Ekmek Aslanın Midesinde!

1 Mayıs Mahallesinden Marksist Tutum okuru bir işçi

Tüm dünyayı saran iktisadi krizin çanları, Türkiye’de de artık gizlenemez bir biçimde çalmaya başlamış bulunuyor. Bir süredir arka arkaya gelen, işçi ve emekçilerin boğazını sıkmaya başlayan zam furyası ekonomik bunalımın belirtilerinin kendini daha açıkça ortaya koymaya başladığının da göstergeleridir. Son bir ayda en temel gıda maddesi olan ekmeğe yapılan zammı, ulaşıma, benzine gelen zamlar izledi. Seçim öncesi ve sonrasında elindeki olanaklar sayesinde aşevlerinden, ucuz kömür dağıtmaya kadar daha birçok “popülist” uygulamayla yandaşları başta olmak üzere oy deposu olarak gördüğü işçi sınıfını ve yoksulları kandırabilen AKP, gerçek yüzünü gizlemekte giderek daha da zorlanacaktır.

İstanbul’da ekmek fiyatları aldı başını gitti. Bir kişinin bile karnını doyurmaya yetmeyecek büyüklükteki 300 gram ekmeğin fiyatı 85 yeni kuruş oldu. Haziran itibarıyla doğalgaza da %7,4 oranında zam geldi. Doğalgaz zammına varana kadar toplu taşıma ücretleri şaha kalkmış, % 4-10 arasında zamlanarak elimizi-cebimizi yakmaya başlamıştı. Hazır zamlardan bahsetmeye ve öfkeden elimiz titremeye başlamışken Temmuz ayı müjdesine de yer vermekte fayda var: vergilerle birlikte %25’i bulan elektrik zammı. Enerji piyasası düzenleme kurulu (EPDK) 20 tane dağıtım şirketinin bu zam oranlarını nasıl formüle edeceğini düzenlemeye çalışıyordu. Yönet­me­likler, genelgeler devreye girecek ve tabiî ki bu engel de aşılacaktı. Yıl başından bu yana %45’e varan oranlarda elektrik zammıyla yüz yüze bırakılan işçi ve emekçi kitlelere, bu burjuva hükümet elbet bir kolaylık sağlayacaktı. Sağladı da. Bundan sonra yönetmelik, genelge falan filan uğraşmadan otomatik fiyatlandırmayla renklenecek elektrik faturalarımız. Bir sonraki zamla Ekim­de tanışacağız. Artık “piyasa” ne buyurursa!

Çeşitli yöntemlerle tespit edilip ilan edilen açlık ve yoksulluk sınırlarının da bir hükmü kalmıyor, artan fiyatlar karşısında. Artık doktorların “kan değerlerin düşük çıkmış biraz kırmızı et, karaciğer, dalak ye, meyve sebze tüket, pekmez ye!” cinsinden sözlerine şaşkın bakışlarla bakan insanlar gitti, yerine bunları artık ha deyince alamayacağını çok iyi bilen acı ve kederli bakışlı insanlar geldi. Etin kilosu aldı başını gidiyor. Yaş meyve sebzeden kurutulmuş ürünlere, baklagillerden pirince kadar her şey çoktandır el yakmaya devam ediyor. Burjuva hükümet ve onun kalemşorları ne derlerse desinler gerçekler inatçı. Kapitalizmin gerçekleri burjuva hükümetlerden de inatçı. Tutturulamayan enflasyon hedefleri, zam­lar karşısında eriyen ücretler, asgari ücrete çekilen işçi ücretleri, giderek artan işsizlik oranları ve daha çok daha çok üretmesi için sürekli işsizlik kırbacı ile dövülen işçi sınıfının büyüyen gözleri, asılan suratı. Bu gerginliğin sebebi sadece AKP hükümeti değil, ondan önce gelen niceleri bu dibi görünmeyen kuyuya çok taş attı. Bu hükümet gidip başka bir burjuva hükümet gelse de durum değişmeyecek, çünkü sorun bizzat kapitalizmdir.

Bu sistem bir ekonomik bunalım çukuruna doğru hızla yuvarlanıyor. Hiçbir popülist siyasi manevra, ne AKP ne de başka burjuva hükümetler için uzun ömürlü ve kurtarıcı olmayacak. İşçi sınıfının örgütlü gücü onu burjuvazinin her türlü saldırı ve çıkar hesabından koruyacak silahıdır. İşte o örgütlü gücü yaratmak dünyanın birçok bölgesinde silkinip doğrulmaya çalışan işçi sınıfını ve insanlığı kurtuluşa götürecek çözüm kapısının anahtarıdır.