Bu Sömürü Düzenini Yıkalım!
İkitelli’den bir tekstil işçisi
Çalıştığım fabrikada çorap üretiyoruz. 450 işçi çalışıyor ve dört bölüm var. Her bölüm farklı vardiya sayılarında çalışıyor. Benim çalıştığım bölüm iki vardiya şeklinde çalışıyor. İlk işe girerken sevinmiştim 8 saat çalışacağım diye. Çalışmaya başladım ve hiç de o kadar sevinecek bir durumla karşılaşmadım. Vardiyalar 7-3, 3-11. 7-3 vardiyasında iki kere mola var. On dakika çay, yarım saat yemek; fakat gündüz vardiyasında çay da yemekhaneye çıkmak da yasak, herkes kahvaltısını yere karton serip öyle yiyor. Suyu, çayı, işçiler parayla alıyor. Yedide işbaşı yapmamız gerekirken yediye on kala işbaşı yapıyoruz. Ustabaşları bağırıyor, hadi yerlerinize geçin diye. Üçte çıkmamız gerekirken biz üçü otuz beş geçe paydos ediyoruz. O da şef hadi gidin derse. Üstelik her gün buçuğa beş dakika ekliyor. Bunun sebebi de öğlenki yarım saatlik yemek molasını işçilerden çıkartıyorlar.
Üç vardiyasına geldiğimizde akşam yediye kadar mola vermeden çalışıyoruz. Yedide yarım saat yemek molası var. Şaşırmayın yemekleri işçiler evden getiriyor. Patron gece vardiyasının yemeğini kaldırmış. Bunun sebebi de işçilerin yemekleri yemiyor oluşuymuş sözde. Gündüz vardiyasında yemekhanede şu yazılar dikkatimi çekti. Yemeğini bitir çöpe atma, atarken Filistin’deki çocukları düşün, yiyeceğiniz kadar ekmek alın fazlasını almak yasak. Patron bu kadar aşağılık, işçilerin duygularını suiistimal ediyor. Çok güzel yemek verseler gam yemeyeceğim, kendimi mülteci kampında gibi hissediyorum. Cezaevinde bile hiç olmazsa sabah akşam yemek veriyorlar. Bu fabrikada her şeyi işçiler ceplerinden para verip alıyor. Yönetimi ise oturduğu yerden para kazanan, göbeğini büyüten, işçilerin sırtından kâr elde eden bir asalağın elinde. Akşam vardiyasında yine aynı şekilde karton serilip üzerinde evden getirdiğimiz yemekleri yiyoruz. Yoğun bir tempoda çalışıyoruz. Saat on bir olunca erkekler gidiyor, kadınlar on beş dakika geç paydos ediyor. Gündüzde de erkekler üçte çıkıyor, kadınlar yarım saat sonra çıkıyor. Patron bu durumda kârına kâr katıyor.
Bir de sıkıyönetim var. İçerdeki baskı, küfürler, hakaretler yetmiyormuş gibi sabah akşam güvenlikte üzerimizi aratıp öyle giriyoruz fabrikaya. Cep telefonu yasak, yani işçinin ailesine bir şey olsa iş çıkışı öğrenecek. Resmen hırsız muamelesi görüyoruz, çoraplarımıza bile bakıyorlar çorap çalmış mı diye. Her yer kameralı, attığımız adıma kadar izleniyoruz. Kadınlar tuvaletine müdür girip bakıyor kaç kişi var diye. Herhangi biri paydosa bir saat kala gelmişse tuvalete fırça atıp çıkıyor. Son zamanlarda ekonomik kriz nedeniyle işyerlerinde baskılar daha da arttı. İnsanları işsizlikle tehdit edip duruyorlar. Fabrikada çalışma temposu çok yüksek, masalarda iş yedeği olmayacak, yedek olunca şef işçileri azarlıyor.
Evet işçi kardeşlerim benim çalıştığım fabrikanın koşulları işte bunlar. Eminim ki birçoğumuzun çalışma koşulları hemen hemen birbirine benziyor. Burjuvazi kendi yarattığı ekonomik krizden nasıl kârlı çıkarız diye hesap ediyor. İşçileri en zor koşullarda çalıştırıyorlar. Bu yaşanan krizin sorumlusu bizmişiz gibi fabrikalarda iğrenç baskılara, aşırı çalışmaya maruz bırakıyorlar. İşsizlik tehdidi biz işçileri susturuyor. Evimize kuru bir ekmek götürmek için karın tokluğuna çalışıyoruz. Burjuvaların yediği önünde yemediği arkalarında, fakat biz işçiler açlık, yoksulluk içinde yaşamaya çalışıyoruz. Dünyada her şeyi biz işçiler üretiyoruz. O kadar bolluk varken açlıktan ölen milyonlar var. Ürettiğimizi ne alabiliyoruz ne tüketebiliyoruz. Kapitalizm öyle bir sistem yaratmış ki, sanki kuralmış gibi birilerinin güzel yaşaması için birilerinin ölmesi gerek. Buna bir de doğa kanunu diyorlar. Halbuki bu olsa olsa hayvanlar aleminde böyle olabilir. Kapitalizm denen bu çürük sistem hayvanların doğasını dayatıyor insanlığa. Fakat kapitalizmin bu saltanatı böyle gelmedi böyle de gitmeyecek. İşçi sınıfı olarak örgütlenip bir araya geleceğiz ve kapitalizm denen bu asalak sistemi tarihin çöp tenekesine atacağız.
Patronlar sınıfı bir avuç, ama biz işçi sınıfı dünyada milyonlarız. Tarih gösteriyor ki, işçi sınıfı mücadele ederse iktidarı bile alır. Bunun için 1917 Ekim Devrimi bize bir örnektir. Ben bir işçi olarak bir gün güzel bir dünyayı işçi sınıfının mücadele ederek kazanacağına inanıyorum. Bu güzellikleri düşündükçe patronlara olan kinim kat be kat artıyor. Ve ben eminim ki, benim gibi düşünen birçok işçi kardeşim var. Önemli olan bu kinimizi birleştirip patronlardan onca yıldır bizlere yaptıklarının hesabını sorabilmek. Bu sömürü düzenini yıkalım. İşçi kardeşlerim, tek sorun benim fabrikamda değil, dünyanın her yerinde aynı iğrenç koşullar var. Yeter ki biz işçiler birleşelim, insanca koşulları biz kazanalım. Ve şunu bilin ki kardeşlerim, birleşen işçiler asla yenilmez.
Dünyanın Bütün İşçileri Birleşin!
