Bir Beldenin Adı Değişiyor: Kanserovası
İşimiz gereği İzmit’te bulunan Ford Otosan firmasına gidiyorduk Gün daha yeni ışımaya başlamıştı. Gebze’den Dilovası’na inen yokuşa yaklaştığımızda karşılaştığımız manzara gerçekten tüyleri ürpertiyordu. Dumanlar içerisinde bir belde ile karşılaştık. Fabrika bacalarının çıkardığı demir tozlarının dumanları, kimyasal dumanlar Dilovası’nı sarıya, maviye, kahverengiye boyamıştı adeta. Aracı kullanan arkadaş birden yavaşlamıştı. Neden yavaşladığını sorduğumda ise bana fabrikaların dışarıya bıraktığı kirli havayı göstererek “bak işte bu fabrikadan çıkan kimyasal dumanlar rüzgâr yardımı ile yola yapışıyor ve yolun kaymasına neden oluyor” dedi. Evet, bu kimyasallar Dilovası’nda, Gebze’de, İzmit’te, kısacası civarda bulunan yerleşim yerlerinde sadece yollara değil, insanların boğazlarına, ciğerlerine, insanların içlerine işliyordu. Ve sonuçta Dilovası’nın adı Kanserovası olarak değişiyordu.
“Dilovası kanser soluyor”, “Dilovası kanserle savaşıyor”, “Dilovası’nın üzerinde kara bulutlar dolaşıyor” türünden haberleri son dönemlerde televizyonlardan ve gazetelerden sıkça duyar olduk. Peki Dilovası neden kanser soluyor? Kanser tehdidi neden Dilovası’nın üzerinde dolaşıyor?
Dilovası Kocaeli’nin Gebze ilçesine bağlı yaklaşık 40 bin nüfuslu bir belde. Bilindiği gibi Gebze, 1980’lerden itibaren büyük bir sanayi bölgesi haline gelmiştir. Dilovası da benzer şekilde, fabrikaların kural tanımaz istilasına uğrayan bölgelerden biridir.
Dilovası’nda hava kirliliği öyle akıl almaz boyutlara ulaşmış durumdadır ki, bu beldede son on yılda ölenlerin %32,3’ü kanserden ölmüştür. Bu konunun medyada sık sık yer bulmaya başlaması sonucunda, burjuvazinin temsilcisi olan AKP hükümeti hemen konuya el atmış ve hava kirliliğinin bir türlü “bilinemeyen” nedenini araştırmak üzere bir meclis komisyonu kurmuştur! Komisyonun başına ise Kocaeli milletvekili Eyüp Ayar getirilmiştir. Eyüp Ayar “derin” bir araştırma içerisine girmiş ve bunun sonucunda ulaştığı ilk tespitleri meclisteki konuşmasında şöyle dile getirmiştir. “Sadece fabrika atıklarının doğayı kirlettiği doğru değil, kentte kullanılan kalitesiz kömürlerin de doğanın kirlenmesinde büyük etkisi var.”
Doğrusu Eyüp Ayar’ın başında bulunduğu komisyonun “muazzam” araştırmalar sonucunda ulaştığı bu tespit ancak, NASA’nın “kuzey kutbundaki buzulların erimesine Hindistan’da açık havada yapılan yemeklerden çıkan dumanların yol açtığı”, ya da ABD başkanı Bush’un “büyükbaş hayvanların havaya saldıkları gazların küresel ısınmaya sebep olduğu” iddiaları kadar gerçeklik payı taşımaktadır.
Ancak, her ne kadar çevre kirliliğindeki rolü devede kulak olsa da, Eyüp Ayar’ın haklı olduğu bir konu var: gerçekten de Dilovası’nda halk kalitesiz kömür kullanıyor. Çünkü Dilovası halkı açlık sınırında yaşıyor. Sanayiinin bu kadar gelişmiş olduğu bu beldede insanların çoğu işsiz, birçoğu da ancak inşaatlardaki geçici işlerde çalışabiliyor. Okullarda olması gereken çocuklarsa ya ayakkabı boyacılığı yapıyor ya da mendil satıyorlar.
Bu belde sadece fabrikaların havaya saldıkları zehirli atıklarla zehirlenmiyor, beldenin içinden geçen Dil Deresi vasıtasıyla denize atılan atıklar da bir o kadar tehlike saçıyor. Bu atıklar bugün Marmara denizinin yüzde 40’nı kirletmektedir. Ve Dilovası’ndaki çocukların hepsi o derenin kenarında oynayarak büyümektedir. Polisan firması Dil Deresini temizlemek için teklifte bulunmuş ve komisyon tarafından çevre koruma ödülüyle ödüllendirilmiştir. Ama aynı Polisan, Dilovası’nın bütün sahilini istila etmiş durumdadır. Dilovası deniz kenarında olmasına rağmen burjuvazi tarafından öyle istila edilmiş durumdadır ki halka açık bir sahil parçası bile bulunmamaktadır. Bir televizyon programında spikerin Dil Deresini ve Dilovası’ndaki sahilin durumunu göstererek “Dilovası sizce bugün itibariyle yaşanılacak bir yer durumunda mıdır” sorusuna Eyüp Ayar biraz duraksadıktan sonra şöyle cevap veriyordu: “Dünden daha iyi.”
Oysa Dilovası, burjuvazinin temsilcisi olan Eyüp Ayar’ın iddia ettiği gibi hiç de “dünden daha iyi” durumda değil. Azgın kapitalist kâr sistemi devam ettiği sürece de iyi olmayacak. Fabrika patronlarında sahtekârlık diz boyu: gündüz devreye alınan filtreler geceleri devre dışı bırakılıyor. Kurulan meclis komisyonunun bunları tespit etmek gibi bir derdi de yok. Dilovası’ndaki kirlilik Gebze’den, Hereke’den, kısacası yakında bulunan tüm yerleşim yerlerinden görülmekte iken, komisyon, “araştırma yapmak” için geldiği bu beldede, burnunun ucundaki gerçekleri “görememektedir”.
Diğer yandan Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe 2005 yılında Dilovası’ndaki sanayicileri çevreyi kirletmemeleri konusunda uyarmış ve “bir canımız için bin fabrika kapatırız” diyerek esip gürlemişti. Bir yıl sonra ise aynı Osman Pepe, Dilovası’ndaki sanayicilere “çevreye olan duyarlılıkları” yüzünden ödüller dağıttı. Elbette Dilovası o sırada da kanser solumaya devam ediyordu.
Dilovası’nın bu durumundan sorumlu ve suçlu olan kapitalizmin ta kendisidir. Kapitalist sistem devam ettiği sürece insanlar doğal olmayan ölümlerden, hastalıklardan kurtulamayacaktır. İnsanlık da doğayla birlikte bugün yok oluşun eşiğindedir. Ve bu yok oluştan kurtulmak için kapitalizmin yıkılmasından başka bir çıkar yol yoktur. Bu sistemin yarattığı sorunlara ve pisliklere karşı mücadeleye atılmamak dünyanın yok oluşuna seyirci kalmakla eş anlamlıdır. Doğanın ve insanlığın katledilmesine sessiz kalmayalım, örgütlenelim ve Devrimci Marksizmin gösterdiği yoldan ilerleyerek yeryüzünde yepyeni bir gezegen inşa edelim.
Gebze’den Marksist Tutum okuru bir metal işçisi
