Davutpaşa’yı Unutma!
Dudullu’dan bir işçi
Lezgi, Yaşar, Novruz, Zübeyir, Semra ve diğerleri… Türkiye’nin dört bir yanından göç edip çalışmak, hayatta kalmak, ailelerini geçindirmek için Davutpaşa’da işçiliğe koyulmuşlardı. Yorucu bir günün daha ilk saatlerinde gerçekleşen bir patlama, hepsinin yaşamına son verdi.
Hepsi de nedenini bilmedikleri bir sömürü cenderesi içindeydiler. Hepsi de örgütsüzdüler. Kimisi pantolon taşlıyor, kimisi çorap dokuyor, kimisi havai fişek üretiyordu. Ürettiklerini kimlerin kullandıklarını, havai fişeklerin hangi zenginin kutlamalarında kullanılacağını bilmeden! Ürettiklerinin hiçbirini alamamanın acısını çekiyorlarsa da, tek tesellileri bir işte çalışıyor olmaktı. Sonlarını çok önceden görmüş gibi sessizce çalışmaya, bir gün daha yaşamaya çabalıyorlardı. Yarından umutlarını çoktan kesmişlerdi. Şimdi onların kalkan cesetlerinin yerini yeni Semralar, Yaşarlar ve Lezgiler alacak ve İstanbul kan kusmaya devam edecek…
70 milyonluk koca ülkeyi yönettiğiyle gururlanan, vatan, millet, din, iman, bayrak diye yaygara koparan AKP hükümetinin ve AKP’li belediyenin huzuru birazcık kaçtı. Ölenler bir, üç beş olsa sesleri çıkmayacaktı. Ölenler cephelerde olsa sesleri çıkmayacaktı. Ölenler uzaktaki küçük bir şehirde olsa sesleri çıkmayacaktı. Ölenler Kürt olsa, grevci işçi olsa, miting yapan işçiler olsa sesleri çıkmayacaktı. Fakat bu kez mızrak çuvala kolayına sığdırılamıyordu.
“Yetkililer” birbiri ardına konuşmaya başladıkça anlaşıldı ki, kasap et derdinde koyun can derdindeydi. Her biri sorumluluğu üstünden atıyor, ben suçsuzum diyor, kimisi vatandaşları suçluyor, kimisi kader diyor, kimisi suçluları bulacağız diyor, kimisi Allahtan rahmet dilemekle yetiniyordu. İşçi sınıfının, ölenlerin, çaresiz ailelerinin gözlerine baka baka yalan söylüyorlardı. Hepsi suçunu örtbas etmenin telâşı içindeydiler.
Biri kalanlara ev sözü verdi, biri maaş bağlama sözü verdi, diğerleri yaralarını saracağız sözleri verdiler. Hepsi birden gönlü yüce, eli açık, yufka yürekli işadamı, politikacı, belediye başkanı, emniyet müdürü olmuşlardı. En duygusal nutukları yaralanmış işçilerin yanında atıyor, sorumluları bulup cezalandıracaklarını, herkesin rahat olması gerektiğini söylüyorlardı. İşçilerin haklarına saldıranlar, haklarını budayanlar, ücretleriniz çok diyenler sanki onlar değilmiş gibi rahat konuşuyorlardı. Grevlere ve mitinglere saldıran, vatandaşım dediklerini kurşunlayanlar onlar değilmiş gibi rahat konuşuyorlardı. Gecekonduları yıkanlar, yoksul işçi mahallelerinde patronlar için lüks villalar yapanlar onlar değilmiş gibi konuşuyorlardı. Yetim kalmış küçücük bir işçi çocuğu olan Ebru, etrafını saran, onu öpen, ailesine ev alacaklarını vaat eden “devlet büyüklerine” güvenmemiş, her şeyin kameralar önündeki şovdan ibaret olduğunu sezmiş olsa gerek ki, şunu söylemiş yüzlerine: “Annenim başına gelenlerin başkalarının başına gelmemesi için hâkim ya da savcı olacağım.”
Çalışma Bakanı Faruk Çelik, “sendika olsa 23 kişi ölmezdi” demiş. İtiraf mı, alay mı belli değil. Sendika olsa işçiler kurbanlık koyun gibi ölmezdi. Kader diye görüp en tehlikeli işlerde gözü kapalı çalışmazlardı. Fakat onları sendikasızlaştıran kim? Sendika deyince işten atan kim? Sendika deyince coplayan, karakollara atan kim? Sendika deyince anarşist, bölücü, terörist diyen kim?
Yaralıların bulunduğu hastanelerde yaptığı açıklamada aynı Çelik, “Erdoğan’ın talimatı üzerine bu hafta kentin iki yakasında 90 müfettişin katılacağı denetim planladıklarını, bu palanı yaptıkları sırada olayın meydana geldiğini” söylemiş. Hep yapacaktık, edecektik sözleri. Hep aklımızdaydı, planlamıştık sözleri. Hep geç kaldık, bir dahaki sefere tesellisi. Başbakan dünyayı geziyor, patronlar lehine yasa üstüne yasa çıkarıyor, önlem alıyor, açılış yapıyor fakat gelin görün ki sıra işçi ve emekçilere gelince kıl payı farkla geç kalınıyor.
TBMM Başkanvekili Meral Akşener, patlama yerinde yaptığı “inceleme”nin ardından yaptığı açıklamada şöyle buyurmuş: “Yöneticiler kurallara uysaydı kitle imha silahı patlamış gibi bir durum olmazdı. Aynı binada kot imalathanesi üç sefer mühürlenmiş. Her seferinde mühürler sökülmüş. Bu yerlerde denetim ihmali var.” Yöneticiler kurallara uymuyor ve insanlar katlediliyor doğru. Peki denetim ihmali olmasaydı ne olacaktı? Her şeyi kılıfına uydurmuşsunuz bir güzel. Denetim ihmali olmasaydı bakın ne olacaktı. Sorumlu yöneticilerin çıkardıkları yasalarda deniyor ki, “ruhsatsız işyerlerine 88 YTL para cezası kesin”. Yani yasada ceza var mı var kabilinden. 23 canın karşılığı 88 YTL. Sen ey patronum, sömürmene, kazanmana devam et, verirsin 88 YTL’yi kurtulursun, ne olacak? Ey egemenler, kuralları siz koyduğunuz için oldu o patlama. Siz yönettiğiniz için, denetlediğiniz için katledildi insanlar.
Yöneticilerimizin yönettiği ülkeye bir bakın. Doğusuyla batısıyla her yanı kan içinde. Kürt illerinde patlayan bombalar nice Kürt çocuklarını, analarını katletti. Nice sendikacı, yazar, gazeteci, devrimci, sokak ortasında öldürüldü. Doğuda Kürtlere yağan bombalar batıda da Kürdüyle Türküyle işçi-emekçilerin üzerine yağıyor. Tersaneler, sanayi bölgeleri, atölyeler, fabrikalar… Günde en az 5 kişi katlediliyor. Madenlerde yüzlerce işçi canlı canlı mezara gömüldü. Şimdi sıra tersanelerde, küçük sanayi sitelerinde. İş kazaları büyük felâketlere dönüşmüş durumda. Taşeronlaştırma, esnek çalışma, sendikasızlaştırma saldırıları emek ordusunun tepesinde patlayan bombalara dönüştü. Her şey sermayenin mutluluğu için. Sermayenin birbiriyle rekabeti kızıştıkça kurbanlar çoğalıyor. Davutpaşa ilk değil, son da olmayacak. Kapitalist ahtapot canlı emeği sömürmeden, onun kanını emmeden varlığını sürdüremez. Onun yaşaması için işçi sınıfının boyun eğmesi, posasının çıkartılması ve nihayet katledilmesi gerekiyor.
Bursa’da yanan tekstil işçileri, Ümraniye’de katledilen atölye işçileri, Tuzla’da iskeleden düşen gemi işçileri bir bir katledilirken, hiçbir şey değişmedi. Onların yerine binlerce işsiz işçi geçti. Onları katledenler kendi cennetlerinde saltanat sürmeye devam ediyorlar. Bakanlarından bürokratlarına dek hepsi kırbaçlarını daha acımazsızca sırtımızda şaklatıyorlar. Biz geride kalanların gerçeği görmesi gerekiyor. Kapitalizm öldürüyor. Biz ona can vermezsek tek bir gün dahi ayakta kalamaz. Onların hepsi bizim unutmamızdan cesaret alıyorlar. Boşvermişliğimizden, korkaklığımızdan güç alıyorlar. Egemenler bizim örgütsüzlüğümüzden kahramanlaşıyorlar. Gerçekleri görmeyen, yalanlarla uyutulan zihinlerimizden güç alıyorlar. Suçlu hepimizin gözleri önünde duruyor. Suçlu ruhsatsız, kaçak, sigortasız, sendikasız işçi çalıştıran sermaye sınıfı ve onları görmezden gelen, koruyan ve kollayan burjuva devlettir.
Sermaye sınıfına karşı, işçi sınıfının devrimci saflarında örgütlenmeliyiz. Hak ve özgürlüklerimiz için kenetlenmeliyiz. Vahşi kapitalizmin dünya işçi sınıfına yönelttiği neoliberal saldırılara, sendikasızlaştırmaya, taşeronlaştırmaya, işten atılmalara, işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmamasına, kölelik ücretine ve sermayenin dizginsiz sömürüsüne karşı ortak mücadele vermeden, Davutpaşaların hesabını soramayız.
