Eğitim Emekçileri Cephesinde Neler Yaşanıyor?

İstanbul’dan bir eğitim işçisi

Eğitim bir insan hakkıdır. Her insanın eşit koşullardan faydalanma hakkı olduğu mevcut tüm yasalarda yazsa da, bu böyle değildir hayatta. Eğitim bir insan hakkı olmaktan çıkıp sermaye için kârlı bir alan haline getirilmeye başlayalı hayli zaman oldu. Eğitim; dershaneler, özel okullar, kamu okullarında taşeronlaştırılan hizmetler ve alınan katkı payları ile gittikçe paralılaştırılmakta. Bu durum, işçi-emekçi çocuklarının eğitim hakkından gittikçe daha az faydalanmalarına neden olurken, eğitim emekçilerinin de sorunlarının büyümesine yol açıyor. Kendi bölünmüşlüğü içerisinde her biri başka bir başlık altında değerlendirilmesi gereken eğitim emekçilerinin durumuna genel bir bakışta ilk göze çarpanlar şunlar olacaktır.

İşleri Aynı, Adları Farklı

Öğretmenler ve okul hizmetlilerinden oluşan eğitim emekçileri, güvencesizlik, düşük ücret, fazla mesai, sendika karşıtı baskılar ve taşeronlaştırma saldırısı ile karşı karşıyalar. Devlet okullarında aynı işi yapan öğretmenler, kadrolu, sözleşmeli, ücretli, 4-B ve 4-C’ye tâbi öğretmenler, usta öğreticiler (emekli olup çalışmaya devam eden öğretmenler) olarak farklı statülerde çalıştırılıyorlar. Kadrolu öğretmenlerin sendikal mücadele ile kazanılmış birçok hakları devlet tarafından sürekli törpülenmeye çalışılıyor. 4-B, 4-C, ücretli ve sözleşmeli öğretmenler için dayatılan koşullar, aslında tüm öğretmen kitlesine giydirilmek istenen güvencesiz çalıştırma elbisesinden başka bir şey değil.

İster Fındık Topla, İster Öğret: Mevsim Sonunda İşsiz Kalacaksın

Ücretli öğretmenler tam anlamıyla mevsimlik işçi. Okul müdürü ya da milli eğitim müdürlüklerinde sıraya giriyorsunuz ve öğretmen açığı olan yerlere geçici olarak atanıyorsunuz. Açık hiç bitmese de asla kadroya geçirilmiyorsunuz. Okuldan okula sirküle ettirilerek ucuza öğretmen ihtiyacı kapatılmış oluyor. Okul tatil olunca ücret alamıyorlar, sigortaları da yatmıyor. Ücretli öğretmenler genellikle bir iki yıl çalıştıysa, bir iki yılını da işsiz olarak geçiriyor. Bu gezicilikle verilen eğitimin niteliğine hiç değinmemek gerekir herhalde.

En Çok Sömürülen, En Örgütsüz Eğitim Emekçileri: Dershane Öğretmenleri

Devlet okullarının dışında dershane ve özel okullarda çalışan öğretmenlerin koşulları ise oldukça kötü… Genç öğretmenler genelde asgari ücret ve altında ücretlerle çalıştırılıyorlar. Dershane öğretmenlerinin sigortalarının yatırılması oldukça nadir görülen uygulamalar oluyor. Ücretlerin düzenli alınamaması ise cabası... Dershane öğretmenleri, öğretmenliğe başlamak için ihtiyaç duydukları staj belgesini alabilmek için dershane patronlarının insafına kalmışlar, kimi zaman hiçbir ücret almadan bir iki yıl çalıştırılabiliyorlar. Günde 10-12 saat çalıştırılan dershane öğretmenlerinin sayısı 50-60 bin olarak telaffuz ediliyor. Stres ve yoğun çalışmanın getirdiği meslek hastalıklarına karşı hiçbir güvenceleri olmayan dershane öğretmenleri, eğitim emekçilerinin en çok sömürülen ve en örgütsüz kesimini oluşturuyorlar.

Eğitim Alanının Görünmeyen Emekçileri: Hizmetliler

Eğitim alanında temizlik, ısınma, bakım, güvenlik ve idari işlerde çalışan emekçilerin sorunları ise yıllardır görülmüyor, örgütlülükleri ise yok denecek kadar az. Özellikle devlet okullarında kadrolu hizmetli sayısı gittikçe düşürülmekte, bu hizmet işleri taşeron firmalara verilmekte. 30-40 dersliği olan bir okulu 2 hizmetliye temizletmeye çalışmak, zorunlu gece nöbetleri, ücretsiz fazla mesailer, kalitesiz ve tehlikeli temizlik malzemeleri, öğretmenlere verilen indirimli ulaşım hakkından faydalanamamak, idarenin ayak işlerini yapmak vb. eğitim hizmetlilerinin en yakıcı sorunları olarak dile getirilebilir. Pek çok dershane ve özel okulda hizmetli olarak çalışan işçiler sigortasız çalıştırılıyor.

Artık Dur Demeli: Sınıf Mücadelesi Okulu Derslerle Dolu

Eğitim alanında yaşanan bütün bu sorunlar aslında işçi sınıfının diğer kesimlerinin yaşadığı sorunlardan farklı değil. İşçi sınıfı mücadele tarihi bizlere her şeyi yeni baştan keşfetmek zorunda olmadığımızı hatırlatıyor. “Örgütsüzsek hiçbir şeyiz örgütlüysek her şeyiz” şiarı sorunların çözümünde ilk hareket noktamız olmalı. Dershanede ya da devlet okulunda, ücretli ve sözleşmeli çalışanların “insaf” dedirtecek koşullarda çalıştırılmaları tabii ki örgütlülüklerinin yetersiz oluşuyla ilgili. Güvencesiz öğretmenlerin, aynı işi yaptıkları ancak aynı ücret ve koşullara sahip olmadıkları kadrolu öğretmenlerle ortak bir mücadele içine girmeleri gerekmekte. Böyle bir mücadele kadrolu öğretmenlerin haklarının törpülenmesini de durduracak ve kazanılmış hakların daha ileriye taşınmasına olanak verecektir.

Tüm statü ve kollarda çalışan eğitim emekçileri, işyerlerinden başlamak üzere ortak taleplerini belirleyecekleri taban örgütlenmelerini yaratmalı. Farklı statülere, özel-devlet ayrımına bakmadan ortak örgütlenme iradesinin geliştirilmesi sağlanmalı. Geçmişin sendikal kazanımlarının ileriye taşınabilmesi için bu deneyimlerin eğitim emekçileriyle buluşabilmesi sağlanmalı. Örgütlendikleri sendikalarda bütün eğitim emekçilerinin karar alma süreçlerine katılımı sağlanmalı, karar alma organlarını işyeri komitelerine kadar yayan bir sendikal demokrasi işletilmeli.

Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz!

Tüm Çalışanlara İş Güvencesi!