Kaybedilen Çocukları da Unutmayın!
Gazi Mahallesinden bir işçi
“Cumartesi Anneleri”, 25 Nisan Cumartesi günü 213. kez Beyoğlu Galatasaray Lisesi önünde oturma eylemindeydiler. Devletin kolluk güçleri ve kontrgerilla örgütleri tarafından gözaltına alındıktan sonra katledilenlerin yakınları, bu kez kaybedilen çocuklar için bir araya geldiler.
“23 Nisan Çocuk Bayramı” kutlamaları yapıldı bu hafta. Yine çocuklar temsili olarak vali oldular, başbakan oldular, cumhurbaşkanı oldular. Devlet yetkilileri “çocuklar geleceğimizdir” dediler. Çocukları görmek istedikleri kılıklara soktular. Valiler, belediye başkanları, ordu komutanları kalın paltolarının içinde ısınırken, tek tip kısa kollu tişörtlerle soğuktan kıvranan çocukların titreyişini seyrettiler! Bu durumdan utanacakları yerde, “dünyada bir tek bizde çocuklara armağan edilmiş bir bayram var” diye övünebildiler! “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” soytarılıklarına alet edilen çocuklar bilselerdi bu “Ulusal Egemenlik” nice yaşıtlarının kanı üzerinde kurulu duruyor, pişman olmazlar mıydı dünyaya geldiklerine?
Bilselerdi Davut Altunkaynak’ın 12 yaşındayken ağır silahlı askerler tarafından gözaltına alınıp, Filistin askısında dövülerek öldürüldüğünü… Çocuklar yalan bilmez, gördüklerine inanırlar. Çocuklarının psikolojilerini bozmamak için şiddet görüntülerinden uzak tutan analar, babalar, anlatın çocuklarınıza onları nelerin beklediğini. Seyhan’ı anlatın meselâ. 13 yaşındaydı; 9 yaşındaki kardeşi Hazmi ile birlikte ağır silahlı askerler tarafından evinden alındı. Dargeçit Tabur Komutanlığına götürüldüler. İki kardeşi duvara asıp işkence yaptılar. Hazmi bırakıldı, Seyhan’dan 1995’ten bu yana haber alınamıyor.
İlyas 14 yaşındaydı. Kuzeni Zeki ile birlikte İstanbul’da çalışarak biriktirdikleri para ile Şırnak’ta yaşayan ailelerinin yanına dönmek için yola çıkmışlardı. 1994 yılında kontrol noktasında Uzungeçit jandarması tarafından gözaltına alınarak, Uludere İlçe Jandarma Karakoluna götürüldüler. Devlet, İlyas ve Zeki’yi gözaltına aldığını kabul ediyor ama daha sonra serbest bırakıldıklarını söylüyordu. Köylüler ise Zeki ve İlyas’ın helikopterden atıldığını söylüyordu ailelerine. Devletin eline düşen bir daha geri dönmüyordu!
Çayan’ı da anlatın! 15 yaşındaydı Çayan, görme engelliydi. 27 Mayıs 1994’te Lice’nin Dernek köyünden Bolu Komando Tugayına mensup askerlerce dövülerek gözaltına alındı. Çayan’ı gözaltına alınırken köylüler görmüştü, gözaltındayken de görenler vardı. Ama tüm başvurular sonuçsuz kaldı. Çayan da 10 Mayıs 1994’te gözaltına alınan babası Tahsin Çiçek ve amcası Ali İhsan Çiçek gibi gözaltında kaybedildi.
Kaybedilen çocukların ardından ağlayan yakınları soruyor: Davut’a ne yaptınız? Asit kuyularına mı attınız? Seyhan’a ne yaptınız? Toplu mezarlara mı gömdünüz? İlyas’a ne yaptınız? Askeri helikopterle dağlara mı attınız? Çayan’a ne yaptınız? Kazanlarda mı yaktınız?
Analar, babalar! Anlatın katillerin, hırsızların, çapulcu-yağmacıların düzeninde doğan çocukları nelerin beklediğini. Kandırmayın çocuklarınızı, “güzel bir gelecek sizi bekliyor” diye. Güzel bir gelecek için vermiyorsanız el ele, toplayın cesaretinizi ve “Açlıktan ölen Afrikalı çocukları gördük, şükür karnımız doyuyor dedik. Filistinli, Iraklı çocukların parçalara ayrılmış cesetlerini izlerken hiç tedirgin olmadık. Asit kuyularında, askeriyenin kalorifer kazanlarında kaynayan çocukları da duyduk, izledik ama düşünmezsen olmaz dedik, yüzümüzü çevirdik. Sustuk ve katillerin suçlarına ortak olduk” deyin çocuklarınıza. Çünkü öyle!
