Kapitalizmin Kutsal Ailesi

Kapitalist sistemin egemenliğinde yaşadığımız bu dünyada, burjuvazi aileyi kurumsallaştırarak kendi ideolojisini daha çocuk yaşta bizlere aşılıyor. Kapitalizm kadın, erkek ve çocuk arasındaki bağı aile adı altında kutsuyor ve her ferdine yapmakla yükümlü olduğu farklı görevler biçiyor. Çevremizdeki aile ilişkilerine baktığımızda görüyoruz ki, sisteme entegre olmuş ailelerde şiddet, baskı ve boşanmalar yoğun bir şekilde yaşanıyor.

Kapitalist sistemde patronların tek düşündükleri şey kârlarıdır. İşçisinin ertesi gün çalışabilecek durumda olması onlar için yeterlidir. Dolayısıyla bir işçi karnını ancak doyurabileceği kadar ücret alır ve bununla yetinmek zorunda bırakılır. Fakat bu ücret çoğu kez ailesinin diğer bireylerinin karınlarını doyurmaya yetmez ve aile içinde geçim sıkıntısından kaynaklı olarak pek çok sorun da ortaya çıkar. Fakat genellikle sorun kapitalist sistemde değil, eve para getirenlerin kişisel yeteneksizliklerinde vs. aranır.

Kapitalist sistem bir taraftan kutsal ilan ettiği ama diğer taraftan da açlık, işsizlik ve yoksulluğun pençesinde yaşamaya mahkûm ettiği bir aile yaratmıştır. Bu kutsal aile, 'saygı'nın insana ilk öğretildiği kurumdur aynı zamanda. Önce orada öğreniriz anneye, babaya 'saygısızlık' yapılmaması gerektiğini. Öylesine geri değerlerle yetiştiriliyoruz ki, büyüklerin yanında konuşmak dahi neredeyse saygısızlık olarak algılanıyor. Bu ailede başlıyor, sonra okulda, sonra işte ve en nihayet hayatımızın her alanında. Anneye babaya saygı, öğretmene saygı, işverene saygı, devlet büyüklerine saygı. Bize asla insana saygı öğretilmiyor. Çünkü sen insanı insan olarak görmeye ve her insanın saygıyı hak ettiğini ve dolayısıyla aynı koşullarda yaşamayı da hak ettiğini düşünmeye başladığında tehlike başlar. Örneğin aile içinde senin de bir birey olduğunu ve herkes kadar saygıyı hak edip herkes kadar konuşabileceğinin farkına varabilirsin. Ya da işvereninin de senin gibi etten kemikten olduğunu ama ne hikmetse oturduğu yerden milyon dolarlar kazandığını fark edip bunu sorgulamaya başlayabilirsin. 'Neden yaşam koşullarımız aynı değil?' Burjuvazi kutsal aile bağlarının ne kadar güçlü ve etkili olduğunu fark etmiş olacak ki, devletin arkasına bile bir baba yakıştırması koyuvermiş. Çok duymuşsunuzdur 'Allah devlet babaya zeval vermesin' dendiğini. Eh devlet baba da en az kendi baban kadar saygı göstermen gereken bir şey!!!

www.marksist.com internet sitesinden okuduğumuz bir yazıda ailenin ve sistemin genç kuşakları ne hale getirdiğini çok net görüyoruz. Bu alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyoruz:

'80 öncesinde gençler arasında yapılan bir ankete göre gençlerin en çok istedikleri şey özgürlükleri olurken, bugün aynı anketin sonuçları en çok istenenin para olduğunu gösteriyor. Bu gençliğin nasıl yozlaştığını, yozlaştırıldığını, insani değerlerden uzaklaştırıldığını gösteriyor. Sorumluların bir kısmı yeni işçi kuşağının kendisine baş kaldırmasını engellemek isteyen burjuvazidir, medyasıyla, eğitim sistemiyle, yarattığı yoz kültürle aile kurumuyla ve devlet aygıtıyla. Tüm bunlar el ele vererek gençlerin sisteme boyun eğen zavallı bireyler haline gelmesi için uğraştılar. Arkadaşlık, dostluk ilişkilerinin para ilişkisi olarak belirlendiği, kolay para kazanma derdinden daha önemli bir derdin olmadığı, iş arkadaşlarıyla aynı sorunları paylaştığını düşünmeyen ve bunlardan dolayı da bireysel kurtuluşunun her türlü yolunu arayan bir gençlik yaratıldı.' (12 Eylül Kuşağı: Niye Yenildiğini Anlamamış Bir Kuşağın Çocukları)

Yazıda bahsedildiği gibi bizler de 12 Eylül sonrasının yarattığı o gençlerdendik. Sendikal örgütlenme mücadelemiz süresince, kapitalist sistemin bizleri ailemizi de kullanarak nasıl cendereye aldığına, yaşayarak tanık olduk. Örgütlenme için zaman ayırmamız gerektiğinde 'sen kızsın erkekler yapsın' ya da örgütlenme açığa çıkıp da mesailer bittiğinde 'bak gördünüz mü bir ekmek kapısını açalım derken diğerini kapattınız' gibi sözler duymak bizleri önceleri şaşırtmıştı. Ama kapitalist sistemi daha iyi tanımaya başladıkça bunun ne kadar doğal olduğunu anladık. Kapitalist sistem bizleri yalnızca işyerlerimizde, çalışma alanlarımızda kıskacı altına almakla kalmıyor, tüm aile ilişkilerimizi de bizzat sistemin kendisi belirliyor. Bu sistem, insanları su kadar, hava kadar paraya da muhtaç kıldığı için, paraya tapar hale getiriyor. Yaşanan tüm ekonomik sorunlar aile içinde şiddeti ve baskıyı doğuruyor. Geçim sıkıntısı çeken ya da daha iyi şartlarda yaşamayı arzulayan ama içinde bulunduğu yaşam koşullarının kaynağının kapitalist sistem olduğunun farkında olmayan her birey, doğal olarak suçlayacak birini arıyor. Bu da genel olarak en yakınımızdaki kişiler, eşimiz, annemiz, babamız kimi zaman da kardeşlerimiz oluyor. Oysaki daha iyi bir dünya, herkesin yeteneğine göre topluma katkıda bulunduğu ve ihtiyacı kadar üretilen maldan pay aldığı bir dünya pekâlâ mümkün. Yeter ki yaşadığımız sorunların kaynağının kapitalist sistem olduğunun farkını varalım ve bu sistemi yıkmak için mücadeledeki yerimizi alalım. Yaşadığımız sorunlardan kurtulmak için örgütlenmek ve doğru mücadele yöntemleriyle mücadele bayrağını yükseltmek bizlerin en önemli görevidir. Eğer insanca yaşamak istiyorsak, bu dünyayı değiştirmek için önce kendimizi değiştirmekten yola çıkarak, tüm insanlığın kurtuluşunun yolunu açacak bilimi, Marksizmi öğrenerek adımlarımızı güvenle atmalıyız.

Kahrolsun ücretli kölelik düzeni! Yaşasın devrim ve sosyalizm!

Marksist Tutum okuru tekstil işçileri