Hayatımızdan memnun muyuz?

Aydınlı’dan Marksist Tutum okuru bir büro işçisi

Geçtiğimiz haftalarda Avrupa Birliği’nin kamuoyu araştırmalarını yürüten kurumu Eurobarometre “Türkiye Ulusal Raporu”nu açıkladı. Rapora göre anket katılımcılarının yüzde 70’i hayatlarından memnunmuş. Hatta Türkiye’de gelecek bir yıl içinde hayatlarının daha iyiye gideceğini söyleyenlerin oranı da AB ülkelerinden yüksekmiş.

Aktardığım bu haber gerçekten de ilginç. Çünkü işsizliğin yüzde 20’lere vardığı, milyonlarca insanın yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir ülkede çoğunluğun hayatından memnun olması pek de mümkün değildir. Fakat burjuva medyada bu tür yalan veya çarpıtılmış haberlere sıkça rastlıyoruz. Gazetede yer alan haberde, bu kurumların nasıl bir araştırma yaptığı, soruları kimlere sordukları ve memnunluğu neye göre ölçtükleri belirtilmemiş. Buna rağmen, aslı astarı olmayan bu haber neredeyse bütün gazetelerde yer almıştı. Bu da burjuvazinin medyayı nasıl kullandığına güzel bir örnekti.

Haberi okuduğumda, bu soruyu bana sormuş olsalar ne cevap verirdim diye düşündüm. Kesinlikle “hayır” cevabı verirdim ve pek çok işçinin de benimle aynı cevabı vereceğine eminim. Çünkü yaşadığımız hayatta memnun olacak bir şey göremiyorum. Çünkü insan gibi yaşadığımızı sanmıyorum.

Yine de bu anketi yapanlara haksızlık etmemek lazım. Üzerinde yaşadığımız topraklarda haline şükretmek alışkanlığı çok yaygındır. Çoğu insan, “bulunduğumuz koşulların daha da kötüsü olabilirdi, evsiz barksız olanlar da var, bizim iyi kötü bir evimiz var” gibi bahanelerle ve kaderci bir yaklaşımla, elindekiyle yetinmeye çalışır. Fakat kapitalizm öyle bir sistemdir ki, emekçilerin elinde avucunda hiçbir şey bırakmaz. İnsanları 10-12 saat çalıştırır ve karşılığında da üç kuruş ücret vererek açlık sınırında tutar. O da, çalışabilecek bir işiniz varsa…

Hallerine şükredenler, işçilerin kanı ve canı üzerinden kasalarını dolduran sömürücü aşağılık sınıfı görmezden gelirler. Zenginlerin zenginliğinin kader olduğunu, yoksulların yoksulluğunun ise kendi suçları olduğunu düşünürler. Dünyada olup biten savaşların, açlığın ve sefaletin doğal şeyler olduğu kabul edilir. Bu durum işçi sınıfının akıl tutulmasına uğramış olduğunun bir göstergesidir. Burjuvazi, medya ve diğer aygıtları aracılığıyla bu anlayışı kitlelere hâkim kılarak düzeninin devamını garanti altına almaya çalışır.

Hâlbuki yaşamak öyle bir şeydir ki, bir tohumdan bin tane meyve vermek gibidir ve her geçen gün meyvelerin çoğalıp güzelleşmesidir. Yaşamak, bilimle, sanatla dilediğin gibi uğraşabilmektir. Yaşamak, kendin istediğin için gönlünce ve toplumun yararı için çalışmaktır. Hiçbir maddi kaygın olmaksızın üretmektir, ama gerçekten insanlık için üretmek. Yaşamak, spor yapabilmek, dünyanın her köşesini gezebilmektir. Sevilmek ve sevmektir ama her şeyi, doğayı ve insanları hem de ölesiye… Dostlukların tadına varabilmektir yaşamak. Yaşamak soluduğun havadan temiz oksijen alabilmektir.

Ancak dünyanın neresinde olursak olalım, sömürü düzeni her yerde. Biz işçiler olarak hayatlarımızdan memnun olamayız. Çünkü bu sistem bizlere gelecek vaat etmiyor. Bu düzen bilinçlerimizi var gücüyle çarpıtsa da ona karşı durabiliriz. Ancak bu örgütlülükle mümkündür. İşçi sınıfı örgütlü bir mücadeleye giriştiğinde tarihte neleri başarmadı ki. Bunun en güzel örneği Rusya’da yaşanan işçi devrimidir. Örgütlendiğimizde, mücadeleye katıldığımızda hiçbir şey kaybetmediğimiz gibi çok şey kazanacağız, yeter ki isteyelim. Bu insanlık dışı sistemi yıktığımızda güzel günler bekliyor bizleri ve gelecek kuşakları. İşte o zaman yaşamak, sadece nefes almak olmayacak, yaşamanın anlamı bambaşka olacak. Böyle bir hayata kavuşmanın yolu ise şükretmekten değil, mücadele etmekten geçiyor.

Bir iş kazasında kaybetti yaşamını

Daha 18 yaşındaydı, ömrünün baharında

Belki sevdiceği vardı, yoktu belki de

Bütün hayatı çalışmaktan ibaretti

 

Kimse sormadı ona hayalini

Çünkü insan olarak görülmemişti

Değeri aybaşında getirdiği maaşı kadardı

Artık kendi de yoktu, maaşı da

 

Geride bir tane yağlı işçi tulumu ve yırtık ayakkabısı kaldı

İş cinayetine kurban gidenlerden sadece bir tanesiydi o

Yani aramızdan ayrılanlardan,

Sessizce karanlığa gömülenlerden sadece bir tanemiz

 

Yeryüzünü mezara çevirenlerden hesap soramadan gitti

Daha ne kadarımız bu dünyadan göçüp gidecek

Daha ne kadarımız yaşarken ölecek

Ve daha ne kadarımız

Seyredecek olup bitenleri, bir acıklı bir filmi izler gibi…