Ankara'da Hükümetle Sendika Bürokrasisinin Toplu Sözleşme Müsameresi

Bugünlerde Ankara sokakları hareketli. Hükümetle kamuda çalışan memur statülü işçilerin temsilcisi sendikalar arasında sürdürülen toplu görüşmeler sebebiyle, her konfederasyon ne kadar mücadeleci olduğunu gösterme telaşına düştü. İşçilerin bilinçlenmesi ve hak alma mücadelelerine girişmesi için öncülük etme konusunda bunca zaman kılını kıpırdatmayanlar, bugün dostlar alışverişte görsün misali gösteriler düzenliyorlar. Hükümet temsilcileri ile sendika bürokratlarının başrol oynadıkları bir müsamereden başka bir şey olmayan toplu görüşmelerin kamu işçilerinin dertlerine derman olmayacağı açık. Hak almak için militan bir sınıf mücadelesi yürütmekten başka bir yol olmadığı da. İşçi sınıfının diğer kesimleri gibi kamu çalışanlarının da önünde burjuvaziyle ve sendika bürokrasisi ile mücadele gibi zorlu görevler duruyor. Bu mücadeleyi yükseltmek ise ancak sınıf bilinçli işçilerin kararlı, sebatkâr ve direngen mücadeleleri ile mümkün.

Konfederasyonların toplu görüşme sürecinde Ankara'da yaptıkları eylemler

23-24 Ağustos günlerinde toplu görüşmeler sürecinde KESK Ankara'da eylem yaptı. Çeşitli illerden Ankara'ya gelen 2500'e yakın KESK üyesi işçi, 23 Ağustosta saat 15'te Kızılay'da Milli Müdafaa caddesinde başlattıkları oturma eylemini saat 22'ye kadar sloganlar, alkışlar, halaylar, sendika ve çeşitli parti yöneticilerinin konuşmaları ve konserlerle devam ettirdiler. Eyleme TMMOB ve çeşitli işçi sendikaları da destek verdi. Geç saatlerde dağılan KESK'liler 24 Ağustos Perşembe günü 12'de tekrar bir araya gelerek eyleme devam ettiler. Ellerinde 'İki milyon kamu emekçisinin sesiyiz, toplu sözleşme hakkımız vardır, kullanacağız.' yazılı dövizler taşıyan işçiler, 'Sadaka değil toplu sözleşme', 'İş ekmek yoksa barış da yok', 'Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek', 'Susma sustukça sıra sana gelecek', 'IMF'ye uşak halka Kasımpaşalı', 'Yaşasın sınıf dayanışması', 'İşçi memur el ele genel greve', 'Hak verilmez alınır, zafer sokakta kazanılır', 'Yaşasın örgütlü mücadelemiz' sloganlarıyla taleplerini ve protestolarını dillendirdiler. 16:30'da KESK heyeti görüşmelerden çekilerek Milli Müdafaa caddesine döndü. KESK Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul toplu görüşme masasında kamu emekçilerinin oyalandığını belirterek, yeni bir mücadele dönemini başlattıklarını, toplu görüşmelerin son gününde her ilde sokağa ineceklerini ve örgütlenme çalışmalarını arttıracaklarını belirten bir konuşma yaptı. Başkanın konuşmasının ardından alkışlar ve sloganlarla eylem sona erdi.

KESK 29 Ağustos Salı günü eylemlerine devam etti. 12:30'da Kurtuluş Parkında toplanan KESK, Eğitim-Sen, SES, BES, MES ve DİSK üyesi 1000 kadar işçi, Ziya ­Gö­kalp Caddesi trafiğini tek taraflı durdurarak Kızılay SSK İş Hanı önüne kadar slogan ve alkışlar eşliğinde yürüdüler. Alana hâkim olan slogan, 'Devlet güdümlü sendika istemiyoruz' oldu. Kızılay SSK İş Hanına gelindiğinde İsmail Hakkı Tombul, 'Toplu görüşme sürecinin bir orta oyunu olduğunu ve bu oyuna ortak olmayacaklarını, toplu görüşme masalarını bun­dan böyle alanlara, işyerlerine açacaklarını' belirten bir konuşma yaptıktan sonra işçileri hep birlikte Yüksel Caddesine gidip toplu görüşme masası kur­maya davet etti. Daha son­ra toplu şekilde sloganlar eşliğinde Yüksel Caddesine yüründü ve İnsan Hakları Hey­ke­li yanında yapılan kısa bir ko­nuşmadan sonra eylemciler dağıldı.

Her yıl Ağustos ayında yapılan toplu görüşmelerde KESK'in her seferinde daha da geri bir noktaya düştüğü ve günü kurtarmaya yönelik politikalarla hareket ettiği ayan beyan ortada. 90'lı yılların başında mücadeleci bir anlayışla yükselen kamu emekçilerinin hareketi, 1996 yılında Kızılay meydanına binlerce emekçiyi toplamış ve Kızılay meydanını kapatmıştı. Bu militan eylemliliğin sonuçları da belirli ölçülerde alındı. 1996 yılında Kızılay meydanını kapatan emekçilerin bugün yalnızca yaya trafiğinin yoğun olduğu bir caddeye tıkılı kalmasının nedenlerinin başında o günlerde var olan militan ruhun kaybolmuş olması gelmektedir. Bugün geldiğimiz süreçte KESK'in başına çöreklenen sendika bürokratları mücadeleci sendika aktivistlerini de canlarından bezdirmekte ve onları çeşitli uygulamalarla sendikal çalışmalardan uzak tutmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Bu gerçeklik de sendika bürokratlarının alanlarda söyledikleriyle aslında yaptıklarının tam bir çelişki halinde olduğunu göstermektedir.

Kamu-Sen'in Eylemi

Kamu-Sen'in 26 Ağustos Cumartesi günü Sıhhiye Meydanında yaptığı miting KESK'in bir önceki mitingine göre daha kalabalık ve daha canlıydı. Değişik illerden gelen 7 bin işçinin katıldığı miting gerici bir atmosferde geçti. Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Bircan Akyıldız tarafından 'Ya Allah Bismillah Allahu Ekber' sözleriyle başlatılan mitingde Kamu-Sen'liler hükümeti protesto ederek, 'Hükümet zammını al başına çal', 'Sadaka değil toplusözleşme', 'Tayyip başvekil, millet aç sefil' sloganlarını attı. Kamu işçileri 'Sizden memura yüzde 4, bizden size yüzde 0', 'Yüzde 4, molada tuvalete yetmedi' yazılı dövizler taşıdı. 'Katil ABD işbirlikçi AKP', 'Katil ABD Ortadoğu'dan defol' diyen Kamu-Sen'liler, yürüyüş boyunca İsrail ve ABD'yi de protesto etti. Mitinge Türk Metal Ankara şubesi üyeleri ile ATO Başkanı Sinan Aygün de destek verdi.

'Mehmetçik Kerkük'e' gibi milliyetçi dövizlerin de taşındığı mitingdeki konuşmasında Akyıldız, ABD ve AB'nin devletin üniter yapısını bozmaya çalıştığını söyleyerek 'Lübnan'a asker gönderirsek büyük devlet olurmuşuz. Be hey gafiller biz zaten büyük devletiz' dedi.

Milliyetçi hezeyanların deşarjıyla süren ve tamamlanan miting işçi sınıfının örgütlülüklerinin burjuva ideolojisi ile nasıl tarumar edilmiş olduğunu bir kez daha bizlere gösterdi. İşçilerin önemli bir bölümünün zihinlerinin böyle bulandırılmış olması TC burjuvazisinin gerici ve otoriter yönetimler için işçi sınıfı içinde nasıl bir hazırlık yaptığına da işaret ediyor.

Sınıf bilinçli işçi ve emekçiler bilirler ki işçi sınıfının gücü birliğinden ve örgütlülüğünden gelir. Sınıf mücadelesi, hükümetle anlaşma masasına oturan, kendi koltuklarından başka bir şey düşünmeyen sendika bürokrasisinin öncülüğüyle yürütülemez. Biz işçiler ve emekçiler işyerlerinde taban örgütlenmelerine dayanan militan sınıf mücadelesiyle hem sendikalarımızı bürokratların elinden kurtarabiliriz hem de işçi sınıfının bağımsız sınıf siyasetini yaparak geleceğimizi kazanabiliriz.

İşçi ve emekçilere düşen görev, koltuk, güç ve para hırsıyla alanlarda ahkâm kesen, genel kurullarda, seçim dönemlerinde sahtece sırtımızı sıvazlayan, haklarımızı lüks restoranlarda içki masalarında satışa çıkaran sendika bürokratlarını sendikalarımızdan, işyerlerimizden def etmektir.

Ankara'dan Marksist Tutum okuru bir işçi