Asimilasyon İnsanlık Suçuymuş! Hadi Ya!

İstanbul’dan bir işçi

Geçtiğimiz günlerde Almanya’nın Ludwigshafen kentinde yaşayan 9 Türk, yaşadıkları apartmanda çıka(rıla)n yangın sonucu hayatlarını kaybetmişti. Kundaklama ihtimali yüksek olan bu yangınla ilgili olarak “inceleme yapmak” ve sözümona Almanya’da yaşayan Türklere sahip çıkıyormuş imajı vererek cenazeleri oya çevirmek için Almanya’ya giden Başbakan Erdoğan, Almanya Başbakanı Angela Merkel’le de görüştü. Bu görüşmede esas olarak Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkiler ve Almanya’daki Türk vatandaşlarının uyum sorunlarının ele alındığı söylendi.

Almanya’da yaşayan Türklerin entegrasyonunun nasıl sağlanacağı tartışmaları esnasında, Türkiye başbakanının ağzından hayret edilecek cümleler döküldü. Erdoğan açıklamasında şöyle diyordu: “Farklılıklar bir toplumun zenginliğidir. Ben ve ötekiler dersek işte orada artık barış tehdit altında demektir. Ötekileştirme anlayışının olmaması lazım”. Ve devam ediyordu:

“Bizim söylediğimiz çok açıktır: Almanya’daki Türkler anadillerini iyi bilmeli, Almancayı da mutlaka iyi konuşur duruma gelmelidir. Herhalde hiç kimse kimseden anadilini unutmasını, anadilini öğrenmemesini isteme hakkına sahip değildir. … Biz şuna inanıyoruz: Entegrasyona evet … ama asimilasyona hayır. Çünkü insanlar kendi kültürleriyle, değerleriyle güçlüdürler. Bu bir Türk evladı için de bir Alman evladı için de böyledir. Onları asimile etmeye çalışmak zaten bir insanlık suçudur da.”

Söz konusu olan Almanya’da yaşayan Türkler olunca, “farklı olana saygı duyulması gerektiğini”, “kimseden anadilini unutmasının ve öğrenmemesinin istenemeyeceğini, “asimilasyonun bir insanlık suçu olduğunu” söyleyen Erdoğan, bu ülkede yaşayan, dili, tarihi ve kültürüyle farklı olan Kürtlerin “farklılıklarımızı kabul edin birlikte yaşayalım” çağrısına ise bombalarla, polis baskısıyla, tehditle, şovenizmi tırmandıran politikalarla cevap vermektedir. Kürt halkının örgütleri tasfiye edilmeye çalışılmakta, Kürtçe yayın yapan gazete, radyo ve televizyonlar sansürlenmekte ve yasaklanmaktadır. Kürt halkının seçtiği belediye başkanları, milletvekilleri, her türlü baskıya tâbi tutularak aforoz edilmektedir. Giydikleri kıyafetlerin renkleri, doğum yerleri, anadillerini konuşmak istemeleri nedeniyle Kürtler ayrımcılığa ve baskıya uğramakta, asimile edilmeye ve egemen Türk kültürünü kabul etmeye zorlanmaktalar.

Erdoğan, Türkiye’de Almanca eğitim veren liseler bulunduğunu, Almanya’da da Türkçe eğitim veren lise ve üniversiteler olması gerektiğini, Türkçe eğitimi ise Türkiye’den gelecek olan Türk öğretmenlerin vermesini de istedi. Entegrasyon için Türklerin önce kendi dilini en iyi şekilde öğrenmesi gerektiğini savunan Erdoğan, ancak kendi dilini iyi konuşanların Almancayı da iyi öğrenebileceğini savundu.

Erdoğan bu konuda haklıdır. İnsanların kullandıkları dili iyi öğrenmeleri, bunun için de anadillerini iyi biliyor olmaları gerekmektedir. Ama bu Almanya’daki Türkler için olduğu kadar Türkiye’deki Kürtler için de geçerlidir. Bu topraklarda yaşayan Kürtlerin çoğu Türkçeyi iyi konuşamamaktadır. Onlar da önce anadilini iyi öğrenmeli, o dili iyi bilen öğretmenler tarafından, kendi dillerinde eğitim veren okullarda eğitim görme hakkına sahip olmalıdırlar. Oysa bırakalım anadillerinde “en iyi şekilde” eğitim görmeyi, bu dili seçmeli ders olarak bile alamamaktadırlar. Kürtçe öğrenmeyi sadece dershanelerde serbest bırakarak, yoksul Kürt halkına paran varsa anadilini geliştir denmektedir. Parası olamayanlara ise devlet “Türkçe eğitimi seve seve” vermektedir.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Merkel, “uyum anlayışı konusunda Erdoğan’la daha fazla konuşmaya ihtiyaç var” diyerek Erdoğan’ın fazla ileriye gittiği mesajını vermekte gecikmedi. Alman yetkililer “iki dilli eğitim veren okulların yaygınlaştırılabileceğini, ancak sadece Türkçe eğitim veren okul istemediklerini” açıkladılar. Alman burjuvazisi de işgücü göçüyle gelen milyonlarca insanın Alman kültürünü kabul etmesini istemektedir. Tıpkı Türk hükümeti ve başbakanı gibi…

Aslında hem Merkel hem de Erdoğan benzer bir siyaset gütmektedir. İki başbakan da ikiyüzlüdür. Tabii Türkiye başbakanının kendi ülkesindeki Kürtleri dünyanın gözü önünde katlederken Almanya’daki Türkler için özgürlük istemesi ikiyüzlülüğün en büyüğüdür. Erdoğan ve AKP hükümeti, Almanya’daki Türkler için istediklerini, bu topraklardaki Kürler için de derhal uygulamaya geçirmelidir.

Kapitalist sistem, göçmen işçilere, ezilen halklara baskı ve zulüm getirmektedir. Burjuvazinin sözcüsü düzen partileri işçilere, emekçilere, ezilen halklara özgürlük getiremez. İşçi sınıfına ve ezilen haklara özgürlük mücadeleyle gelecek!