İşçi Sınıfı Ve Futbol

Hangi dilden, hangi ırktan, hangi ulustan olursak olalım biz işçilere dayatılan kültür egemen sınıfın kültürüdür. Bu kültür bizi iş ve yaşam koşullarımıza, birbirimize, ürettiklerimize, doğaya, insani değerlere yabancılaştırıyor, bizi yozlaştırıyor. Bunu yaparken de bizden alıp götürdüklerinin farkına varmamızı engelliyor. Bir kısmımız bu etkilerin farkına varsak da sorunun neden kaynaklandığını bir türlü kavrayamıyoruz. Çünkü tüm zamanımızı, zihnimizi kendi ideolojisiyle kaplıyor. Ailemiz, okulumuz, televizyonlar, gazeteler ve hayatın aklımıza gelebilecek her alanı bu düzenden farklı bir dünya olamayacağı aldatmacasını yayıyor. Bunu en iyi yaptığı araçlardan biri de futbol.

Çoğu insan için futbol basit bir eğlence aracı olarak görünse de, burjuvazi için çok daha derin anlamlar taşıyor. Kapitalizm doğası gereği rekabetçi ve yayılmacıdır. Kendi kültürünü, rekabetini, dar ulusal sınırlarda tutmaz. Kurallara dayalı bir takım oyunu olmanın ötesinde futbol kültürü Türk işçisi için ne ifade ediyorsa İngiliz, Alman, İtalyan vs. işçileri için de aynı şeyi ifade eder. Eğitim düzeyi, yaşı ne olursa olsun milyonlarca işçinin gündeminde daima yer alarak etkisini sürekli kılar. Böylelikle işçilerin gündeminde kendi sorunları ve yaşam koşulları olması gerekirken, takımlar, transferler, goller, ligler, liderler, kupalar, kulüpler, federasyonlar, teknik direktörler vb. yer alır. Sıradan bir işçi, evine götürecek ekmeği zor bulur ancak bunun neden kaynaklandığına kafa yormaz. Çünkü burjuvazi başka birçok araç gibi futbolu da devreye sokar; işçi yenilen takımını kendine dert edinir veya kazanan takımıyla teselli bulur, mutlu olur. İşyerindeki, mahallesindeki işçi kardeşiyle yan yana geldiğinde sohbetlerinin içeriği bellidir.

Burjuvazi bu noktadan itibaren gündemimizin dümenini eline almıştır ve ideolojik saldırılarının kapsamını, boyutlarını genişletebilir. Farklı takımların taraftarı olmak işçiler arasındaki suni ayrımları güçlendirir. Uluslararası karşılaşmalardan önce estirilen milliyetçilik rüzgârları maçın sonucuna göre yeniden şekillenir. Kazanan taraf savaşın galibi olan bir ordu gibi zafer sarhoşluğu yaşarken burjuvazi için yeni yasaların, zamların, sömürü politikalarının örtüsü hazırdır. Kaybeden taraf ise milliyetçilik rüzgârlarının şiddetiyle diğer uluslara olan kinlerini bileyerek rövanşa hazırlanır. Takımlarıyla özdeşleşen taraftarlar, takıma gelecek her türlü hakareti, yenilgiyi, hatta bir sarı kartı bile kişiliğine gelmiş bir saldırı olarak algılarlar. Bu durumla birlikte şiddet ve saldırganlık daha da ön plana çıkar. Uzun yıllardır sahalarda erkek-egemen kültüre, küfürlere, dayağa şahit olduk. Fakat bugün şiddet öyle boyutlara ulaştı ki sahalarda, sokaklarda, kahvehanelerde futbol cinayetleri bile alışıldık bir durum oldu.

Son zamanlarda gazetelerin köşe yazıları, tartışma programları, haber bültenleri şiddetin futbola etkilerini işliyor. Ama hangi yönüyle!? Futbola ilgi duyan kitlelerin bu ilgilerini kaybetmeleri burjuvazinin istemeyeceği bir şeydir. Çünkü hem kitleler üzerinde önemli ideolojik saldırı araçlarından, hem de en kârlı sektörlerinden birini yitirmeyi göze alamaz. Bilet ücretleriyle, bahis oyunlarıyla, bol reytingli televizyon programlarıyla, yüksek tirajlı gazeteleriyle, reklâmlarıyla, mafyasıyla, kara para aklamalarıyla futbol devasa bir sektördür.

Kapitalizm iğrençliğini her şeye bulaştırıyor. Basit bir takım oyunundan bile kapitalizm koşulları altında kan ve irin damlıyor. Bize verilenle, öğretilenle yetinmemek, sorgulayıcı olmak, bu düzende yaşıyorsak en masum görünen şeylerin bile arkasında kapitalistlerin kirli emelleri olebileceğini unutmamak gerekiyor. Onlar sınıf olduklarının farkındalar ve kendi çıkarlarına hizmet edecek ne varsa kullanıyorlar. Bizim emeğimiz, alınterimiz üzerinden ve kültürel yozlaşmamız pahasına sefahat düzenlerini idame ettiriyorlar. Ya bizler? Bunu mu istiyoruz? Başka bir dünyanın mümkün olduğunu bilmiyorsak bunun bizim kaderimiz olduğunu zannederiz. Halbuki insanın insanı sömürmediği, insanca yaşanan bir dünya mümkün. Üretici güçlerin ve üretim araçlarının gelişkinlik düzeyi bu zemini çoktan yaratmıştır. Pusulamız devrimci Marksizm kapitalizmi çözümlemekle kalmamış, bize bu zemin üzerinde işçi sınıfının tarihsel rolünü nasıl gerçekleştireceğini ve nasıl başka bir dünya yaratacağını göstermiştir. İşçi sınıfı bu bilince ulaşmadığı sürece burjuvazinin tüm oyunları amacına ulaşacaktır. Bizler de kendi sınıfımızın çıkarlarını unutup, burjuvazinin ekmeğine yağ sürmüş oluruz. O halde amacımız pusulamızı, rotamızı şaşırmadan insanlığın kaderini değiştirme mücadelemize daha çok işçi kardeşimizi katmak olmalıdır. Yeni işçi kuşağı ancak bu yolla zihin bulanıklığından kurtulur ve burjuvazinin yoz kültürü yerine dünyanın tüm güzelliklerinin ortakça paylaşıldığı bir yaşamı var edilebilir. Ancak bu sayede bilim de, sanat da, spor da, bir ezme-ezilme aracı değil, insanlara mutluluk veren paylaşımlar, uğraşlar olacaktır.

Annelerin ninnilerinden

spikerin okuduğu habere kadar,

yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,

anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,

anlamak gideni ve gelmekte olanı.

Kartal'dan Marksist Tutum okuru bir işçi