Bizim için felâket olan, kapitalizm için kâr demektir!
Çevremizi saran sorunların gündemimiz haline gelmesine biz karar vermiyoruz. Ama ortaya çıkan sonuçlarda ödenmesi gereken bir bedel varsa onu bizler ödüyoruz. Son aylarda yine yoğun gündemlerimiz vardı. şimdilerde gündemimize bir de kuş gribi meselesi, daha doğrusu bizim açımızdan kuş gribi tehlikesi ve yaşadığımız korku girdi. Kapitalizmin kâr hırsının yarattığı felâketlere rağmen, sağlığımızı minimum standartlarda bile koruyabilmenin kolay olmadığını her insan yaşadığı yıllar sayesinde öğreniyor.
Burjuva medya bizleri, özellikle sağlıklı yaşamak söz konusu olduğunda en savunmasız olduğumuz yumuşak karnımızdan vuruyor. Korkutucu açıklamaları hiçbir dönem hız kesmedi. şu kadar insanın ölmesi bekleniyor, dünyada şu kadar ölen oldu gibi.
Tıpkı diğer toplumsal sorunlarda olduğu gibi bu meseleyi de burjuvazinin her kesimi kendi çıkarları açısından değerlendirdi. Ama en çok kulağımızı tırmalayan ses tavuk üretimine yatırım yapmış olan kapitalistlerden geldi. Kestikleri tavukların %60'ını satış olmaması nedeniyle depolara göndermekten şikâyetçi olan, zararının devlet tarafından ödenmesini isteyen, vergi indirimi talep eden, ağlaşan kapitalist çiftlik sahiplerinin feryatları yüreğimizi parçaladı!
Kapitalist devlet dar gününde dostunun yardımına yetişti. Vergiler indirildi ya da bilmem hangi tarihe ertelendi, zararlar tazmin edildi. Elde kalan stoklar devlet kurumlarında çalışan işçi ve emekçilerin kursaklarında yeniden banknotlara dönüştü.
Burjuva devlet adamları, 'milletin' vekilleri, gerçekte mönülerinden tavuğu çıkartırken, ekranlarda bilmem hangi zaman ve koşullarda hazırlanmış tavuğu gerine gerine yiyip şov yapıyorlar. Onlarca küçük çiftçinin tavuğunu, kuşunu telef ettikten sonra, kapitalist üretme çiftliklerinin nasıl Avrupa Birliği standartlarında olduğunu anlatıyorlar. 'İçeriye girmeye gerek yok, kesimhane hastane gibi' diyen Avrupalı denetçiler bizim sağlık güvencemiz oldular. Burjuva hükümet kuş gribinin gündemden düşmesi gerektiğini söyleyince akan sular durdu, ortalık duruldu.
Kapitalistlerin bir kısmı bu durumda tatlı kârlarından zarar ederken, bir kısmı içinse kuş gribi, şarbon gibi hastalıkların sayısının artması kârlarına kâr katmaları anlamına geldi. şarbon vakalarının artmasıyla birlikte 'cipro' denilen ilacın birdenbire tek koruma ve tedavi yöntemi olarak piyasada patlamasının üstünden çok zaman geçmedi, büyük ilaç tekellerinden biri biraz daha büyüdü. Gücünün gölgesine sakladı yoksul işçi ve emekçilerin her yaştan denek olarak kullanılan bedenlerini.
şimdilerde kuş gribi sayesinde, yine ilaç tekellerinden Roche, 'tamiflu' adlı anti-viral ilaçla kırktan fazla ülkeden sipariş alıp üretim kapasitesini iki katına çıkarttı. Haksız rekabet naraları atan ve bu pazardan pay kapamayan diğer ilaç tekellerinin basıncı sonucu Roche, rakiplerine kırıntılar vermeyi kabul etti.
Bizler açısındansa durum giderek daha çetrefilli bir hal alıyor. Bir yandan günlük yaşantımızın giderek artan zorluğu ve hengâmesi, diğer yandan hissettiğimiz gelecek kaygısı. Duyduklarımız ve gördüklerimiz hakkında ne düşüneceğimizi bilememek. Toplumsal çoğunluğun bakacak bir pencere bulamayışı genel bir kaderciliği ve teslimiyetçiliği besliyor. Attıkları her korku taşı, bir yanımızı yaralayıp içimizdeki kuyularda birikiyor. Ve bizim kabullenişlerimiz düşmanımızın cesaretini artırıyor. Afrika'da milyonlar AİDS'ten kırılıyor. Kanser ilaçları çok pahalı. İlaçların yan etkileri gizleniyor. Dünyada yeni doğan çocukların hastalık oranları giderek artıyor. Özellikle Afrikalı çocuklar bundan daha fazla etkileniyor, ama diğer ülkelerin yoksul işçi ve emekçileri de laboratuvar fareleri gibi kobay olarak kullanılıyor.
Kapitalist sistemde bilimin hiçbir alanı egemen sınıfa hizmette kusur etmiyor. Onların yararına işçi sınıfına saldırı araçları üretmeye devam ediyor. Dünya kimyasal gaz, fabrika atık ve dumanlarından, kimyasal silahlar ve bombalardan nasibini alan, yeri göğü ve deniziyle bir 'toz ve gaz bulutu' artık. İnsanlığın yararına olmayan bir sistem tarafından yönetilmekte olan insanlık, bilmediği mecralarda yol almaya devam ediyor.
Kapitalist sistemin kararttığı dünyada önümüzü görmemizi engelleyen ve çevremizi saran gaz ve toz bulutu ne zaman dağılır bilemeyiz. Ama buna rağmen gerçekleri görmeyi başarmalıyız. Bunu yapamadığımız sürece, geleceği karanlık bir dünyada yaşamaya kendimizi mahkûm edeceğiz. İyi niyet işçi sınıfını cehenneme doğru götürmeye devam ediyor.
Bizi asıl korkutması gereken şu ya da bu hastalık değil, kapitalist sistemin çözüm olmayan 'çözümlerine' teslim olmaktır. Aslında bütün bunlar insana ve insanlığa piyasanın gözlükleriyle bakan kapitalizmin sonuçları. Dünya nüfusunun çoğunluğunu oluşturan biz işçi ve emekçiler, burjuvazinin yarattığı gündemlerden sıyrılıp kendi sınıfımızın geleceğini ilgilendiren konuları gündemlerimiz haline getirmeliyiz. Aksi halde her gün kapitalizmin yarattığı yeni bir felâket senaryosu karşısında yine korkularımızın kurbanı olmaya devam edeceğiz.
Sağlık emekçisi bir Marksist Tutum okuru
