Görmememizi İstiyorlar
Marksist Tutum dergisinin 34. sayısındaki İnsanlık Kapitalizmin Hedef Tahtasında adlı yazıda kapitalistlerin insan soyu üzerindeki “bilimsel” araştırmalarının ne derece vahşi olduğunu okuduk. Birçok insan gibi ben de bu yazıyı okuduğumda bu kadar da olur mu cümlesini kendi kendime birçok kez tekrarladım. Kapitalistlerin kârlarına kâr katmak için bilimsel araştırma adı altında, insan aklının sınırlarını zorlayan ve insanlığın yok olması pahasına gerçekleştirdikleri vahşete tanık olduk. Kapitalistlerin kendi çıkarları için, “bilimsel araştırma” adı altında, hastalık yayan kimyasalları kendi halkları üzerinde nasıl denediğini ve binlercesinin ölümüne neden oluğunu okuduğumuzda, onlar için kendi halklarının bile elde edecekleri kârlarının yanında ne kadar değersiz olduğunu gördük.
Evet onların elde edecekleri kârların yanında bizim sağlığımızın hiçbir önemi yok. Yazıda dünyada yaşanan kitlesel katliamları okuduk. İnsan sağlığının hiçe sayıldığı durumlar günümüzde de yaşanmaktadır. Biraz durup düşündüğümde aklıma birkaç örnek geliyor. Kendi yaşantımdan birkaç örnekle konuyu biraz açmak istiyorum.
Benim babam işçi emeklisi ve yaklaşık 30 yıllık bir işçilik hayatı var. Bu işçilik hayatının uzunca bir bölümünü petrokimya sektöründe geçirdi. Fabrikada üretilen lastik parçalarında kullanılan kimyasalların etrafa saçtığı koku fabrikanın önünde bulunan ana caddeden bile hissedilirdi. İnsan sağlığını hiçe sayan bu kimyasallar babamın yıllarını geçirdiği bu fabrikada koku alma duyusunu kaybetmesine neden oldu. Babamın bu durumu beni hep çok üzerdi. Annemin yaptığı güzel yemeğin kokusu her tarafı sarardı, ama babam koku almadığını söylerdi ve biz gülüşürdük. Çünkü o yemeğin kokusunu almaması imkânsız derdik. Sonra çok üzülürdüm babamın bu durumuna. Düşünsenize güzel kokan bir çiçeğin kokusunu alamamayı veyahut güzel bir yemeğin kokusundan mahrum kaldığınızı.
Bir örnek de kendi yaşantımdan vermek istiyorum. Ben de metal sektöründe çalışan bir işçiyim. Fabrikada yıllık yapılan sağlık kontrolleri adı altındaki periyodik muayene geçenlerde yapıldı. Çalıştığımız fabrikada sağlık koşulları alabildiğine kötü ve preslerden çıkan sesler insan kulağına çok zararlı. Yapılan muayene ciğer filmi çekilmesi ve kulak testi idi. Çekilen ciğer filmlerinde hiçbir problem çıkmaması ve ne kadar sağlıklı kontrol edildiği ayrı bir tartışma konusu. Kulak testinde 210 kişinin çalıştığı fabrikada sadece 6 kişinin duyma problemi yaşamadığı ortaya çıktı. Yani 204 kişi değişik oranlarda duyma problemi yaşıyor. Muhtemelen bir dahaki muayenede diğer 6 kişi de duyma problemi yaşayacaktır. Yani kapitalizm duyma hissimizi öldürmekte.
Peki, hangimizin eli veya teni fabrika hayatına başlamadan önceki gibi duruyor. İstisnasız hiçbir işçinin öyle değil. Kullanılan makine yağlarının, kimyasalların üzerine bir de kullanılan adi el yıkama sabunları eklenince insanlığın diğer bir organı da giderek özelliğini yitirmektedir. Yine çalıştığım fabrikadan bir örnek vermek istiyorum. Bir arkadaşımızın elinde, kullanılan kimyasallar nedeniyle kabarmalar oluştu. Sonra viziteye çıkan arkadaş yaklaşık iki hafta istirahat aldı ve eli kısmen iyileşti. İşbaşı yaptığında ise doktorun verdiği kremleri hâlâ kullanıyordu. Ancak çalıştığı bölüm sac parçaları ile ilgili olduğundan eldivenle çalışmak zorundaydı. Ve eline doktorun verdiği kremi süren arkadaş üstüne eldiveni giyince hava almayan elinin alerjisi vücudunun çeşitli yerlerini de sardı. Ve şu an işten atılması gündemde. Patronun, işçi arkadaşımızın elini düşünme gibi bir derdi yok. Onun yerini doldurmak için arkadaş daha izindeyken hesap yapmaya başlamışlardı.
Bunların hepsi gündelik hayatımızda benzer şekilleriyle neredeyse hepimizin karşılaştığı sorunlardır. Kapitalistler insan sağlığını hiçe sayarken işledikleri suçları da halkın gözünde meşru kılmaya çalışmaktadır. Bunun için yazılı görsel basın da dahil bütün aygıtları kullanıyorlar. Bunu büyük ölçüde başardıkları da inkâr edilemez bir gerçektir. Dostlar, onlar bizlerden bir duyumuzu daha istemektedirler.
Bizlerden onların işledikleri insanlık suçlarını, işçi-emekçi kitleri sömürerek hayatlarını devam ettirdiklerini, tüm insanlığın kurtuluşunun işçi sınıfının elinde olduğunu ve bunun için de işçi sınıfının uluslararası örgütlülüğünün yaratılması gerektiğini görmememizi istiyorlar. Bizleri her şeyin “gönüllü olarak”, “kimseyi zorlamadan” yapıldığı masalı ile uyutup duruyorlar. Kapitalistlerin dayattıkları gönüllülük değil olsa olsa zorunluluktur. Kapitalizmin yıkılması ve tarihin çöp sepetine gönderilmesi, işçi sınıfının uluslararası alanda örgütlülüğü sayesinde olacaktır. Örgütlü mücadeleye katılmak bugün açısından özellikle işçi sınıfının genç bireyleri için gönüllülük değil zorunluluk haline gelmiştir.
Fabrikalarda babalarımızın, kendimizin ya da arkadaşlarımızın yaşadığı olaylar karşısında üzülmekle yetinmemeliyiz. Kapitalist sistem var olduğu sürece en yakınımızdaki insanlar ve hatta kendimiz de her an bir organımızı ya da duyumuzu kaybetme riski ile karşı karşıyayız. Bunların tek suçlusu kapitalist sömürü düzenidir. Kapitalizm bizleri yok etmeden biz onu yok edelim. İşçi sınıfının kapitalizme karşı devrimci mücadelesini yükseltelim.
Gebze’den bir metal işçisi
