Kuran Kursunda Patlama

1 Mayıs Mahallesinden bir eğitim işçisi

1 Ağustos günü Konya’ya 160 kilometre uzaklıkta bir köyde, bir vakfa ait Kuran kursu binasında sabaha karşı 3:45 sıralarında bir patlama meydana geldi. 17 kız öğrenci bu kazada yaşamını yitirdi, 22 kişi ise ağır yaralandı. Medyadan sadece bu kadarını duyabildik. Konya’daki kızların aileleri ne hissetti, tepkileri neydi ya da neden hiç tepki vermediler, bunlara hiç değinilmedi.

Ölen çocukların çoğu yoksul işçi çocuklarıydı. Mevsimlik tarım işçiliği ve hamallık yaparak ailesinin geçimini sağlayan ve Taşkent’in Balcılar beldesinde yaşayan altı çocuk babası Ahmet Özbağrıaçık, yaralı kızları ilköğretim 6. sınıf öğrencisi 13 yaşındaki Meryem ve lise 2. sınıf öğrencisi 16 yaşındaki Fatma’nın iki yıldır yazları Özel Boğaziçi Kız Yurdunda kaldığını belirtiyor. “Kızlarım burada Kuran eğitimi alıyordu. Yurda herhangi bir ücret ödemiyordum” diyor. Ölen çocukların yaşları 13-18 arasında. Kışın okuyabilmek için yazın Kuran kursuna katılmak zorundaydılar. Yani bunların hiçbiri zengin çocuğu değildi.

12 Eylül faşizmi bütün toplum üzerinde öylesine etkili oldu ki, aileler çocuklarının siyaset dışında her şeyi yapmasına razı geldiler. Çocuklarını kimi zaman denetlemek, kimi zaman da okutmak kaygısıyla cemaat, tarikat, Kuran kursu gibi örgütlenmelerin içine attılar. Aynı ideolojiyi destekleyen ve gençleri alıklaştırmaya çalışan sermaye devleti de tüm bunların önünü açtı. ‘80 öncesi mücadele deneyimi olan bir işçi ailesi okulun olmamasının ya da çocuğunu okutamamanın hesabını sorarken, bugün ortalama bir işçi ailesi parasız bir yurt bulduğu için şükreder hale gelmiş durumda. Aileler yurtta çocuğuna ne anlatıldığından habersiz.

Gencecik, sorgulayan, merak eden, yaşamaya istekli zihinlere bu gibi yerlerde “cennet” vaat ediliyor. Aileler kimi zaman kapitalizmin pisliklerinden, uyuşturucudan, tinerden öylesine korkuyorlar ki, ev ev dolaşan ve onları örgütlemeye çalışan cemaatlere çocuklarını kurbanlık koyun gibi sunuyorlar. Sanki gerçekten bu iki uç dışında bir yaşam olamazmış gibi. Oysaki gençlerin bilgilenmeye, sorgulamaya ve yarın ne olacaklarını bilmeye ihtiyaçları var. Ancak işsizlikten, sınıflar arası farklılıktan kaynaklı belirsizlik, gençliği önce boşluğa, ardından hiçliğe sürüklüyor. Yalnızlaştırılan genç, kendini toplumdan soyutlayarak, bir avuç insana tutunarak “Allah korkusu” ile terbiye edilmeye ve coşkusu, enerjisi, geleceği denetim altına alınmaya çalışılıyor. Yaşıtları gibi neden oynamadığını, giyinmediğini, koşmadığını sormadığı gibi, yaşamı da yoksulluğu da kader olarak kabulleniyor. Uzun yıllar aldığı din eğitiminin ardından kendine uygun aynı cemaatin bir erkeği ile baş göz edilip, eşine koşulsuz boyun eğen bir kadın oluveriyor. Kadınlığı da gençliği gibi suskun ve buyruklara uygundur.

Gençlerin, çocukların, yüz binlerce işçinin dinsel duygularını sömürenler, sermayedarlar ve onların cemaat ya da cemaat dışı örgütleridir. Diyanet’e bağlı kayıtlı kuran kursu sayısı 3859 iken kayıt dışı olanların sayısının 60 bin olduğu tahmin ediliyor. Ancak kapitalistler kendi kârına olmayan hiçbir şeye yatırım yapmazlar. Bunları açanların da Allah için değil kendi kârları için buraları açtıkları ortadadır. Ölen işçi çocukları içinse kader deyip geçiştiriverilir olup biter.

Burjuva medya, gençler siyasetle ilgilendiklerinde, parasız eğitim, parasız sağlık istediklerinde, savaşa, evlerinin yıkılmasına karşı çıktıklarında beyinlerinin sosyalistlerce yıkandığını yazar, çizer. Oysa kapitalizm gençleri her gün kendi çıkarı temelinde iş cinayetlerinde, bazen bir cemaatin eteğinin altında, bazen de sokak ortasında öldürüyor. Hem de failinin bu kapitalistler ve onun devleti olduğunu gizleyerek. Burjuvazi gençleri ekmek için dualarla uyuturken, biz onların gözlerini açmaya ve mücadeleye katmaya devam etmeliyiz. Gerçek cennetin ancak yeryüzünde yaratılabileceğini öğretmeliyiz.