Burjuva Eğitimi ve Adaletsizlik

Ankara’dan bir Marksist Tutum okuru

Burjuvazi ve siyasetçileri her fırsatta Türkiye’deki genç nüfustan bahsedip bu durumun avantajlarını ve üzerlerine yüklediği sorumlulukları anlatıp duruyorlar. Fakat duruma gereken sorumluluk duygusuyla yaklaşmadıkları gerçeği, eğitime ayrılan bütçeye ve yapılan yatırıma bakıldığında ortaya çıkıyor.

MEB Bütçesi ve Eğitim Yatırımına Ayrılan Pay

Yıllar

MEB bütçesi (TL)

MEB Yatırım Bütçesi (TL)

MEB Bütçesi Yatırım Payı (%)

2002

7.460.991.000

1.281.690.000

17,18

2003

10.179.997.000

1.479.050.000

14,53

2004

12.854.642.000

1.244.150.000

9,68

2005

14.882.259.500

1.230.306.000

8,27

2006

16.568.145.500

1.411.498.000

7,49

2007

21.355.534.000

1.490.000.000

6,98

2008

22.915.565.000

1.296.704.000

5,66

2009

27.446.778.095

1.256.188.195

4,57

Kaynak: Milli Eğitim İstatistikleri, 2008-2009

Bu istatistiklerin yanı sıra, okul sayısının yetersizliği, yurt genelindeki dengesiz ve plansız dağılımı, binlerce eğitim fakültesi mezunu genç işsiz gezerken okullardaki öğretmen eksiği ve benzeri pek çok veri de eğitim konusundaki eksiklikleri ve yetersizlikleri ortaya koyuyor.

15-24 yaş arası gençlerde işsizlik %25’i geçiyor. Bu verilerin resmi rakamlara dayandığı ve resmi rakamların her zaman iyimser sonuçlar yansıttığı düşünüldüğünde durumun çok daha vahim olduğu anlaşılacaktır. Gençlerin yüzde 4’ü okuma yazma bilmiyor. Eğitim konularında sınıfsal, etnik ve cinsiyetçi ayrımlar çok fazla. Kürt gençlerinin sadece yüzde 36’sı ilköğretimden sonra eğitimine devam edebiliyor. Ayrıca köylerdeki Kürtlerin yüzde 24’ü okuma yazma bilmiyor, yüzde 8’i de okul bitirmeden okuryazar oluyor. Köylerdeki Kürt çocuklarının üçte biri ilköğretim eğitimi bile alamıyor.

Şehirde yaşayan ve çalışmayan kadınların yüzde 85’i evde çalıştığı için kendini ev kadını olarak ifade ediyor. 20-29 yaş arası kadınların yüzde 75’i işgücüne katılmıyor. Eğitim konusundaki bu kadar eksikliğin yanında bir de burjuva ideologlar, genç işçi ve öğrenciler yaşadıkları maddi ve manevi sıkıntıların gerçek sorumlusunu göremesinler diye canla başla çalışıyorlar. Milliyetçiliği, benmerkezciliği, olup bitene karşı vurdumduymazlığı teşvik eden, kurtuluşun bireysel başarıda gizli olduğunu, mutluluk, huzur ve zenginliğin çok çalışarak elde edilebileceğini anlatan TV dizileri, romanlar, eğitim müfredatı, sinema filmleri gençliğin önüne servis ediliyor. Öyle ki genç işçiler ve işçi çocukları sorgulamaya yönelmesinler diye işçi mahallelerine devletin eliyle uyuşturucu şebekeleri yerleştiriliyor.

Bütün bunların nedeni, işçilerin artı-değer sömürüsüne, azınlığın çoğunluk üzerindeki egemenliğine, özel mülkiyete dayanan kapitalist sistemdir. Burjuvazi, Türkiye’nin son 10 yılda ekonomik büyüme rakamlarında ve emperyalist devletler arasındaki konumlanışında ciddi aşamalar kaydetmesiyle övünüyor. Bankalar ve büyük sanayi kuruluşları krize rağmen başarılı kâr oranları açıklıyorlar. Avrupalı ekonomi kuruluşları Erdoğan’ın “kriz bizi teğet geçti” sözünü onaylıyor ve AKP hükümetini krizle baş etme konusunda çok başarılı ilan ediyor. Türkiye’nin kredi notu yükseliyor. Ancak işçi sınıfının durumu ortada. İşsizlik, yoksulluk, eğitimsizlik… Çünkü kapitalist sistemde işçiler üretir patronlar yer.

Sistemin açıktan gördüğümüz adaletsizliklerinden çok daha fazlası satır aralarında gizleniyor. Bunlara çok uygun bir örnek geçtiğimiz günlerde yaşandı. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği tarafından Antalya Rixos Lares Otel’de düzenlenen “Eğitim ve Beyin” başlıklı Onuncu Antalya Sempozyumuna katıldı. Burada yaptığı konuşmada özel okulların hem işgücü istihdamında hem de eğitim alanında çok faydalı işler yaptıklarını ve daha fazla teşvik edilmeleri gerektiğini anlattı. Aynı zamanda teşvik sözleri verdi.

Özel okullar patron çocuklarının para vererek gittiği okullardır. Patronların bu okullara verdiği paralar, o patronların işçilerinin ödenmemiş emeğinin karşılığıdır. Yani işçilerin parasıdır. Patronların çocukları, işçilerinin ödenmemiş emeğiyle bu okullarda en son teknoloji, en sağlıklı koşullar, en iyi eğitimciler tarafından yetiştirilir ve rahat ettirilirler. İşçilerin çocuklarının gittiği devlet okullarını da işçiler inşa eder, ücretlerinden kesilen ve pek çok farklı yolla alınan vergilerle bu okulların ihtiyaçları karşılanır. Fakat hiçbir zaman işçi çocukları yeterli eğitimi alabilecekleri, gerekli maddi koşulların sağlandığı okullarda okuyamazlar. Çünkü bütçeden eğitime ayrılan pay her zaman en düşük oranlardadır. Ve bu payın bir kısmı da özel okullara ayrılır. Nimet Çubukçu yukarda aktarılan sözleriyle bu payın daha da arttırılması gerektiğini söylüyor ve hatta arttırılacağı sinyallerini veriyor. Yani işçiler patronların çocuklarını okutmak için hem daha fazla çalışacak hem de daha çok para harcayacaklar. Kapitalizmin kuralı gereği bunun karşılığında da kendi çocuklarının eğitim koşulları patronlarının çocuklarınınkine göre her zaman daha kötü olacak. Yani bu sistemde ne kadar çalışırsak çocuklarımız için o kadar büyük bir adaletsizlik yaratacağız.