Kimiz biz?

Geçen haftalarda gündemde olan konuların başında 'kimlik' tartışmaları geliyordu. Hatırlarsanız şemdinli olaylarından sonra Başbakan, 'Türkiyelilik üst kimliktir. Türk, Kürt, Çerkez .... alt kimliktir' demişti. Bu tartışmalara birçok aklıevvel burjuva 'medyacısı' da katıldı. şimdilik sorun sadece tartışılmakla sınırlı kaldı. Ancak bu bile işçi sınıfı ve Kürt halkı için birçok gerçeği ortaya çıkarmaya yetti.

Benimse aklıma öncelikle 'kimlik nedir?' sorusu geldi. Sözlükte kimlik: ' 1. Kim olduğunu gösteren belge ve 2. insana özgü nitelikler olarak' tanımlanmış. Sonra aklıma hepimizin cebimizde taşıdığı kimlik kartına biraz daha dikkatli bakmak geldi. Üzerinde kimlik kartı değil 'Nüfus Cüzdanı' yazıyordu, ama ben önceki deneyimlerimden iyi biliyordum ki tartışma bu cüzdandan kaynaklanıyordu. Önceki deneyimlerim mi? Anlatayım: sokakta gezerken, mitinge giderken, bazı özel günlerde vs. polis 'göster kimliğini' dediğinde ben özenle bu cüzdanı gösteriyordum. Polislerse gayet özenle bakıp, bazen de karakola davet ediyorlardı!

Demek ki, bu kimliği daha iyi incelemek gerekiyordu. Önüne arkasına baktım (bilirsiniz ki madalyonun önü arkası birbirine benzemez), altına üstüne baktım, sağına soluna baktım, üşenmedim bir de ışığa tuttum ama nafile kimliğin altı da üstü de birdi. Derken bir şeyler dikkatimi çekti.

En başta kimliğim mavi renkti. Mavi renk kimlik benim 'erkek' olduğumun kanıtıydı. Bu kimliklerin bir de pembesi vardı ki, dikkatli vermek gerekiyordu.

Kimliğin en üstünde şu 'kutsal' cümle vardı: 'Türkiye Cumhuriyeti Nüfus Cüzdanı'. Anladım, anladım şu üst kimlik dedikleri bu kimlikti galiba. Yani TC kimliğiâ?¦

Ancak araştırmalarıma ciddiyetle devam ettim. Biraz daha altta bayrak olduğunu gördüm. Bir zamanlar bu bayrak sola bakıyordu da uzun tartışmalar neticesinde bayrak bakması gereken tek doğru yöne baktı. Bayrak şimdi 'gururla' sağa bakıyordu. Hatta şu an itibariyle direkt bana bakıyordu. Üstüm ve sağım emniyetteydi canım. Hiçbir bölücü nifak aramıza giremezdi. Demin de dediğim gibi bayrağın hemen yanında benim fotoğrafım vardı. Bir ara hırsızlara kaptırdığım kimliğimi yeniden çıkartmak için çektirdiğim fotoğrafım. Kendime baktım, aynen polislerin baktığı gibi. Bu kimliği devlet vermişti ya, canı istediğinde en çok onun dikkatli bakma hakkı vardı. Alnı açık, masum ve suçsuz halimden emin olduktan sonra daha bir keyifle devam ettim araştırmama.

Ön yüzdeki kimliğimin orta tarafında bol bol rakamlarla karşılaştım. Okulda matematikle aram, birçoğunuz gibi, iyi değildi. İşte rakamlar burada da yakamı bırakmadı. Devlet çektiğim kopyaların öcünü alıyordu galiba. Bana 19 haneli bir TC Kimlik ve Seri No'su verilmişti. İsmimden, soy ismimden önce bu tuhaf rakamlar, benim kimlik ve vatandaşlık numaramı ifade ediyordu. Olsun bu arada ilk kez 'kimlik' sözcülüğüyle karşılaştım da mutlu oldum. Başbakanından boş bakanlarına kadar mühim insanların aradığı, tartıştığı alt-üst kimliği bulmuştum galiba. Sakın bu esrarengiz numaralarda bir şifre olmasındı? Galiba 'yeni bir ulusun kimliğini işaret ediyorlardı bir cahil halka' diyecektim ki aklım başıma geldi. Biraz dalmışım, çeşit çeşit kimlik rüyaları görmüşüm. Uyandım ve incelememi sürdürmeye devam ettim.

Birden yedi sülalem karşıma çıktı. Ad, soyad, ana adı, baba adı, doğum yeri, doğum tarihi.... Cümbür cemaat kayıt altındayız. Eh, birimize bir şey olduğunda, mesela aniden 'kaybolduğunda' bu kimlik sayesinde devlet bizi şak diye bulup çıkaracaktı herhalde. Bir kez daha devletin bu hassasiyetini takdir ettim. Ön yüzden arka yüze geçtim hızlıca. Bir yandan alt-üst kimlik sorularımın cevabını, diğer yandan insana özgü niteliklerimi arayıp duruyordum bu kâğıt parçasından.

Hemen medeni halim ortaya çıktı. Bekâr mıyım, evli miyim, yoksa dul muyum? İnsana özgü bir nitelik. Her insan evlenmeli, çoluk-çocuk sahibi olmalı. Devletini, milletini, örf ve geleneklerini sevip saymalı. Ancak ben neden hala bekârım diye bir düşünce aldı beni. Yaşımda epey geçmiş. Ama iş yok, ev yok, para yok, kim evlenir seninle diye birtakım kötü düşünceler kafama üşüşüverdi birden. Galiba bu kısmı fazla karıştırmasak iyi olur diyerek devam ettim araştırmama.

Bir başka kişisel nitelik çıktı karşıma, din hanesi. Devlet bizi dinsiz bırakmaz korkma dedim kendi kendime. İnsanların %99'unun bu hanesi aynıydı tabii ki. Ama her nedense bu konuda da tartışmalar bitmek bilmiyordu. Farklı dine mensup insanlar mı vardı? İnsanları tanımak için din hanesi gerekli miydi? Kişinin neye, niçin inandığın bilinmesi mi gerekiyordu?

Ön yüz kadar arka yüzden de sorularıma aradığım cevapları bulamadım. Artık sıkılmıştım. Çünkü geri kalan hanelerde kayıtlı olduğum yer ve cüzdanın verildiği yerler hakkında birçok madde vardı.

Oturup düşünmeye başladım. İnsana özgü nitelikler ve kim olduğumuzu gösteren gerçekler neydi acaba? Burjuva siyasetçilerin yapmak istediği neydi? Herkes biliyordu ki, alt-üst kimlik tartışmasıyla ifade edilen bir yandan 'Türk Milliyetçiliği' diğer yandansa Kürt sorunu ya da Kürt kimliğinden başka bir şey değildi. Yıllarca kimlikleri yok sayılan Kürtlere şimdi bir 'alt kimlik' verilmesi bile, kendini hâlâ devletin sahibi zanneden kapıkulunu kızdırmaya yetiyordu. Burjuvazi sömürge uluslara önce egemen ulusun kimliğini kabul ettirmeye çalışır. Burjuvazinin sömürge uluslara götürdüğü bu kimlik aslında asimilasyon ve soykırım kimliğidir. Sömürgeleri sömürmek ve kimliklerini unutturmak için her yolu deniyor kimlik sevdalıları. Kürtler yıllar yılı Irak, İran, Suriye ve Türk kimlikleriyle baskı altında tutulmaya itiraz ettiler.

Burjuvazi kimlik tartışmalarıyla bir yandan Kürtleri kontrol altında tutmaya çalışırken diğer yandan da Türkiye işçi ve emekçilerine milliyetçilik zehrini bulaştırmaya çalışıyor. Türkiye işçi ve emekçilerine üst kimlik 'onurunu' bahşediyor. Üst kimlik işçi sınıfının değil burjuvazinin kimliğidir. Milliyetçi, faşizan ve sömürücü kapitalist kimliktir. İşçi sınıfının gerçek kimliğini din, dil, ulus veya vatan belirlemez. Unutmayalım ki, burjuva kimlikler ancak işçi sınıfını bölmeye yarar.

Dünyanın her ülkesindeki işçi ve emekçilerin gerçek kimliği sınıf kimliğidir. Tüm tartışma bizlere burjuva bir kimlik kazandırma vesilesiyle devam ediyor. Burjuvazi işçi sınıfını ezen ulusun kimliğiyle suçuna ortak etmeye çalışırken, Kürt halkına da ikinci sınıf vatandaş (bir devlet büyüğümüzün deyişiyle 'sözde' vatandaş) muamelesi yapmayı layık görüyor. Kültürel haklar, alt kimlik üst kimlik gibi konularda fırtınalar koparılırken hiç kimse meselenin özüne yani Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkına değinmiyor. Türkiye işçi sınıfına düşen görev, ezilen bir ulus olarak Kürt halkının haklı mücadelesine sahip çıkmak ve kaderlerini tayin hakkını teslim etmektir. Ancak bu yolla, ileride, insanlığı bölen her türlü alt ve üst kimliklerden kurtulup bir arada yaşayabileceğimiz bir toplum düzeni kurabiliriz.

Marksist Tutum okuru bir işçi