Bataklıktan Kurtulmak

Ben boğazıma kadar koca bir pislik çukurunun içine batmışken ama daha hâlâ o pisliğin içinde olduğumu bile tam olarak kavrayamamışken, sürekli pis kokulardan rahatsız oluyorken ama onu ortadan kaldırmak gibi bir çözüm düşünemiyorken, onca insanın içinde yaşamama rağmen yine de yalnızken, kendime-topluma yabancıyken, utanmadan dünyanın merkezinde olduğumu düşünüyorken, yabancıyken kendi sınıfımın sorunlarına, asıl benim olmayan sorunları dert ediniyorken kendime, bencilken, bireyselken, kendimi kandırıyorken sürekli Polyannacılık oyunlarıyla, yaşım da iyice ilerleyip bu sistem içinde bozuk bir kişilikle yoğrulurken, ben tam boğulacakken kısacası, kurtardılar beni! İçine battığım o koca pisliğin ne olduğunu bana verilen emek, gösterilen sabır ve sağlam düşüncelerle kavradım. Kavradıkça tiksindim bu sistemden ve bu sistemin bize hayat diye sunduğu her şeyden. Bir an önce silkinmemiz, o bataklığın içinden kurtulmamız gerektiğini, bu dünyada insan gibi yaşamanın ancak mücadeleyle olacağını anladım. Mücadeleye adım attıkça her geçen gün hayat daha da yaşanır hale geldi.

Bu sistemi değiştirmek için mücadele etmeye karar verdikten sonra, hatta karar vermekten öte; bu mücadelenin zorunluluğunu hissedip, bize sunulan bu kokuşmuş hayata artık mücadele olmaksızın devam edilemeyeceğini hissettikten sonra; önce kendinle ve sonra da bu sistemle büyük, uzun soluklu bir kavgaya girişiyorsun. Önce kendinle kavga dedim, çünkü hayatı doğru bir şekilde kavramadan önce, belli bir yaşa kadar bu sistemin verdiği bir kişilik yapısıyla şekilleniyoruz. Mikrop kapmış ateşler içinde yatan bir hasta gibi biz de normale dönmek ve yaşamaya devam edebilmek için önce içimizdeki mikroplardan kurtulmanın mücadelesini vermeliyiz. Tek başına da iyileşemeyiz tabii ki, ilaçlarımızın da olması gerekir. Hiçbir tedavi yapılmadan hasta hasta ayağa kalkılırsa uzun süre ayakta durulamaz, hastalık daha da artar ve yola artık hiç devam edilemez hale bile gelinebilir. İşte bizim bu sisteme karşı verdiğimiz mücadele de böyle, uzun soluklu ve sabırla tedavi gerektiren bir mücadele. Kapitalist sistemin bize kazandırdığı dünya görüşünden, bireysellikten, bencillikten, kıskançlıktan, komplekslerden ve benzeri huylardan kurtulduğumuz oranda iyileşebiliriz. Bu tedavide dikkat edilmesi gereken en önemli husus da, birey olarak tek başına bir hiç olduğumuzun, tek başına hiçbir sorundan kurtulamayacağımızın bilincinde olma ve bize doğru yolu göstermeye çalışan, bize emek veren insanlara, örgütlü mücadelemize tamamen güvenip, her konuda son derece açık olma ve eleştirilebilme.

Dünyayı değiştirmek gibi büyük bir hedefi olan bizlerin yaşanılan olaylar karşısında sorun üretmek gibi bir lüksümüz yoktur hiçbir zaman. Aksine bizim, olaylar karşısında doğru tutum alarak mantıklı çözümler üretmek gibi bir görevimiz vardır. Onun için birbirimize karşı yaptığımız eleştirilerin ya da her türlü kurduğumuz ilişkinin, yaklaşımın aslında politik bir nedeni vardır. Bundan ötürü hiçbir olayda kişisel tutumlar almayız. Biz yaptığımız eleştirileri birlikte aynı yolda yürüdüğümüz yol arkadaşımızı sahiplendiğimiz için; yolda ona bir şey olursa bizim de aksayacağımızı düşünerek, yolun sonuna belki de daha geç ulaşmamıza neden olur kaygısıyla eleştiririz. Onun için bizim birbirimizle kurduğumuz ilişki bu toplumdaki ortalama insanların 'sınıf mücadelesi dışındaki insanların' birbirleriyle kurduğu ilişki tarzından çok farklıdır.

Biz yoldaşlarımız arasında kadın-erkek, şu-bu diye kesinlikle ayrım yapmayız. Bizdeki ayrım ancak mücadele için ne kadar çok çalışıldığı, olaylar karşısında ne kadar sağlam tutum alındığı, kişinin bilinç düzeyine göre doğal olan farklılıklarımızdan kaynaklanan bir ayrımdır. Bizim işimiz özünde; bilinçlenmek ve bilinçlendirmek, sistemin olabildiğince teşhirini yapmak ve işçi sınıfı olarak örgütlenmektir. Bunun için var gücümüzle çalışırız ve hayatımızı bu işlere göre planlarız. Yaptığımız her işte bir politik derdimizin olması gerekir. Onun için çalışır, onun için konuşur, onun için vakit geçirir kısacası onun için yaşarız. Biz sadece insanlara doğru sözler söylemekle kalmaz, onlara çok büyük bir emek verir ve emek verdiğimiz için de çok sahipleniriz. Bu dışarıda hiçbir yerde bulunamayan bir iletişim tarzıdır ve tabii ki en doğrusu da budur. Çünkü devrimi ancak işçi sınıfı yapabilir ve bu ancak ona gerçekten emek verilerek bilinçlendirmek için uğraşılarak yapılabilir.

İnsanlar çok değerlidir ve biz çok iyi biliriz ki insanlar sadece söylenen sözlere göre değil yapılan davranışlara göre güven duyar, ona göre hareket ederler. İşçi sınıfının bilimi olan Marksizmi insanlara taşımak gibi bir derdimiz olduğu için her gün daha çok bilinçlenmeye çalışmalı, teori ve pratiği birlikte hep daha iyi uygulamanın hesabını yapmalıyız. Yaşadığımız her günde, geçirdiğimiz her saatte bu mücadeleye yaptığımız katkı kadar insanlaşırız ve ilerlediğimiz ölçüde hayat gerçekten anlamlı olur.

Esenler'den bir kadın tekstil işçisi