Dersimlilerin Acıları Dinmedi

Devletin Dersim’e hâkim olmak için yaptığı kıyımın üzerinden 71 yıl geçti. On binlerce Dersimlinin acımasızca katledildiği bu kıyımda dönemin gelişmiş askeri teknolojileri kullanıldı. Kıyım sonrasında da devlet, baskılarla, asimilasyonla, yakıp yıkma ile Dersimlilerin yeniden ayağa kalkmasına engel oldu. Onca yıla rağmen Dersim’e yaşatılan derin acılar hâlâ unutulmuş değil.

Bu acıları yüreğinde taşıyan on binlerden biri de Ali amca. Evine konuk olup yaşadıklarını bizlerle paylaşmasını istiyoruz. İstiyoruz ki egemenlerin yazdığı resmi tarihi canlı tanıklarla çürütelim. Şimdilerde 88 yaşında olan Ali amca, katliam başlatıldığında henüz çocuktu. Uzun yıllar yaşadığı acıları kendinden, çocuklarından ve akrabalarından sakladığını öğreniyoruz. Çünkü o, yıllar yılı susarak kendini ve sevdiklerini koruyacağını düşünmüş.

Olayların gelişimini Ali amca şöyle anlatıyor: “Seyit Rıza o yıllarda devletin baskısına boyun eğmedi. Kendisi dışında 12’ye yakın aşiret lideri ile bir olup, askerlere karşı koydu. Bizim bu yandaki aşiretler tarafsız kaldılar. Devlet Dersim’den vergi toplayamıyor, karakol kuramıyor ve asker alamıyordu. Seyit Rıza ve çevresindeki aşiret ağalarının oluşturduğu birlik oldukça güçlüydü. Köylüler tarafından da destek görüyordu. Devlet uzun zaman bu birliği bozmak için çalıştı. Para ve rüşvet teklif etti. Dersim’e yardım edeceği sözünü verdi. Yollar ve köprüler yapıldı, karakollar kuruldu, okullar inşa edildi. Tüm bunların Dersim’i bölmek ve hâkimiyet sağlamak için yapıldığını bizler yaşanan zulümden sonra öğrendik.”

Ali amca “katliamda herkes acı çekti” diyor. Yaşatılan acılar içinde kendi payına düşenleri ise gözleri uzaklara dalarak anlatıyor: “Babam Kamer Ağayı bizden habersiz götürdükleri ıssız dağ başında katlettiler. Bizlere hiçbir şey söylemediler. Babamın tek suçu kızını Seyit Rıza’nın yanında yer alan Hayderan aşiretine gelin vermesiydi. Askerler köylüleri meydanda toplayıp babamın adını listeden okudular. Köylülerin ihbarı ile babamı yakalayıp katlettiler. Babamın kemiklerini yıllar sonra oradan alıp, mezarlığa getirebildim. Yakın köyümüzde yine 95 kadın ve erkeği çocuklarıyla birlikte yakıp yok ettiler. Öyle kalabalık aşiretler vardı ki geriye hiç kimse bırakmadılar.”

“Kız kardeşlerim ve annemle birlikte bizler son çare olarak gidip devlete teslim olduk” diyen Ali amca, 9 yıl boyunca sürgüne yollandığını söylüyor. Sürgün yeri olan Uşak’ta taş ocaklarında çalıştırılıyor. Sürgün sona erdikten sonra ailesi Dersim’e gönderilirken kendisi askere alınıyor. Ali amca yaşadığı köyde evlenip çoluk çocuğa karışıyor. Acılarını hiç kimseyle paylaşmıyor. Oğlu Hüseyin, “babam bizlere yaşadıklarını uzun yıllar anlatmadı” diyor ve şöyle devam ediyor: “Çünkü bizi korumaya çalışıyor ve başına geleceklerden korkuyordu. Ben babamın yaşadıklarının bir kısmını ancak lisede kendi çabamla öğrenebildim. Hâlâ yaşatılanlardan dolayı oldukça öfkeliyim. Öymen’in ‘analar ağlamadı’ sözüne kesinlikle katılmıyorum. Onlar Dersim’i acılara boğdular.”

Yaşadığımız topraklarda sermaye sınıfı, egemenliğini katliamlar üzerine kurdu. İktidarının bekası için Kürt halkını katletmekten çekinmedi. Bu katliamları, kurduğu yalan makinesiyle meşrulaştırmaya ve olabildiğince unutturmaya çalıştı. Ancak gerçekler apaçık ortadadır ve yapılanlar asla unutulmamıştır. Bugün Öymen’in sözü üzerine yükselen tepkiler de bunun bir kanıtıdır.