İşsizlik Gerçeği
Gazi Mahallesinden bir büro işçisi
Yaşanan ekonomik krizi bahane eden patronlar sınıfı, milyonlarca işçiyi işten atarak krizin faturasını işçi ve emekçilere ödetmek istiyorlar. İlk önce krizin sadece finans sektöründe çıktığını kabul eden patronlar, bu sektördeki on binlerce işçiyi işten attılar. Ancak yalanlar çuvala sığmayınca krizin küresel bir kriz olduğunu söyleyip bütün sektörlerdeki işçileri işten çıkarmaya başladılar.
Bütün bunlara rağmen patronlar sınıfını temsil eden hükümetler, işsizliğe karşı önlem aldıklarını, yeni istihdam alanları yaratacaklarını, devletin binlerce işçiye iş sağlayacağını söyleyerek bizleri aldatmaya çalışıyorlar. Çünkü kendi istatistik kurumlarının yaptığı araştırmalar bile işsizlik gerçeğini saklamaya yetmiyor.
Türkiye İstatistik Kurumunun Şubat ayına ilişkin açıkladığı işsizlik oranı %16’yı geçiyor. Ne var ki gerçek işsizlik oranı açıklanan rakamların çok üstündedir. Sadece 1 yıl içinde 1 milyon 735 bin sigortalı işçi işten atılmıştır.
Peki bizler için işsizlik ne anlama geliyor? Her şeyden önce işsiz kalan milyonlarca işçi, açlığın ve yoksulluğun pençesine düşmüş durumdadır. Artan işsizlik, sendikal örgütlenmenin de önünde bir engel haline gelmiştir. İşçi sınıfının örgütsüz olduğu bir durumda işsizlik patronların en büyük baskı aracıdır. İşsizlikteki yükselişle birlikte ücretler düşmüş, çalışma saatleri artmıştır.
İşten atmalarla birlikte özellikle sendikal örgütlenmenin önü kesilmeye çalışılmaktadır. On binlerce sendikalı işçi işten çıkartılmış, mücadele vermeye çalışan işçiler kriz bahane edilerek işten atılmışlardır. Patronlar sınıfı işsizliği bahane ederek ücretleri aşağı çekmektedir. Çünkü işe yeni alınan işçilere, daha önce çalışan işçilerden çok daha düşük ücretler dayatılabilmektedir. Yani patronlar sınıfı kârına kâr katarken, işçi sınıfı açlık ve yoksullukla baş başa kalmıştır.
Bütün bu tablo karşısında, işsizliğe çare bulacağını söyleyen AKP hükümeti ne yapmıştır? Yaptıkları az buz değildir! Evvelâ asgari ücrete %4 yani günlük 70 kuruşluk bir zam yapılmış, ardından elektrikten suya, iğneden ipliğe her şeye zam gelmiştir. Son olarak da İstanbul’da toplu taşıma araçlarına zam yaparak, işsizliğe karşı nasıl önlem aldığını, krizin faturasını emekçilere nasıl çıkaracağını göstermiştir.
Sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada milyonlarca işçi işten atıldı. Buna karşı dünyanın birçok ülkesinde işçi sınıfı patronların bu saldırılarına karşı grev ve direnişlerle cevap veriyor. Özellikle Yunanistan işçi sınıfının verdiği mücadele, işçilerin yaptıkları grev ve gösteriler, Yunan egemenlerinin yüreklerini ağızlarına getirmiştir.
Türkiye’de de krize karşı mücadele, patronların saldırısına karşı grev, direniş ve fabrika işgalleriyle başlamıştır. Özellikle Sinter işçilerinin işten atılmaya karşı fabrikada direnişe geçmeleri ve direnişi hâlâ devam ettiriyor olmaları sınıf mücadelesi açısından oldukça önemlidir. Bütün dünyada sömürü düzenine karşı işçilerin tepkisi ve öfkesi artmıştır. Patronlar sınıfına krizin faturasının ödettirilmesi ve yapılan saldırılara karşı durulması için işçi sınıfı dünya çapında dayanışmayı yükseltmelidir. Fabrikalarımızda, işyerlerimizde, mahallelerimizde örgütlenmeli, işçi komitelerimizi kurmalıyız. Tek kurtuluş yolu, bu sömürü düzenini kökünden yıkıp atmaktır. İşçi sınıfının önderlerinin dediği gibi, işçi sınıfının zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi yoktur.
Yaşasın işçi sınıfın uluslararası mücadele birliği!
