Dünya “Sağlık” Günü ve Dünya “Sağlık” Örgütü

Bakırköy’den bir sağlık işçisi

Dünya Sağlık Örgütünün anayasasının kabul edildiği 7 Nisan, “Dünya Sağlık Günü” olarak kutlanıyor. Bu sene de “Dünya Sağlık Günü”nü savaşlarla, açlıkla, çocuk ölümleriyle, yani sağlıksız bir dünya ile karşıladık. Özellikle son senelerde yaşanan krizle birlikte dünyanın sağlığı giderek bozuluyor. Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) verilerine göre, ölen çocuk sayısı, kriz nedeniyle bu yıl 200 bin ile 400 bin arasında artacak. O çocuklara nasıl diyecekler şimdi, “Dünya Sağlık Günün kutlu olsun” diye?

Kuruluş yönetmeliğine göre DSÖ, “uluslararası sağlık konularını yönlendiren ve koordine eden yetkilidir”. Buradaki “yetkililik” neyi anlatır bilinmez ama kapitalizm altında dünyanın sağlığını korumanın böyle örgütlerce yerine getirilemeyeceği açıktır. Yönetmelikte ne denirse densin DSÖ, emperyalist kurumlarından biri olan Birleşmiş Milletler’e bağlı bir kurumdur. Sağlık alanında önemli çalışmalar yapıyor olsa da onu, sınır tanımaz kapitalizmin kâr yasaları sınırlandırır. Yani bağımsız olması gibi bir durum söz konusu değildir.

2007’de Dünya Sağlık Gününün teması, “Sağlığa yatırım yap, daha güvenli bir gelecek kur” idi. Oysa bu slogan, dünyanın büyük bir bölümünde sağlık hakkını neredeyse hiç kullanamayan yüz milyonlarca işçi ve emekçi için hiçbir anlam taşımamaktadır. Sağlık alanı ticari bir yatırım konusu, kârlı bir sektör olarak görüldüğü sürece ne tek tek bireylerin (burjuva azınlık hariç!) ne de toplumların sağlığından bahsedilemez.

Sağlık alanını kâr alanı olarak gören anlayış, şimdiden dünyada on milyonlarca işçinin işsiz kalmasına neden olan kriz ortamında çok daha tehlikelidir. Bir işinin olması durumunda dahi sağlık hakkını kullanamayan işçilerin kriz derinleştikçe sağlıklarını tamamen yitirecekleri aşikârdır. DSÖ’ye göre “sağlık, sadece hasta veya sakat olmamak değil, bedenen, ruhen ve sosyal yönlerden tam bir iyilik durumudur”. Oysa kapitalist toplumda, ezilen sınıfın üyeleri açısından bedenen, ruhen ve sosyal olarak tam bir iyilik hali hayalden başka bir şey değildir. Bu “iyilik hali” genelde kapitalistlerin ihtiyaçları tarafından belirlenir. Ama aslında bunu belirleyen bir şey daha var: sınıf mücadelesi.

Kazanılan her hakta olduğu gibi sağlıkla ilgili haklarını da işçi sınıfı mücadele ederek kazanabilmiştir. Bugün patronların bir lütfu gibi sunulmaya ve dünyanın hemen her yerinde işçilerin elinden bir bir alınmaya çalışılan bu haklar kimi zaman bedeli canla ödenerek kazanılmıştır. Bundan sonra da mücadeleye atılmadan korunması ve geliştirilmesi olanaksızdır.

Kapitalist bir toplumda “sağlık” gününün kutlanıyor olması trajikomik bir durum aslında. Bir taraftan herkese ücretsiz sağlık hakkını tanımayacaksın, kârlı olmadığı için işçi güvenliği açısından gereken önlemlerin alınmasını sağlamayıp iş cinayetlerine neden olacaksın, dünya ikliminin değişmesine ve yaşamı tehdit eder boyutlara ulaşmasına yine kârlılık adına neden olacaksın, savaşlar çıkararak milyonlarca insanın ölmesine neden olacaksın; sonra da “sağlık” günü kutlayacaksın.

Aslında bizimle dalga geçiyorlar. Neden mi? Örgütsüz olduğumuz için. Neden mi? Bu arsızlıklarına mücadeleyle cevap verip yüzlerine tokadı indiremediğimiz için. Neden mi? Bilmediğimiz, öğrenip öğretmediğimiz, örgütlenip örgütlemediğimiz için. Yapmadıklarımızı yaparsak, işte o zaman gerçek sağlık günlerini kutlayabilir ve haykırabiliriz: Sınıfsız ve sağlıklı dünya! Her günün kutlu olsun!