Gerçek hangisi?
Türkiye’deki seçimlerin sonuçları Amerika ve Avrupa basınında da büyük yer tutuyor. Çoğu gazete başyazısını Türkiye’de yaşananlara ayırmış ve ayrıca etraflıca haber ve yorumlar yayınlıyorlar. Bu haber ve yorumları okuyunca bir kez daha gördüm ki, Batı’daki yazar-çizer takımının olayları algılamasında ciddi bir sorun var.
Meseleyi nasıl anlıyorlar? Sanki başka bir gezegenden gelmiş gibiler. Batı basınına göre Türkiye’de bir İslam-laik çatışması yaşanıyor. Ve AKP ile İslam zafer kazanmış! Laikler ise kaybetmiş! Laik ordu, güya şeriat tehlikesine karşı teyakkuzdaymış! Ve şu soruyu soruyorlar: Türkiye bir Ortadoğu İslam devleti mi, yoksa İslam ile demokrasi ilişkisini doğru kurarak örnek bir ülke mi olacak? Kime örnek olacak? Ilımlı bir İslam ülkesi olarak Ortadoğu ülkelerine!
Batı’daki yazar-çizer böyle düşünüyor da bizim Kemalist elitler farklı mı düşünüyor? Adamlar seçim sonuçları üzerine, ağızlarını köpürte köpürte, geniş halk kitlelerini cahil, kişiliksiz ve satılmış olmakla suçluyorlar. Niye? Çünkü CHP’ye, yani statükoya, elitizme ve darbeye oy vermediler diye. Hele bu elitlerden bir tane var ki, akla ziyan. 26 Temmuz akşamı NTV’de Farklı Yorum programında, Kemalist kıdemli-baş elit Emre Kongar, Türkiye’nin hâlâ irtica tehdidiyle karşı karşıya olduğunu ve AKP’nin önümüzdeki dönemde “gizli gündem”ine hız vereceğini söylüyordu. Bir ara iyice coştu ve öyle bir gün gelecek ki, polisler başları zorla kapatılmış kadınların perçemi göründüğünde bile müdahale edecektir deyiverdi. İnsan bunları dinleyince, sanki beynini burguyla deliyorlarmış gibi hissediyor. Nefes almakta zorlanıyor.
AKP’nin İslamcı bir kökten geldiği doğru, ama aynı AKP’nin derdinin hiç de bir İslam devleti kurmak olmadığı da doğru! AKP, çok açık ki, büyük sermayenin temsilcisidir. Parti içinde girişilen operasyon ile denilebilir ki AKP, seçimler öncesine göre, daha çok büyük sermayenin yanına çekilmiştir. AKP artık sermayenin güvenoyunu almış bir partidir. Erdoğan, parti içinde giriştiği operasyonla İslami “duyarlılığı” fazla olan milletvekillerini temizlemiş, onların yerine ya liberalleri ya da doğrudan sermayenin uzantılarını doldurmuştur. Gazetelere yansıdığına göre, AKP listelerinden 60 patron milletvekili olarak parlamentoya girmiş bulunuyor.
Tüm bunlar AKP’nin şeriatı getirmek isteyen bir parti olmadığını gösterir. Eğer bu adamların “gizli gündem”leri vardıysa da artık yok! Zira unutmamak gerekiyor ki, yaşama biçimi düşünceyi belirler. Şeriat getirecek denenlerin hemen hepsi büyük zenginlikler elde ettiler, semirdiler ve burjuvaziye dâhil oldular. Şehirli burjuvazinin alışkanlıklarını, davranışlarını sergilemeye çalışarak klasik burjuva kültürüne özeniyorlar. Bu tavırlarıyla, geçmişte soyluluk unvanını parayla satın alan ve aristokratça kurum satan sonradan görme Avrupa burjuvazisini hatırlatıyorlar adeta. Soyluluk unvanını satın alan burjuvazinin feodalizmi geri getirmek istediği düşünülemez herhalde! Tüm bu kargaşa içinde esas mesele gözlerden yitip gidiyor. Oysa gerçek, İslam-laik kavgası değil, burjuvazinin arasındaki iktidar çatışmasıdır. Çok açık ki, asker-sivil bürokratik elit ve onlarla kader birliği içinde olan kesimler geleneksel rollerini, yani devlet-siyaset üzerindeki ayrıcalıklarını kaybetmek istemiyorlar. Burjuvazinin iktidar kavgası tabii olarak, çıplak bir şekilde değil de, kitlelerin bilincini bulandıracak başlıklar üzerinden sürdürülmektedir. Yani laiklik elden gidiyor vaveylası, statükocu-devletçi güçler için politik paravandan başka bir şey değil.
Burjuva güçler arasında yaşanan çatışmanın gündeme damgasını basmasının esas nedeni işçi sınıfının örgütsüz ve devrimci öncüden yoksun olmasıdır. Eğer örgütlü bir devrimci güce sahip bir işçi sınıfı olsaydı, her şey başka olurdu. Bir kere, işçi sınıfı burjuva güçler arasında yaşanan krizden devrimci emelleri için yararlanırdı. Her şeyden de önemlisi burjuva güçler arasındaki çatışma çeşitli paravanlar arkasına saklanamaz, bilinçli işçi kitleleri burjuva kamplardan birinin peşine takılmazdı. Fakat bugün devrimci bir alternatif olmadığı için işçi emekçi kitleler ehven-i şer politikası izleyerek darbeci Kemalist elitlere karşı göreli de olsa burjuva demokrasisini savunan AKP’yi iktidar yapmışlardır.
Ancak bir gün gelecek ki, işçi sınıfı CHP, AKP ve tüm burjuva partilerle birlikte kapitalist düzeni alaşağı etmek için ayağa kalkacak. İşte o vakit burjuvazinin kitleleri kandırmak için kullandığı tüm paravanlar yerle bir olacak, gözbağlarını çözen işçi sınıfı iktidara yürüyecek.
Tuzla’dan Marksist Tutum okuru bir işçi
