistler bu sistemin ideal bir sistem olduğu, amacın insanlığın mutlu olmasını sağlamak olduğu yalanını söyleyip dururlar. Örneğin sağlık sektörü kârlı olduğu için kapitalistler buraya yatırım yaparlar. Ancak bir özel hastanenin kâr etmesi hasta insanlara bağlıdır. Eğer siz hastane sahibi bir doktorsanız, insanların sağlıklı olmasını isteyemezsiniz. Çünkü hastalar olmayınca hastane batar. Hastası olmayan özel hastane masraflarını nasıl karşılayacak? O zaman hastanız yoksa, tanrıya insanların hasta olması için dua etmekten başka bir seçeneğiniz kalmıyor. İşte kapitalizm insan doğasıyla böyle bir çelişkiye sahiptir. Kâr elde etmesi insanların hastalanmasına bağlı olan bir sistem nasıl insani bir sistem olabilir ki?

Ekonominin krize girdiği durumlarda kapitalistler krizin aşırı üretimden yani bolluktan kaynaklandığını gizlemek için iktisat teorilerine başvururlar. Eğer bir şeyin fiyatı artmışsa, bunun nedeni arzın talebi karşılamaması olarak gösterilir. Talep deyince insanların aklına doğrudan insanların ihtiyaç duyduğu şeyler geliyor. Halbuki bizim talepten anladığımızla burjuvaların talepten anladıkları farklıdır. Örneğin bir şehirde yüz bin televizyona ihtiyaç varsa ve sadece yirmi bin insanın parası varsa, kapitalistler için talep yirmi bindir. Geriye kalan seksen bin insanın parası olmadığı sürece, talep ettikleri televizyonun bir önemi yoktur. Üreticiler elli bin televizyon üretseler de bunun ancak yirmi binini satabileceklerdir. Geriye kalan otuz bin televizyonsa çöpe atılacaktır. Oysa ona ihtiyaç duyan seksen bin insan vardır. İşte bu mantıksızlığı gizlemek için, kapitalistler, arz talebi karşılamıyor gibi ekonomik yalanlar uydurup bizlere bilim diye yutturmaktadırlar. Bazen ekonomi uzmanları televizyonlara çıkıp birtakım kavramlardan, eğrilerden, grafiklerden bahsederler. Ekonominin yolunda gittiğini, bu eğriler ve grafikler üzerinden açıklarlar. Oysa bunların hayatın gerçekleriyle ilgisi pek azdır. Amaç, olan şeyi karmaşık hale getirip, sömürü düzeninin mantıksızlığının üstünü örtmektir.

Üretimi anarşi üzerine kurulu bu sistem, sosyal hayatı da bu anarşik yapıya göre örgütlüyor. Bütün insanlığın bilinci, burjuva ideolojisinin egemenliğinde sakatlanıyor. Sonuçta hasta bir toplum yaratılıyor. Yetişen her birey kapitalizmin bu mantıksızlığından nasibini alıyor. Şu iyi bilinmelidir ki kapitalizm reformlar yolu ile ıslah edilemez. İnsanlığın hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını sakatlayan ve onu yok oluşa sürükleyen bu mantıksız sistemi ortadan kaldırmaktan başka bir seçenek bulunmuyor. Bunu yapabilecek yegâne güç ise devrimci işçi sınıfıdır. Biz bilinçli işçilere düşen görev, sınıfımızın devrimci öncüsünün Bolşevik temellerde örgütlenmesi için bıkmadan usanmadan çalışmaktır.

Gazi Mahallesi’nden bir Marksist Tutum okuru