Başıbüyük’te “Kentsel Dönüşüm” Saldırısı
Gülsuyu’ndan bir grup işçi
Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında büyük sermaye gruplarının gözünü diktiği rant alanlarından biri de Maltepe ilçesine bağlı Başıbüyük Mahallesi. Evleri yıkılmak istenen Başıbüyük halkı 56 gündür direnişlerini sürdürüyor. Yıkım bölgesinde kurdukları çadırlarda gece gündüz nöbette olan, polislerin saldırılarına ve dozerlere karşı koyan Başıbüyük halkı artık bu zulmün bitmesini istiyor.
2006 yılında Maltepe Belediyesi, TOKİ ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasında imzalanan üçlü protokol gereği Başıbüyük’te TOKİ konutları yapılacaktı. Fakat halkın gösterdiği tepki nedeniyle bu karar hayata geçirilemedi. Bunun üzerine TOKİ, itiraz davası henüz devam ettiği halde, polis eşliğinde mahalleye şantiyesini kurdu. Burası on yıllardır mahalle halkı tarafından kullanılan ve çocuk seslerinin çınladığı yemyeşil bir alan. Fakat şimdi TOKİ bu bölgeye yüzlerce konut yapmayı hedefliyor. Yeşil alanı katlederek 16 katlı binalar yapmak üzere 17 bin dönümlük araziye el koyan TOKİ, belediye ve yüklenici firmalar kendi kârlarının hesabını yaparken, Başıbüyük halkı bu şehirde kendilerinin de barınma hakkı olduğunu unutanlara tepkilerini direnişleriyle gösteriyorlar.
TOKİ şantiyesinin hemen karşısında tam üç çadır kurmuş Başıbüyük halkı. Birinde sürekli çay kaynıyor. Diğerlerine göre daha küçük. Biri tam polis noktasına bakıyor. Bu kadınların çadırı. Polislere karşı nöbetteler. “Gözümüz onlarda olmazsa biz rahat edemeyiz” diyorlar. Üçüncü ve en büyük olan çadır ise misafir çadırı. Yıkım işkencesi burada anlatılıyor destek için gelenlere. Çaylar burada içiliyor, sohbet burada koyulaşıyor. Başıbüyük halkı, kendilerine memleketlerinde yaşam hakkı tanımayanların İstanbul’da da aynı çirkef yüzlerini gösterdiklerini anlatıyor. Hiçbiri komşularını ve evini kaybetmek istemiyor. Nasıl istesinler ki, onlar on yıllardır beraberce yaşamışlar, ter akıtarak kazandıkları birkaç kuruşla boğazlarından keserek bir ev sahibi olmuşlar. Çocukları için, yarınları için endişe içinde yaşamak istemiyorlar. Zaten yoksul olduklarını, bir de evsiz kalırlarsa ailelerinin bile dağılacağını düşünerek soruyorlar devlete: “Biz otuz-kırk sene önce buraya geldiğimizde aklınız neredeydi? Bizden vergi alırken Kentsel Dönüşüm planlarınızdan neden bahsetmediniz? İnsanlara yaşam hakkı tanımayan bir kentsel dönüşüm bizim çilelerimizin kâra dönüşmesinden başka bir şey olabilir mi?”
Barınma hakkı, insanların sadece insan oldukları için sahip oldukları en doğal, en temel haklarından biri olarak bildirgelere, anayasalara geçmiştir. Ama gerçekte tıpkı diğer haklar gibi sermaye sınıfı tarafından hiçe sayılır. Dünyada on milyonlarca evsiz insan var. Barınma hakkı yalnızca başını bir yere sokmakla da sınırlı değil üstelik. İnsanların diledikleri yere yerleşme, sağlıklı bir çevrede yaşamlarını sürdürme, sağlıklı konutlarda yaşama hakları var. Ancak kapitalizmde bu hak sadece lafta kalıyor. Şimdi, bu hakları ellerinden alınan milyonlarca insana İstanbul’un birçok mahallesinde olduğu gibi Başıbüyük halkı da eklenmek isteniyor.
Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında İstanbul’da 80 bin hanenin yıkılacağı söyleniyor. Bu projenin rantı o kadar büyük ki halkın direnişini kırmak için sermaye sınıfı her şeyi yapmaya hazır olduğunu gösterdi. İnsanlara coplarla, biber gazlarıyla saldırdılar, yaşlı kadınları yerlerde sürüyerek tekmelediler. Başıbüyük halkı şimdilik evlerine sahip çıkabiliyor. Ancak devletin bu evleri yıkmakta kararlı olduğunu ve yıkımları engellemenin tek yolunun daha güçlü ve örgütlü olmaktan geçtiğini biliyorlar. Bu sebeple işçilerin, emekçilerin yaşadığı ve yıkım tehdidi altında bulunan mahallelere, duyarlı insanlara çağrıları şu: El ele verelim, bu zulüm bitsin!
