İşçilerin Avrupa Hayalleri

Türkiye'den Avrupa ülkelerine göç edip oralarda yaşayan işçilerin, Türkiye'deki işçilerden çok farklı bir hayatları yok. Fransa'da yaşayan bir işçi arkadaşımın sohbet esnasında çalışma ve yaşam koşullarıyla ilgili anlattığı şeyler, dünyanın neresinde yaşıyor olursak olalım, biz işçilerin yaşadığı sorunların ortak olduğunu gösteriyor. Onlar da sabah kalkıp işlerine gidiyor, günün en az sekiz saatini fabrikada çalışarak geçiriyorlar. Gün bitip evlerine ulaştıklarında ise artık çocuklarıyla ilgilenecek kadar bile enerjileri kalmamış oluyor. Geriye enerji harcamadan yapılabilecek tek bir şey kalıyor o da televizyon seyretmek. Bizlere ne kadar da tanıdık gelen bir yaşam tarzı.

İşçinin tek bir yerde çalışarak aldığı ücretle geçinmesi mümkün olmuyor. Dolayısıyla ek bir iş yapması gerekiyor ki, ailesinin ve kendisinin en temel ihtiyaçlarını karşılayabilsin. Türkiye'de olduğu gibi, kapitalizmin daha gelişkin olduğu Fransa gibi ülkelerde de ev sahibi olmak, işçiler için ya hayal, ya da insanüstü bir tempoyla gece gündüz çalışmayı gerektiriyor. Tabii eve sahip olduğunda da o evde geçirecek zaman kaldıysa!

Fransa'dan gelen işçi arkadaşımın anlattıklarından; sağlık sisteminin giderek daha kötüye gittiğini, eskiye oranla daha yoğun tempoyla çalıştırıldıklarını, yaşam standartlarının gittikçe düştüğünü öğrendim. Türkiye'den gidip başka ülkelerde çalışan işçilerin, tıpkı Romanya ya da Yugoslavya gibi ülkelerden gelip Türkiye'de çalışan işçiler gibi, bir 'yabancı işçi' olma sorunu da var. Göçmen işçi oldukları için en ağır ve pis işlerde bu işçiler tercih ediliyor. Ayrıca, o ülkenin vatandaşı olan işçiler, ücretleri düşürdükleri, sigortasız çalıştıkları ve işsiz ordusunu çoğalttıkları için göçmen işçilere düşman gözüyle bakıyorlar. Çalıştıkları ülkelerde yıllarca kalan, oralarda yaşayan, çocuklarını büyüten bu işçiler, içinde bulundukları topluma uyum sağlayamama nedeniyle de bir yığın sorun yaşıyorlar. O ülkenin kültürü ile kendi kültürleri arasında sıkışıp kalmamak veya kendilerini yalnız hissetmemek için, kendi vatandaşlarının toplaştığı getto gibi bölgelerde yaşıyorlar. Yeni nesil ile bu durum kısmen değişime uğramış olmakla birlikte, yaşlı kuşak için hâlâ geçerliliğini koruyor.

Avrupa'da yaşayan işçilerin, orada birçok şeyden kısıp biriktirdikleri paralarını Türkiye'ye geldiklerinde biraz daha rahat harcamaları, Türkiye'de yaşayan işçilerde bir yanılsama yaratıyor. Sanki oralarda daha çok para kazanılıyor ve çok daha rahat yaşanabiliyormuş gibi düşünceler üretiliyor.

Türkiye gibi ülkelere göre, Avrupa'da yaşam standartlarının biraz daha yüksek olduğu doğrudur. Fakat yaşam standartlarımızdaki bu fark, o ülkelerin burjuvazilerinin işçilerini düşünerek yaptıkları bir bağış değil elbette. Çünkü kapitalist sistemden bahsediyorsak eğer, mücadele etmeden hiçbir şey elde edilemez. Avrupa'daki işçiler de bugün var olan kazanımlarını mücadele ederek elde ettiler. Avrupa ve Amerikan işçi sınıfının kanları pahasına elde ettiği birçok kazanım, bugün Türkiye işçi sınıfının da çalışma ve yaşam koşullarını değiştiren kazanımlardır.

Ne var ki burjuvazinin işçi haklarına saldırısı, dünya genelinde gün geçtikçe daha da artıyor. Avrupa'da işçi sınıfının nice mücadelelerle elde ettiği kazanımları patronlar sınıfı bir çırpıda geri alamıyor. Türkiye'de ise işçi sınıfının dağınıklığı ve sendikal alanda bile örgütsüz oluşu, kazanımlarımızın daha hızlı ve kolayca elimizden alınmasına neden oluyor. Dünyanın birçok ülkesinde işçi sınıfının durumu bundan ibaret. Avrupa'da kapitalist sınıf işçi sınıfının kazanımlarına nicedir saldırıyor. Ama örgütlü mücadele geleneği, sırasında birçok saldırının geri çekilmesini de sağlıyor. En azından bugün Türkiye'ye kıyasla Avrupa'da işçiler, saldırılara karşı tepkilerini daha örgütlü bir biçimde gösterebiliyorlar. Bunun en yakın örneği ise geçtiğimiz ay Fransa'da işçi sınıfının hayatı durduran genel grev eylemleridir.

Bizler yaşamlarımızı sürdürebilmek için nerede olursa olsun çalışmak zorundayız. Sorunlarımızdan ülke, şehir veya iş değiştirerek kurtulamayız. Kapitalizm bütün dünyayı sarıp, pisliklerini her tarafa yaymıştır. Kapitalizm her yerde kapitalizmdir ve aynı şekilde dünyanın neresinde olursak olalım işçi de her yerde işçidir. Biz işçiler kapitalist sistemi tanıyıp, onurumuz, geleceğimiz, çocuklarımızın geleceği için ona karşı mücadele vermeliyiz. Bu mücadelemizi doğru bir şekilde verebilmemiz için bize gerekli olan mücadele araçlarımızı şimdiden edinmeliyiz. Bunu yapabilmek de kendi sınıf çıkarlarımızı bilmeyi, örgütlenmeyi ve bilinçli bir işçi olabilmeyi zorunlu kılıyor. Kendi fenerimize, Marksizmin ışığına doğru yürümenin zamanıdır. Kurtuluşumuz ancak bu yolla mümkündür.

İNSANCA YAşAM İÇİN KAPİTALİZMİ YIKALIM!

Marksist Tutum okuru bir büro işçisi