'Eve Dönüş' Filmi

Son günlerde sinemalarda 12 Eylül sürecini anlatan 'Eve Dönüş' adlı bir film gösterime girdi. O dönemi yaşamış ya da yaşamamış birçok kişi merak ederek bu filme gitmeye başladı. Ben de bu gidenler arasındaydım. Film, 12 Eylül faşizmini yaşayan, kendi halinde, suya sabuna dokunmayan bir işçinin ve ailesinin acılarını anlatıyordu. Bunları anlatırken çok çarpıcı görüntüleri, acıları, korkuları, işkencecilerin caniliğini gözler önüne seriyordu. 12 Eylül'deki sistematik işkenceleri çok net ve çarpıcı bir biçimde anlatan, o dönemde kaybedilen, öldürülen, idam edilen, mahkûm edilen insanların neler yaşadığı konusunda bilgi veren filmin olumlu ve olumsuz yanları vardı.

Filmde en olumlu ve önemli yanlarından biri şuydu: Ben asla hiçbir şeye karışmam, politikayla uğraşmam deseniz de yaşanılan sürecin çok dışında kalamazsınız ve bu düzen sizi alıp, işkence yapıp, mahkûm edebiliyor. 'Aman kızım, aman oğlum sağa-sola karışma, uğraşma' diyen ana babalara verilecek en iyi mesaj bence budur. Politika hayatın dışında bir şey değildir ve kendinizi ne sınıf mücadelesinden ne de politikadan uzak tutabilirsiniz. Filmdeki işçi ailesinin başına gelenler, en başta işçilerin bu mücadelenin dışında kalamayacağını, taraf olmayanın nasıl da burjuva devletin polisi-askeri tarafından bertaraf edileceğini açıkça gösteriyordu.

Ama filmde beni rahatsız eden birkaç nokta da vardı. Bu süreci anlatan diğer filmlerde olduğu gibi bu film de 12 Eylül'le birlikte başladı. Oysa 12 Eylül faşizmini önceleyen süreçte yani 70'li yıllarda, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de sınıfın bilinci ve devrimci hareket yükselmeye, burjuvaziye karşı örgütlü mücadele güçlenmeye başlamıştı. Burjuvazi bu yükselişi durdurmak için 12 Eylül 1980'de işçi sınıfının devrimci hareketine faşizm darbesini indirdi. 12 Eylül'ü sorgularken bu tarihten önceki dönemi atlayıp sadece o günleri anlatırsanız bu tarihi hiç bilmeyen, izledikleriyle öğrenenler için eksik ve yanlış bir anlayış oluşturursunuz. 12 Eylül faşizminin yaşattığı acıları öne çıkarıp öncesindeki devrimci yükselişten bahsetmemek, o süreci benimsemediğinizi ve sahip çıkmadığınızı gösterir.

Filmdeki devrimci tiplemeler de adeta devrimciliği küçültücü bir anlayışla çizilmişti. Solculuğu yüzeysel anlamış, arkadaşını satmaktan çekinmeyen, başkalarının acısına göz yuman, kendi paçasını kurtarmaya çalışan kaba saba bir devrimci tipolojisi yaratılmıştı. Sonuçta devrimcilik bir yaşam biçimidir. Devrimci insanlar bilinç düzeyleri yüksek, önlerine büyük idealler koymuş, insani değerlere ve insanlık onuruna sahip, mücadeleci insanlardır. Milyonları kucaklayan bir devrimci hareketin içinde elbette buna uymayan insanlara da rastlarsınız, ama kapitalist sistemin ürünü olan insanların ve kişiliklerin bir çırpıda değişmesi beklenemeyeceği gibi, ancak örgütlü mücadele bu insanlara hem bilinçsel hem de karakter düzeyinde bir sıçrama yaşatabilir. Bu, kapitalizmin asla yapmayacağı ve yapamayacağı bir şeydir. 120 milyonluk son derece geri bir köylü ülkesinde, Ekim Devriminin yarattığı muazzam sıçramalar bunun en iyi kanıtıdır. Her şey bir yana, '80 öncesinin Türkiye'sinde de her kötü örneğe karşılık onlarca iyi örnek vermek işten bile değildir. Yeter ki niyetiniz devrimci mücadeleyi ve devrimcileri karalamak, küçük düşürmek olmasın. Oysa amaçlanan tam da budur: 'Evet, 12 Eylül faşizmi kötüydü ama devrim mücadelesi daha kötüdür! Zaten 12 Eylül faşizminin sebebi de bu radikal devrimcilerin çok fazla şey istemeleridir!'

Burjuvazi bir konuda haklıdır, çok şey istiyoruz! Üstelik sadece bu ülkede değil, tüm dünyayı istiyoruz! Onlar vermeyecekler, biz alacağız! Tüm baskılarına, karşı-devrimci güçlerine, faşizmine rağmen, ne yapıp edip hakkımız olanı burjuvaziden alacağız. Büyük usta Nazım'ın dediği gibi,

Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim

Akarsuyun

Meyve çağında ağacın

Serpilen gelişen hayatın düşmanı

Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına

-çürüyen diş, dökülen et-

bir daha dönmemek üzere yıkılıp gidecekler

ve elbette sevgilim, elbet

dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya

dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle; işçi tulumuyla

bu güzelim memlekette hürriyet!

Kadıköy'den bir eğitim işçisi