Karanlıktan Aydınlığa

Hepimizin hayatında mutlaka bir dönüm noktası olmuştur ve olacaktır. Bir devrimci işçi olarak benim de yaşamımın dönüm noktası, devrimcilikle tanışmakla oldu. Herkes gibi ben de kapitalist düzenin içinde sıradan birisiydim. '80 sonrası kuşaktan olduğum için kendimi şanssız, ama bir başka nedenle de bir o kadar şanslı hissediyorum. şansız hissetmemin sebebi, '80 sonrası sınıf hareketinin ağır bir yenilgiye uğradığı, sınıf mücadelesinin güçsüz olduğu bir dönemde, burjuvazinin fikirleriyle büyümüş olmamdır. Her ne kadar hayatımın belli bir noktasına kadar bu böyle sürse de, bir noktasından sonra doğru bir mücadele anlayışı ile tanıştığım için, kendimi şanslı hissediyorum. Sınıfsal çelişkilerin olabildiğince derin olduğu bir dönemde yaşıyoruz, ancak ne var ki herkes bu sınıfsal çelişkileri göremiyor. Çünkü burjuvazi bunları görmememiz için bize ta çocukluğumuzdan başlayarak kendi egemen fikirlerini enjekte ediyor.

Ben de bu çelişkileri göremiyordum, hem de çelişkilerin en belirgin olduğu bir yerde yaşadığım halde. İstanbul'un bir gecekondu mahallesinde yaşamama, her gün çamurlu yollardan geçmeme, soğukta donmama, kilometrelerce yol yürüyerek okula gitmememe rağmen Türkiye'de sınıfların olmadığını iddia ediyordum. Çünkü bizlere okulda verilen burjuva eğitim ve onun resmi ideolojisi öyle diyordu. Hemen yanı başımızda zenginlerin yaşadığı villalar yükseliyordu, etrafı duvarlarla çevrili bu yere girmemiz bile yasaktı. Bir tarafta sabahları işlerine gidebilmek için sokakları dolduran işçilerin yaşadığı bir işçi mahallesi, hemen yanında, o işçilerin artı-değer sömürüsüyle kendilerine bambaşka bir yaşam kuran burjuvaların yaşadığı yer. Cennet ve Cehennem yan yana. Bütün bunlara rağmen hâlâ onlarla eşit olduğumuzu düşünüyordum, yani burnumun ucunu bile görmüyordum. Devletin iyi yönetilemediğini, eğer sosyal bir devlet olursa bütün bunların ortadan kalkacağını, bütün bunların az gelişmemizden kaynaklandığını, ekonomik kalkınmayla ortadan kalkacağını düşünüyordum her Kemalist gibi ben de.

Çocukluğumdan beri siyasete bir ilgim vardı, bu ilgi ağabeyimin politik birisi olmasından kaynaklanıyordu. Evde sürekli tartışmalar çıkıyordu; bir tarafta aile yani burjuva ideolojisi, bir tarafta ağabeyim ve devrimci fikirleri. Bu çatışmada bazen ağabeyimin tarafını, bazen de ailemin tarafını tutuyordum. Tabii aile baskısı galip geliyordu. Buradan da anlaşıldığı gibi bugün aileler sınıf mücadelesine atılmamızı engelleyen burjuvazinin en küçük yapı birimidir. Kimi zaman ağabeyimin anlattıklarını haklı ve doğru buluyor ve ben de okula gittiğimde bunları anlatmaya çalışıyordum. Ama öğrenciler böyle şeylere uzaktı, onun için beni dinlemekle yetiniyorlardı. Öğretmenlerimle tartışmalar yapıyordum. Öğretmenin anlattıkları da aklıma yatıyordu, bu durum ağabeyimin anlattıklarıyla tezat oluşturuyordu. Öğretmenim Kemalistti. Okulda onun etkisi altında kaldığım için evde ağabeyimle tartışmaya giriyordum, şimdi üzülüyorum ağabeyimi bu kadar yorduğum için. Okula gidişim sürekli olduğundan öğretmenin etkisi de sürekli hale geliyordu. Ama ağabeyimin anlattığı gerçekleri söküp atamadığımdan, aklımca Marksizmle Kemalizmin bir sentezini yapıyordum. Yani aslında ben de solcuydum ve de emperyalizme karşıydım.

Ortaokul ve lise yıllarım bu düşüncelerin etkisi altında geçti. Lise bittikten sonra Kemalizmin etkileri de yıkılmaya başladı. Lisenin bitimi, Türkiye'de milliyetçi dalganın yükseldiği, MHP'nin iktidar ortağı olduğu bir döneme denk gelmişti ve bu ortamda önce milliyetçi duyguların etkisi altında kalmaya başlamıştım. Ancak sonra bu yavaş yavaş kırıldı. Liseden sonra çalışma hayatı da başladı. Gerçi küçük yaşlardan beri çalışmaya başlasam da okul nedeniyle kesintiye uğramıştı. Yaşım artık yirmiye yaklaşıyordu, bu yıllar insanların kendisini, çevresini sorguladığı yıllardır ve zaten onun için burjuvazi bizi bu yaşımızda askere alır, sistemi hayatı sorgulamayalım diye. Tekrar sola karşı bir sempati duymaya başlamıştım ve bir arayış içindeydim.

Artık yaşam yönümü çizmem gerekiyordu. Kısa bir süre sonra İşçi Özeğitim Gruplarının toplantılarına

katılmaya başladım, işte hayatımın dönüm noktası buradaydı. Bu eğitimlerle birlikte işçi sınıfının tarihini, sınıf mücadelesini, Marksizmi, kapitalizmi öğrenmeye başladım. Artık hayatım değişmeye başlıyordu, öğrendiklerimle anladım ki daha önceki hayatım karanlık bir dünyadan ibaretmiş. Ancak bu değişim

hemen olmadı. Yıllardır burjuvazinin fikirleriyle dolmuş birisine sınıf mücadelesini, devrimciliği anlatmak onun o şekilde davranmasını sağlamak sabır gerektiren bir işti, tıpkı sınıf mücadelesi gibi. şimdi yoldaşlarımın neden bu kadar sabırlı olduklarını daha iyi anlıyorum. Yeni bir dünyayla karşılaşmıştım, burada her şey farklıydı, her şeyden önce insanlar arasındaki dostluk, güven ve sıcaklık gözden

kaçmıyordu. Bana öğretilen şey, gerçek bir devrimci olabilmek için sadece teorik bilgi birikimine sahip olmanın yetmeyeceği, bunu yaşamımıza uygulamamız gerektiğiydi. Bu da yaşam tarzımın tamamen değişmesi anlamına geliyordu. Bu yaşam tarzı, egemen sınıfın bizlere aşıladığı bir yaşam tarzıydı ve bu yaşam biçimine ait ne varsa kırılıp atılması gerekiyordu. Bunun yerine devrimci bir yaşamın örgütlenmesi gerekliydi; dostluğun, güvenin, dayanışmanın, bireysel çıkarlara dayanmayan bir yaşamın, yani Bolşevik devrimci tarzın hayata geçirilmesi. Tabii yaşam tarzının değişmesi belirli bir süreç aldı bende, bunu ne kadar kırdıysam devrimciliğe de o kadar yaklaştım.

Eski alışkanlıklardan sıyrılmak tıpkı doğum sancısı gibi bir şey. Önce bir çelişkiye düşüyor insan, bilinç geliştikçe çelişki aşılıyor. Yoldaşlarımı çok uğraştırdım, ama şimdi bunu başardım desem de her şey devrimci ideolojinin ve bu yaşam tarzının korunmasıyla sürecektir. şimdi yaşamımdan şu sonucu çıkarıyorum, eğer doğru bir yaklaşım tarzı olmasıydı, belki de bugün hayatımı burnunun ucunu görmeyen bir budala olarak sürdürecektim. Beni kapitalizmin pisliklerinden çekip çıkardıkları için başta ağabeyim olmak üzere diğer tüm yoldaşlara minnettarım, ancak şunu da biliyorum ki bu minnettarlık kuru bir minnettarlık değildir. Bugün kapitalist sistemde kurtulmayı bekleyen milyarlarca insan var, tüm yaşamımı işçi sınıfının mücadelesi için harcayamazsam, devrimci yaşamı sürdüremezsem bu borcu ödeyemem. Bugün kendimi çok şanslı olarak görüyorum, çünkü geçmiş kuşağın yaşamış olduğu ideolojik politik çarpıklığı yaşamadım. Stalinizme bulaşmadan Marksizmi doğru bir şekilde öğrenme olanağı buldum. şimdi dünya işçi sınıfı enternasyonalist bir önderlik bekliyor, işçi sınıfının kurtuluşu ancak böyle enternasyonalist, Bolşevik bir parti önderliğinde olabilir. Bana düşen ise bu önderliğin bir neferi olarak kapitalizme karşı savaşmaktır.

Yaşasın Devrimci Mücadelemiz!

Topkapı'dan devrimci Marksist bir işçi