Kapitalizm Altında Eşitlik Yalanları

Pendik’ten bir Marksist Tutum okuru

Burjuva devletler yasalarına ve anayasalarına eşitlik sözlerini ve yasaların herkese eşit uygulanacağını yazarlar. Oysa işçi ve emekçileri kandırmak için yalanların bir tülle örtülmesinden başka bir şey değildir yazılanlar. TC devletinin anayasasında eşitlik ilkesi şöyle yazılı: “10. madde: Kanun karşısında herkes eşittir.” Peki, bu madde burjuva sınıftan biriyle işçi sınıfından birine aynı mı uygulanır? Elbette ki hayır!

12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumla 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin ardından anayasaya konan geçici 15. madde kaldırılmıştı. Bunun sonucunda başta dönemin cuntacı 5 generaline yargı yolu açılmıştı. Faşist “paşaların” üçü öldüğü için haklarında soruşturmaya lüzum görülmedi. Henüz yaşayan cunta başı Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında ise soruşturma başlatıldı. Faşist generalleri koruyan 15. madde 12 Eylül 2010’da kaldırıldı, ama ortada hâlâ dava yok, 8 ay sonra bir soruşturma açıldı o kadar. Üstelik bırakın bu eli kanlı faşistlerin diğer “suçlular” gibi yaka paça gözaltına alınıp ellerine kelepçe vurularak mahkemeye götürülmelerini, saygıda kusur etmeden ifadelerine başvuruldu. Ne zaman gelmek isterlerse gelebilirlerdi ifade vermeye. “Uygun olduğunuz bir gün biz gelip size birkaç soru sorarız izninizle” denerek mesaj gönderildi kendilerine. Bu faşist generallerin ifadelerinin alınması da tam yılan hikâyesine döndü. “Paşa ifadeye çağrıldı”, “paşanın ifadesi evinde alınacak”, “paşa ifade vermem dedi”, “paşa pişman değilim, bugün olsa yine yapardım dedi”, “paşa savcıya tatile gidebilir miyim diye sordu” gibi başlıklarla birbirinin aynısı haber ve yorumlar burjuva medyada uzayıp gitti. Fakat faşist generallerin önünde esas duruşta bekleyen savcılar, Ankara’da yürüyemeyen ve göremeyen Dursun Erselligil hakkında 45 liralık su faturasını ödeyemediği için hiç gecikmeden dava açtılar.

Erselligil tekerlekli sandalyesinde polis eşliğinde mahkemeye götürüldü. Devletin “tarafsız” hâkim ve savcıları, 45 liralık su parasını ödeyemeyen, yürüyemeyen ve göremeyen yoksul birini tekerlekli sandalyesi ile mahkeme salonuna getirttiler. Mahkeme heyetinin arkasında büyük harflerle şu yazılıydı: “Adalet mülkün temelidir.” Mahkeme heyeti, yürüyemeyen, görmeyen kendi ihtiyaçlarını bir başkasının yardımı olmadan gideremeyen Dursun Erselligil’i cezaevine atarken nasıl yaşayacağını sormak bir yana, ayağa kalkmadığı için yaşlı adamı “yüce mahkemeye” saygı göstermedi diye azarlamıştı. Aslında mahkeme heyeti, Dursun Erselligil üzerinden işçi ve emekçilere, “sakın ha kendinizi paşalarla karıştırmayın, siz de Dursun Erselligil gibi işçi-emekçi sınıftansınız. Faturanızı zamanında ödemezseniz sizi de hapse tıkarım” mesajını vermiştir.

Burjuva devlet gerçekleri gizler. İşçi ve emekçilerin gözüne perde çekmek ister. Bu perdenin ardında sakladıklarının ancak ve ancak görülmesini istediği kadarını işçilere gösterir. Bu eşitsiz uygulamaların kendi üzerine düşen kısmını yerine getirir burjuva devletin her kurumu. Polis işten atılan işçiyi değil, işçiyi haksız ve düzmece gerekçelerle işten atan patronu ve mülkünü korur. Patronu değil işçiyi gözaltına alır. Bunun adı da “iki tarafa da eşit davranmak” olur. Polis, işten atıldığı için fabrikanın önünü terk etmeyen işçilere “Burada beklemeniz yasak. Gidin hakkınızı yasal yollardan arayın” diyerek onları fabrika önünden uzaklaştırmaya çalışır.

“Yüce” mahkemeler Kürt halkının seçilmiş temsilcilerini elleri kelepçeli, tek sıra ayakta bekletir. Kürtler kendi anadillerinde savunma yapmak istediklerinde “bilinmeyen” dilde konuştukları gerekçesiyle mahkeme salonundan sürüklenerek çıkartılırlar. Yıllarca mahkemeye çıkartılmadan cezaevinde tutulurlar. 12 Eylül 1980’de işçi sınıfının tüm örgütlerini dağıtan, binlerce işçiyi işkenceden geçiren, cezaevlerine tıkan, 17 yaşındaki gencecik fidanları ipe çeken eli kanlı faşist cuntanın başı Kenan Evren’in ise ifadesi evinde alınır.

İfadesini almaya giden savcı süklüm püklüm söze şöyle başlıyor: “Paşam 12 Eylülde niçin darbe yaptınız?” Evren de kendi evinde, özel koltuğunda oturarak “Ülkeyi içinde bulunduğu durumdan kurtarmak için yönetime el koyduk, şimdi aynı koşullar olsa yine aynısını yapardım. Pişman değilim” diyor. Siz bunu şöyle okuyun: “Patronlar bizim yönetimi ele almamızı istediler. İşçiler öyle örgütlüydü ki patronlar kan ağlıyordu. Grevler birbirini izliyordu. Patronlar, nefes alamıyoruz, bir an önce darbe yapın, işçiler ve onların örgütleri ezilmeden gülme sırası bize gelmeyecek dediler!”

Burjuvazinin dili, gözü ve kulağı olan burjuva medyanın görevi ise işçi ve emekçilere burjuvazinin mesajını iletmek için her yöntemi kullanmaktır. Örneğin yürüyemeyen ve görmeyen yoksul adamın cezaevine götürülüşünü arkadan çok hüzünlü bir fon müziği eşliğinde verir. Haber sunucusu yüz ifadesiyle ne kadar üzgün olduğunu göstermeye çalışır. %85 görme engelli ve kanser hastası siyasi tutsak Hediye Aksoy, Erol Zavar ve diğerleri ağır ağır ölüyorlar Güler Zere gibi. Ama bıraktık tahliye edilmeyi hastaneye bile götürülmüyorlar. Oysa Aziz Yıldırım, tutuklu “paşalar” veya Mehmet Haberal istedikleri hastanelerde özel odalarında, özel bakıcılar tarafından bakılıyorlar. Yasaya göre tutuklu ve hükümlüler haftada bir kere sadece birinci dereceden akrabaları yani anne, baba, eş, çocuk ve kardeşleriyle görüşebilir. Ayda bir yapılan açık görüşte ise anne, baba, eş ve çocuklarıyla görüşebilir. Peki, nasıl oluyor da Ergenekon, Balyoz tutukluları, Aziz Yıldırım ve diğer şike sanıkları her gün akrabası olmayan kişiler tarafından ziyaret edilebiliyor? Hani kanun karşısında herkes eşitti?

Burjuvazi kulağımıza çok güzel gelen “eşitlik” sözünü, milyonlarca işçinin sömürüyü görmesini engellemek için kullanır. Sömürü düzenini devam ettirmek için elinden geleni yapmaya devam edecektir burjuvazi. Onların yasalarında, anayasalarında ne yazarsa yazsın, sömürü düzenine kanmayalım, boyun eğmeyelim. Devrimci işçi sınıfının ayağa dikilip insanın insanı sömürmesini yok etmesi için çalışalım. Sömürü sistemi olan kapitalizm yıkılmadan adalet ve eşitlik olamaz. Herkesin eşit ve özgür olacağı günler mücadeleyle kazanılacaktır.