Dünyamızı Kirleten Kapitalist Sistemi Yıkalım!

Soluduğumuz havada, yüzdüğümüz denizde, oturduğumuz mahallede, aslında yaşamımızın her alanında kapitalistlerin sayesinde zehirlenmekteyiz. Onlar için kâr güdüsü her şeyden önce geldiğinden, daha fazla kazanmak uğruna doğayı tahrip etmekten çekinmezler. Yaşadığımız gezegenin bu kadar hor kullanılması, aşırı üretim ve atıklardan dolayı kirletilmesi ve gerekli önlemlerin alınmamasının sonucu olarak insanlık hızla bir felâkete doğru sürükleniyor. Ama kapitalistler bir yandan yaşadığımız dünyayı kirletip yok ederken, diğer yandan da ikiyüzlü tavırlarla güya 'çevreci' yasalarla ve 'çevreyi koruma' bakanlıklarıyla yaptıklarını örtbas etmeye çalışıyorlar. Hem doğayı kirletip yaşanmaz hale getiriyorlar, hem de bunların sorumluları kendileri değilmiş gibi çare arar görünüyorlar.

Örneğin burjuvazi '2B Yasası' diye bir yasa çıkardı. Buna göre, 'orman vasfını yitirmiş' arazilerin orman kapsamından çıkartılarak imara açılması söz konusu olacak. İlk bakışta makul ve mantıklı gibi görünse de, işin aslı bu da burjuvazinin alicengiz oyunlarından birisidir. Orman vasfını yitirdiği söylenen araziler çoğunlukla gecekondu bölgelerini, yani yoksul işçi-emekçilerin yaşadığı yerleri kapsamaktadır. Yasa tasarısını hazırlayan uyanık burjuva siyasetçileri, karganın ağzından peyniri kapmaya çalışan tilki misali, buraların tekrardan orman haline getirilmesinin artık mümkün olmadığını, bu yüzden hiç olmazsa gecekonduların yıkılıp yerlerine daha modern yapılar yapılması gerektiğini söylüyorlar. Böylece bir taşla iki kuş vurmuş olacaklar. Önce gecekondu sahiplerinden devlet para isteyecek ki bu yolla 20 milyar dolar gelir elde edilmesi öngörülüyor, veremeyenlerinse gecekonduları istimlâk edilerek burjuvaziye peşkeş çekilecek. Burada da söz konusu olan şey, manzarası güzel olan yerlerde yine burjuvaların oturabileceği alanlar yaratmaktır. Villa kentler oluşturmak ve kârlarına kâr katmak istiyorlar.

Öte yandan, çıkacak yasanın kokusunu alanlar da, daha yasa çıkmadan bazı arazilerin orman vasfını yitirebileceğinin farkına varmış (!) olmalılar ki, birden sağda solda orman yangınları çıkmaya başladı. Antalya'da, Muğla'da başlayan yangın furyası, hızla Bodrum'a doğru ilerledi ve çok geniş alanlar yangınla birlikte kül oldu. Böylelikle yasa çıktığında turistik bölgelere yakın olduğu için son derece değerli olan bu araziler, 'tekrar orman haline döndürmek mümkün olmadığından' maalesef otel ve benzeri 'modern, çağdaş' yapılara dönüştürülmek zorunda kalınacak!

Başka bir örnekse Tuzla Orhanlı'da boş araziye gömülü zehirli atık varillerinin bulunmasıyla birlikte yaşandı. Arazinin altında 640 tane varil bulunmuştu. Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, mal bulmuş mağribi gibi olayın üzerine atladı ve takındığı 'çevreci' pozlarla bol bol reklâmını yaptı. Varillerin ne kadar zararlı olduğu söylendi, bakanlığın elinde yeterli personelin olmadığından ve her yere yetişemediklerinden, bütçeden çevre korumasına ayrılan payın azlığından dem vuruldu vs. vs. Bunlar sürekli duymaya alışık olduğumuz teranelerdi. Medyanın da işin içine girmesi ve olayın büyümesi üzerine Unifar ilaç firmasının üç yetkilisi için beşer yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı. Tahmin edileceği gibi dava hâlâ sürüyor. Zaten bunlar beş yıl hapis yatsa bile, bu ve benzeri şekilde hayatımızı tehlikelere sokacak başka kapitalistler icraatlarına devam ediyorlar. Bunlar sadece su yüzüne çıkan tekil örnekler. Tuzla Orhanlı, işçilerin yaşadıkları semtlerden bir tanesi. Buralara gömülen atıklar canlılar için ciddi tehditler içeriyor. Ama kapitalistlerin umurunda değil. Bu haber televizyona ilk yansıdığı sırada ikiyüzlü burjuvalar gerekli önlemlerin alınacağı ve bunu yapanlar hakkında gerekeni yapacaklarını söyleyip durdular. Ama nedense bu olay artık ne televizyonda ne gazetede önemli bir haber olarak karşımıza çıkıyor.

Türkiye'de bunlar olurken, çevreci geçinen Avrupa'da işlerin farklı yürüdüğü zannedilmesin. Yakın zamanda gündeme gelen asbestli Otopan gemisi, Avrupa burjuvazisinin ne denli 'çevreci' olduğunu ortaya koydu. Hollanda'dan sökülmek üzere Türkiye'ye gönderilen gemideki gerçek asbest miktarının, başlangıçta açıklanandan yaklaşık 70 kat fazla olduğu ortaya çıktı! İşte size çevreci Hollanda hükümetinin ikiyüzlülüğü. Bunun kendi kapısının önünü temiz tutup, çöpleri komşusunun kapısına boşaltmaktan ne farkı var? Üstelik bu sadece Hollanda hükümetine mahsus bir hal değil. Geçmişte Almanya'nın da radyoaktif atıklarını gemilere doldurup para karşılığı başka ülkelere sattığını duymuştuk. İtalyanların ve İspanyolların kimyasal atık dolu varillerini unutmadık. Daha gerilere gidersek, İngiltere'nin Manş denizini radyoaktif atıklarla doldurmuş olduğu da hatırlanabilir.

Kısacası, burjuvazi pek çok konuda olduğu gibi çevre konusunda da ikiyüzlü davranıyor. Ama zaten ikiyüzlülük, hilekârlık, yalan-dolan, hırsızlık, yağma ve talan, tüm bunlar kapitalizmin hamurunda olan şeyler değil midir? Kapitalizm gibi insan doğasına aykırı ve mantık dışı bir sistemin, doğaya ve çevreye zarar vermemesi düşünülemez. Sorunun kaynağı, fabrika sahiplerinin 'duyarsızlığı' veya 'cahilliği' değil, sistemin kendisidir. Bu yüzden Greenpeace ve benzeri çevreci örgütlerin çabaları, kıyıya vuran denizyıldızlarını tekrar denize atmaya benzer. Doğaya ve çevreye faydalı bir iş yapmak istiyorsak, en temizi kapitalizmi yok etmektir.

Kartal'dan Marksist Tutum okuru bir büro işçisi