Güvenli Geleceğin Yolu ÖSS’den mi Geçiyor?
Tuzla’dan genç bir deri işçisi
Her sene milyonlarca öğrencinin katıldığı ÖSS sınavını geride bıraktık. Bu sene bir buçuk milyona yakın öğrenci üniversiteli olma hayaliyle 195 dakikalık bir koşu yarışı yaptı. Öğrencilere beyaz önlük giyebileceği bir iş, güzel bir ev ve araba, mutlu bir hayat, yani “güvenli bir gelecek” için tek çıkış kapısı olarak gösterilen ÖSS, patronlar için, işçi ve emekçi çocuklarına burjuva ideolojisinin pompalandığı, her sene çoğalan işsizler ordusuna katılacak insanların uyutulduğu bir araçtır. Üstelik bu ve benzeri sınavlara hazırlama gerekçesiyle kurulan dershanelerle, kurslarla vs., bu sınav korkunç kârların döndüğü büyük bir pazar haline de gelmiş durumda.
Kapitalist düzenin egemenleri olan patronlar sınıfının sermayelerine sermaye kattıkları üretim alanlarında, teknik elemanlara ihtiyacı vardır. Türkiye’de teknolojik gelişmelerle beraber fabrika ve iş sahalarında mühendis, öğretmen, doktor, mimar, operatör, yönetici vb’ye olan ihtiyaç arttı. Hem kapitalist çarkın bu mesleklere gerek duyması hem de işçi sınıfının mücadeleleri sonucunda refah düzeyinin görece yükselmesi, geçmiş yıllarda işçi ve emekçi çocuklarının da üniversitede eğitim görmesine olanak sağlıyordu. Fakat 90’lı yıllardan sonra bu tür iş kontenjanlarının dolmasıyla beraber üniversite mezunlarının iş bulma imkânları zorlaşmaya başladı. Hele 2000’li yıllarda işçi sınıfının hayat koşullarının zorlaşması ve uzun zamandır yaşanan ekonomik krizle beraber istihdam alanlarının oluşturulmaması işçi çocuklarına üniversitelerin yolunu neredeyse kapattı.
Bir işçi çocuğunun üniversiteye girme “serüveni” genelde şöyledir: Lise son sınıfa kadar işçi aileleri dişini tırnağına takar, biraz birikim sağlamaya çalışır. Öğrenciler de tatillerde çalışarak dershane paralarını çıkarmaya uğraşırlar. ÖSS sınavına kadar ortalama bir öğrencinin harcaması 5000 doları bulmaktadır. Bu sınava girenlerin yarısından fazlası iki defa dershaneye gittiği için öğrencilerin masrafları hem artıyor hem de hayatlarının iki yılını dershanede geçirmiş oluyorlar. Daha sonrasında arkadaşlarının sırtına basarak, bir at yarışındaymış gibi koşturulan bu öğrenciler sınavı kazanabilen ortalama %30 civarındaki kesime girebilirlerse ne şans! Üniversitede ise har(a)ç parası adı altında alınan paralar ve eğitim süresi dâhilinde harcanan para, asgari ücretle geçinen bir işçi ailesi için korkunç bir meblağ oluşturuyor.
“Güvenli bir gelecek” hayali ile bu zor koşullarda üniversiteyi bitirdikten sonra yüzümüze bir tokat gibi çarpan işsizlik bütün hayallerimizi tuzla buz ediyor. Mezunların çok azı kendi bölümlerinde iş buluyor. Ezici bir çoğunluk ise ya diplomalı fabrika işçisi oluyor ya da işsizler ordusuna katılıyor. Özellikle son yıllarda ciddi gelir sağlayan dershane patronları, işçi ve emekçilerin üzerinden ciddi kârlar elde ediyorlar. Üniversiteye hazırlık ve üniversite sürecinde burjuva ideolojisinin bombardımanına uğrayan öğrenciler işsizliğe nasıl yakalandıklarının farkında olmuyorlar. Sorunları kendilerinde görmeye başlıyorlar. Birçok gereksiz bilgiyle öğrencilerin kafaları meşgul ediliyor, ezberci eğitim anlayışıyla sorunları sorgulamaları engelleniyor. Fikir üretmeyen, her denileni yapan ve yalnızlaşan bireyler yetişiyor. Oysa patronların çocuklarının böyle kaygıları yok. Zaten çocukluktan itibaren özel hocalardan özel dersler alıyorlar. Özel okullarda eğitim alıp, kaygısız ve sorunsuz, hayatın zorluklarını hiç görmeden ailelerinin şirketlerinde yönetici oluyorlar.
Tüm bu çelişkileri görüp bunlara karşı olan öğrenciler ise mitinglerle, boykotlarla buna karşı durmaya çalışıyorlar. En son Kadıköy’de yapılan ÖSS karşıtı mitingde açılan bir pankart dikkatimi çekmişti: “Hasankeyf Değil ÖSS Barajı Sular Altında Kalsın!” Bu çok doğal bir insani tepkiydi. “Sorunları çözmek yerine bütün doğal ve insani konularda engeller oluşturuyorlar”; sohbet ettiğim öğrenci arkadaşlar böyle söylüyorlardı. Doğal tepkiler verilmeden bilinçli tepkiler verilemez. “Bozuk Düzende Sağlam Çark Olmaz” demiş Pir Sultan Abdal. ÖSS eğitim sisteminin, eğitim sistemiyse kapitalizmin sorunudur. Değiştirmek istediğimiz eğitim sistemini onun parçası olduğu kapitalist sistemle beraber tarihin mezarlığına göndermek için bize dayatılan hayaller dünyasından çıkmalı ve Marksizmin kılavuzluğunda işçi sınıfının devrimci yolunda yürümeliyiz. Üniversitelere işçi çocuklarının girebilmesini sağlamak ve buraları insanlığın hizmetindeki bilimsel üretim kurumları haline getirmek bozuk düzenin kendisini yıkmaktan geçer. Bu bozuk düzeni yıkacak olan da Marksizm bilimiyle donanmış işçi sınıfının genç neferleri olacaktır.
Eşit, Bilimsel, Parasız, Anadilde Eğitim İçin Mücadeleye!
Gençliğin Yolu İşçi Sınıfının Devrimci Yoludur!
