Ekonomi Büyüyor, Bizim Ekmeğimiz Küçülüyor

Marksist Tutum okuru bir işçi

Yeryüzündeki tüm zenginlikleri üreten bizleriz. Ancak yarattığımız zenginliklerden faydalananlar biz işçiler değiliz. Bu zenginliklerden sadece emeğimize el koyan kapitalistler faydalanıyor.

Hükümet Türkiye ekonomisinin büyüdüğünü gururla açıklıyor. Medya ve kapitalist kuruluşlar zenginlerin sayısının arttığını, daha fazla para kazanıldığını övünerek açıklıyor. İyi de, bu büyüyen ekonomilerden, çoğalan zenginlerden, işçi sınıfının payına yoksullaşma dışında ne düşüyor ki? Koca bir hiç. Madem öyle, bu büyümelerden bize ne?

Hükümet Gururlu: Türkiye Büyümüş!

Hükümetin açıkladığı rakamlara göre Türkiye 2010’un ilk çeyreğinde yüzde 11,7 oranında büyümüş. Hükümetin bakanları bu rakamların krizden güvenle çıkıldığının göstergesi olduğunu ve bunun gururunu yaşadıklarını medyaya açıkladılar. “Ekonomide dünyayı kıskandıran büyüme”, “Şahlandık” gibi manşetlerle hükümetin bu gururunu paylaşan medya da emekçilere “gurura ortak olmalarını” salık veriyor. Öyle ya Türkiye, dünyanın gelişmiş ekonomilerini geride bırakmış, G-20’de Çin’in ardından ikinci sırada yer almış, 31 üyeli OECD’de ise en hızlı büyüyen ülke olmuştu 2010’un ilk çeyreğinde. İyi de yine sormak lazım “işçi ve emekçiler için bu büyümenin anlamı ne?”. Asıl mesele bir paylaşım meselesidir, yani biriken servetin büyüklüğü değil o servetin nasıl paylaşılacağıdır önemli olan.

Türkiye Krizden Kârlı Çıkmış

Bizlere manşetlerle taşınan bir diğer “gurur” verici olay da “Türkiye’nin krizden kârlı çıktığı” idi. Kim bu “Türkiye”, şimdi anlayacağız. Dünya çapında bilinen en büyük yatırım bankalarından birisi olan Merrill Lynch’in açıkladığı Dünya Varlık Raporu’na göre, 2009 yılında yani kapitalist krizin faturasının emekçilere kesildiği bir dönemde Türkiye’deki zenginlerin sayısı yüzde 6,5 arttı. Rapora göre, dünyada 1 milyon dolar ve üstünde yatırım yapabilir parası bulunan varlıklı kişilerin sayısı yüzde 17 artışla 10 milyona ulaşırken, varlıkları da 39 trilyon doları buldu. Türkiye’de de benzer bir durum yaşandı. Türkiye’de varlıklı kişilerin sayısı yüzde 6,5 artışla 35 bin 900’e çıktı. İşte medyamız manşetlerden, ana haber bültenlerinden eksik etmedi bu sevinçli haberi.

Haberlerin gizlediği gerçekler ise oldukça farklı. Kapitalistler kendi sistemlerinin doğal bir sonucu olan ekonomik krizi, ücretleri düşürme, karşılıksız mesaileri arttırma, aynı işi daha az işçiye yaptırma, işçi çıkarma, her şeye gelen zamlar, tüm kamusal hizmetlerin piyasalaştırılması gibi uygulamalarla işçi sınıfına fatura ettiler ve etmeye devam ediyorlar. Sermaye sınıfı kendi gemisine, işçilerin örgütsüzlüğü ile şişirdiği yelkenleriyle işçi sınıfının kazanılmış haklarını yok etmeye yönelik bir rota veriyor. Sonuç, krizlerde bile kâra geçen ve daha da zenginleşen bir avuç asalaktan müteşekkil kapitalistler sınıfı. Karşısında ise milyarlarca insandan oluşan açlık, yoksulluk, aşırı çalışmak, önlenebilir hastalıklar, iş kazaları, haksız savaşlar ile boğuşan işçi ve emekçiler sınıfı.

Yaşasın Zenginler Artıyor! Bekleyin Size de Sıra Gelecek…

Kapitalist ekonominin belirleyici dergilerinden olan Forbes da geleneksel olarak her yıl yayınladığı dünya zenginler listesi ile bir avuç asalağın nasıl da milyarlarca insanın emeğini sömürerek semirdiğini gözler önüne serdi. 1000 kapitalistin bulunduğu listede Türkiye burjuvazisinden de 28 kişi yer aldı. Medya, bu 28 asalağın biz Türkiyeli emekçiler için birer övünç kaynağı olduğunu vaaz etti. Zenginlerin artmasını emekçiler için bir umut gibi göstermek istiyorlar. Tabii ki mızrak çuvala girmiyor.

Listeye geçen seneye göre daha fazla asalak girdi. Buna karşılık Türkiye’de bir yıl içinde işsizlik oranı resmi rakamlarla yüzde 14’e çıkarak rekor kırdı. Ülkenin borç stoku yeniden tırmanışa geçti. Yoksulluk sınırının altında yaşayan emekçilerin sayısı 11 milyonu aşıyor. Yani bu patronların semirmesi işçi sınıfı için refah getirmiyor.

Bir kez daha altını çizmemiz gerekiyor, bütün dünyada kapitalistler işçi sınıfının emeğinden ve hayatından çalınanlarla büyüyor. Bunu, içinde yaşadığımız kapitalist sistem ile sağlıyorlar. Buna bir son vermenin zamanı çoktandır geldi ve geçiyor. Bir avuç asalağı beslemeye son verelim. İnsanların sömürüsüz bir dünyada özgürlük ve refah içinde yaşayabilmesi için harekete geçelim.

Marksist Tutum okuru bir işçi