Alfa Gezegeninden Mektup
Dünya denen gezegende yaşayan sevgili kardeşlerimiz,
Sizlerden milyonlarca ışık yılı uzakta bulunan gezegenimizden sizlere sevgilerimizi iletmek istiyoruz. Evren denilen şu muazzam sonsuzlukta bizlere benzer canlıların bulunduğuna tarihimiz boyunca inanmış ve başka gezegenlerde yaşayan kardeşlerimizle günün birinde bir biçimde ilişkiye geçeceğimize olan inancımızı yitirmemiştik. Alfametre dediğimiz aygıtlarımızla çok uzun bir zamandır uzayda yürüttüğümüz çalışmalar nihayet semeresini verdi ve bu sayede sizlerin varlığını öğrenmiş olduk. Gecikmemizden ötürü bizleri bağışlayın, ancak bu gecikmenin nedeni biz değiliz. Sizlerle ilişkiye geçebilmemiz için, demek ki kaydedeceğiniz bazı teknolojik ilerlemeleri beklememiz gerekiyormuş. Zira anladığımız kadarıyla, gezegeniniz açısından henüz çok kısa bir geçmişi olan gelişkin uydu internet teknolojiniz, alfametrelerimizin değerlendirebileceği sinyalleri bizlere ancak ulaştırmış bulunuyor. Neyse, gecikmeyle bile olsa sizlerle iletişim sağlayabildiğimiz için sonsuz bir mutluluk duyuyoruz.
Öncelikle belirtmek istediğimiz bir husus var. Aramızda tarihsel çağ bakımından uçurumlar var ve bizim gezegenimizde yaşam sizlerin tahayyül edemeyeceği farklılıklara sahip bulunuyor. Ama sevindirici olan, buna rağmen taşıdığımız önemli bir benzerliktir. Bizler de tıpkı sizler gibi kendimizi insan olarak adlandırıyor ve tıpkı sizler gibi haklıyı haksızı ayırt etmeyi biliyoruz. Bu arada, kendi aranızdaki iletişimi sağlamakta kullandığınız imgeleri, elektriksel dalgametreler aracılığıyla anlayabileceğimiz simgelere dönüştürebilme kapasitesine sahip olduğumuzu söylersek acaba ukalalık mı etmiş oluruz? Ama böyle düşünmeyeceğinize ve bu sayede sizlerle bağlantı kurabilmiş olmamızdan mutluluk duyacağınıza inanıyoruz.
Sizlere sevgilerimizi göndererek mektubumuza başlamıştık, fakat her şey bu kadardan da ibaret değil. Gezegeniniz hakkında elde ettiğimiz bulguları değerlendirdiğimizde, geçmişinize ve bugününüze dair birtakım karmaşık sonuçlar ortaya çıktı. Bu sonuçları çözümleyebilmek için, bilgeler kurulu dediğimiz ve uzak geçmişi hepimizden çok daha iyi bilen yaşlı kişilere başvurduk. Kolektif çabamız ve onların da yardımı sayesinde kavrayabildiğimiz sonuçlar gösterdi ki, sizler tarih öncesinde yaşayan büyük büyük ninelerimizin ve dedelerimizin çeşitli sıkıntı ve acılarla dolu geçmişlerine benzeyen bir çağın içinde debelenmektesiniz. Bizler, artık üzülmek için nedeni olmayan genç kuşaklardan geliyor olsak da, inanıyoruz ki bir Alfalı hiçbir zaman insanlığını yitirmez. Nitekim yüreklerimizin derinlerinden kopup gelen duygular, siz dünyalı kardeşlerimiz için ağlattı bizleri.
Sizlerin bizi tanıyabilmesi için, tarih öncesi devirlerimize dair kısa bilgiler sunmak ve insanlığımızın gerçek tarih dönemine ilişkin kimi yaşam kesitlerini sizlerle paylaşmak istiyoruz. Gezegenimizin en neşeli ve aydınlık mekânlarını oluşturan müzelerimiz sayesinde biliyoruz ki, gezegenimizin tarih öncesinde sınıflı ve sömürülü toplumlar denen ve üretici insanlar için çekilmez olan dönemler yaşanmış. O dönemlerin insanları, üreten kitlelerin sırtından zengin olan egemen sınıflardan ve bu egemenlerin sırf bu sömürü düzeni devam etsin diye çıkarttıkları savaşlardan çok çekmişler. Tarih öncesinin uzun yılları boyunca çeşitli tarzlarda sınıflı ve sömürülü toplumlar birbirini izlemiş. Çıkarları farklı olan egemenler, iktidar koltuğuna tırmanabilmek için yine hep üreten kitlelerin sırtında yükselmişler. Rakiplerine karşı savaşlarında bu günahsız ve yoksul kitleleri silahlandırıp birbirlerine kırdırmışlar. Baskı, sömürü ve egemenliklerini sürdürebilmek için devlet denen bürokratik bir mekanizma icat edip kullanmışlar.
Bizler, sınıflı ve sömürülü toplum nedir, devlet denen şey neye benzer, bunların hiçbirini yaşayarak öğrenmedik. Çünkü kim bilir kaç kuşaktır, olgunlaşmış bir sınıfsız toplum düzeni içinde yaşıyoruz. Sınıf, sömürü, devlet gibi geçmiş dönemlerin olgularına dair bilgiler, müzelerimizde duran cilt cilt kitaplarda ya da çeşitli dokümanlarda yer alıyor. Bir de unutmadan ekleyelim, müzelerimizin bazı köşelerinde tarih öncesi dönemlere ait kalıntılar, görsel ve işitsel efektler eşliğinde sunulur. İşte o bölümlerden birinde, eski çağlara özgü bazı taş baltaların ve çıkrıkların yanında, sınıflı toplumlar dönemini canlandıran parçalanmış bir devlet mekanizması da vardı. Paramparça olduğu için tam bir şeye benzetemedik ama, yanı başına konan ve 'işkence aletleri' ve 'öldürücü silahlar' diye adlandırılan sevimsiz birtakım nesnelerden anlayabildiğimize göre, bu devlet denen mekanizmalar nice insanın canını fena halde yakmış olsa gerek.
Dünya hakkında elde ettiğimiz kimi bulguların çözümlenmesi neticesinde öğreniyoruz ki, gezegeninizde kapitalizm denen sömürü düzeninde patron denen birtakım egemenler, işçi diye adlandırdığınız üretici insanlarınızın yarattığı artı-değer sayesinde varlıklarını sürdürüyorlarmış. İçinde yaşadığınız sömürü düzeni alabildiğine çürüdükçe, bu egemenler de çareyi türlü yalanlara sığınmaktan başka bir şeyde bulamıyorlarmış. Bu yalanların bir örneğini de, 'artık üretimi robotlar yapacak' türünden bir hikâye oluşturuyormuş. Ama işçilerin çıkarlarını savunan bazı bilimsel kitaplarda, böyle bir şeyin kapitalizm altında asla gerçekleşemeyeceği çoktan yazılmış, çizilmiş. Gerçi kapitalist düzende bir hayli teknik gelişme sağlanmış, robotlar icat edilmiş, hatta robotla çalışan bazı fabrikalar bile kurulmuş. Ama teknoloji egemenlerin elinde esir olduğundan, işçilerin payına düşen hep düşük ücretlerle ve uzun çalışma saatleri boyunca çalışmak olmuş. Zaten kapitalist düzenin ipliğini pazara çıkaran o bilimsel kitapların kanıtladığı üzere, kapitalizm var oldukça üretim sürecini robotlara havale etmek asla mümkün değilmiş.
Biz Alfalıların bu gibi sorunların derinlerine dalması olanaksız ama yine de temel çelişkiyi hissedebiliyoruz. Herhalde canlı işçilerin yerini robot denen ölü makinelerin alması, içinde yaşadığınız sömürü düzeninin mantığıyla hiçbir şekilde bağdaşmazdı. Üretimi robotlar yapar ve kapitalist mülkiyet koşulları aynen devam ederse, üretilen onca ürünü kim satın alacak, robotlar mı? Yani anlayabildiğimiz kadarıyla, kapitalizm altında insanların ağır çalışma, baskı ve sömürü koşullarından kurtulabilmesi olanaksız. Ve bu gerçeklikle çelişen iddiaların da yalnızca patronlar sınıfının uydurduğu palavralardan ibaret olduğu besbelli.
Yeri gelmişken özür dileyerek belirtelim, başta söylemeyi unuttuk. Bizler mektubumuzun girişinde, dünya denen gezegende yaşayan kardeşlerimize seslenirken belki de bir hata yaptık. Aslında gezegeniniz hakkında elde ettiğimiz bilgilerden öğrendiklerimize bakacak olursak, 'dünya denen gezegende yaşayan işçi ve emekçi kardeşlerimiz' demeliydik. Her ne kadar bizler insanlar arasında sınıflı toplumlara özgü ayrımlar yapmayı çoktan unutmuş olsak da, duygularımız, başkasının alın terini sömürene kardeş dememeyi buyuruyor.
Gezegeninizdeki toplumsal yaşam koşullarına dair bulgularımıza bakacak olursak, siz dünyalılar savaşlardan ve en çok da kapitalist düzen altında yaşanan savaşlardan çile çekmişsizin. Dünya yılına vurduğumuzda bile yakın denebilecek dönemlerde iki büyük dünya savaşı yaşamışsınız. Hele ikincisi tam bir felâket olmuş. O dönemde dünyaya kan kusturan faşist bir ülkenin yayılmacı saldırılarına karşı kendini demokrat diye yutturmayı başaran bir ülke (ABD diyorsunuz), Hiroşima ve Nagazaki diye adlandırılan bölgelere attığı atom bombalarıyla nice yaşamı sona erdirmiş. Genç, yaşlı kim bilir kaç erkek ve kadın, çocuklar ve bebekler bu modern silahlar eliyle gelen ölümlerle yanıp kül oluvermişler. Kapitalizmin zehri, karıştığı her yerde, topraklarınızda, denizlerinizde giderek yaşamı yok etmeye başlamış.
Sevgili kardeşlerimiz, öğrendiğimiz kadarıyla kapitalist düzen bugün sizleri çok daha büyük belâlarla, belki de yeni tip nükleer silahların eşlik edeceği emperyalist savaş felâketleriyle yüz yüze getirmiş bulunuyor. Vaktiyle atom bombalarıyla günahsız insanların bedenlerini kavuran ABD, şimdilerde de birtakım yoksul ülkelere 'demokrasi ve medeniyet götüreceğim' diye yerkürenizi ateşe veriyor, hatta yeni nükleer saldırılara hazırlanıyor. Sizin için çok büyük bir endişe duyuyoruz.
Bizler şanslıydık. Gezegenimizdeki en son sömürücü sistem yaşamı yok etmeye fırsat bulmadan yüzlerce alfa yılı önce, büyük büyük dedelerimiz ve ninelerimiz verdikleri mücadelelerle o iğrenç düzeni yok etmişler. Böylece sınıflı ve sömürülü toplumlar dönemi kapanmış (biz buna insanlığın tarih öncesi diyoruz) ve halen içinde yaşadığımız gerçek insanlık tarihi dönemi başlatılabilmiş. Bizler bugün bir mutluluk cenneti içinde yaşıyorsak, kuşkusuz bunu geçmişimizdeki şanlı mücadelelere borçluyuz. Ve şu koskoca evrende tam sizlerle buluşmuşken, dünyadaki yaşamın kapitalist düzenin çılgınlıklarıyla sona ereceğini aklımıza bile getirmek istemiyoruz. Dileriz gezegeninizden aldığımız son mesaj gecikmiş bir S. O. S. olmaz!
Sizlere ders veriyormuş gibi olmayalım, bizi bağışlayın, ama içinde yaşadığımız sınıfsız toplum düzeni hakkında biraz daha fikir vermekten geri duramayacağız. Bizler sınıfsız toplum düzenine ulaşabilmek için yaşanması zorunlu olan bir dönemi, yani üreticilerin iktidarı dönemini çoktan geride bırakmışız. Alfa gezegeni üzerinde kurulan bu üreticiler demokrasisi sayesinde, bir zamanlar insanlarımızın kanını kurutan sömürü düzeni tamamen tasfiye edilmiş. Gezegenimiz üzerinde yaşayan çalışabilir durumdaki tüm insanların elbirliğiyle üretici güçlerimizde muazzam bir gelişme ve bunun sonucunda muazzam bir bolluk sağlanmış. Böylece, savaşların, sömürünün, insanı insana düşüren sevimsiz rekabet ve kıskançlık duygularının ortadan kalktığı koşullar yaratılmış.
Bu yeni toplumsal düzenimizin daha ilk evresinden itibaren, sınıfların ve devletin olmadığı bir düzen (sizin bazı bilimsel kitaplarınızdaki karşılığıyla sosyalizm) içinde yaşamaya başlamış insanlarımız. Zamanla bolluk daha da artmış, çalışmak bir zorunluluk olmaktan tamamen çıkmış. Bu sayede, sınıfsız toplumumuzun artık kendi ayakları üzerinde gelişkin biçimde durabildiği bir olgunluk aşamasına ulaşabilmişiz. O zamandan beri toplumsal yaşamımıza egemen olan ilkeyi kısaca, herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre diye özetleyebiliriz.
Gezegeninizden elde ettiğimiz bilgilere dayanarak ifade edecek olursak, egemen güçlerin sizleri mücadeleden alıkoymak maksadıyla kötü bir şey diye göstermeye çalıştıkları komünist toplum düzeninin eşitlik ve özgürlük koşulları içinde yaşamaktayız bizler. Sizin yaşam koşullarınızla karşılaştırıldığında söylemek belki biraz ayıp kaçacak ama, bizler insanı baskı altına sokan zorunluluklardan, acılardan, yoksunluklardan tamamen ve ebediyen kurtulmuş bulunuyoruz. Yaşamımızı dört dörtlük bir gönül ferahlığı içinde, yalnızca neşeyle, güzelliklerle, mutluluklarla dokuyarak özgürce var oluyoruz.
Birileri çalışırken, birilerinin yan gelip yatması diye bir şey söz konusu değil bizim toplumumuzda. Üretimi zaten çoktandır, (lütfen bunu dediğimiz için bize kızmayın) sizlerin aklınızın almayacağı denli gelişkin robotlar hallediyor. O robotları da robot üreten aygıtlar üretiyor, merak etmeyin! Zorunlu çalışma yok, zorunlu iş diye bir şey yok. Topraklarımız, toplumumuzun beslenmekte kullandığı sağlıklı doğal ürünler dışında, bahçe işinden keyif alan insanlarımızın yetiştirdiği ilginç sebze türleriyle, rengârenk çiçek tarhlarıyla, adını sayamayacağımız çeşitte meyve ağaçlarıyla bezeli bulunuyor. Kadın-erkek ya da genç-yaşlı arasında geçmişte yaşanmış olan olumsuz ayrımcılıkları bilmiyor bizim toplumumuz. Bizde tabiatın ürünü olan kimi eşitsizlikler karşısında görece zayıf olanı korumak esastır. Gençler yaşlıları korur ve kollarlar. Toplumun daha fazla yaşam deneyine sahip insanları, bebeklerin tam sağlıklı büyüyebilmesi ve gençlerin en mutlu biçimde olgunlaşabilmeleri için ellerinden geleni yapmaktan son derece büyük bir zevk duyarlar.
Gezegeninize dair elde ettiğimiz kimi can sıkıcı bilgiler, kapitalist düzenin, tepenizdeki ozon tabakasını bile delip ikliminizi altüst etmekte olduğunu gösteriyor bize. Sizler o koşullar altında yaşam savaşı verirken, sanki nispet yapar gibi, Alfa gezegenindeki toplumsal düzenimizden söz etmek belki de parlak bir fikir değildi. Yanlış bir şey yaptıysak çok özür dileriz. Kusurumuzu bağışlayın ve bu mektubu kaleme alan bizlerin gençliğine verin.
şu an bilgeler kurulumuzun bazı kadın ve erkekleri, mektubu kısa kesip onların bulunduğu dere kenarına inmemiz için el ediyorlar. 150 yaşındaki Alfa teyzemiz balık tutarken, yanı başındaki 160'lık Alfa amcamız karşı tepelerin resmini yapıyor. Yakınlardan çiçek bahçeleri arasında oyunlara dalmış küçük kardeşlerimizin kızlı erkekli kahkahaları geliyor. Daha ilerde genç kızlar ve erkeklerimizin oluşturduğu bir gruptan akordiyon, keman, flüt ve daha aklınıza gelebilecek türlü çeşitli müzik aletlerinden dökülen bestelerin nağmeleri yükseliyor.
Neyse lafı fazla uzatmayalım. şimdi sizlerin yapacağı bir sürü zorunlu iş vardır. Bizim gönlümüzden, küçük kızlarımız ve oğullarımızdan oluşan Alfacık adlı müzik grubunu toparlayıp yaşlılarımıza enfes bir müzik şöleni vermek geçti. Konser sonrasında sanırız hep beraber güzel bir yemek masasının başına kurulacağız. Yeni damak tatları icat etmekten keyif alan erkek ve kadınlarımızdan oluşan bir grup insanımız şimdiden işe girişmişler bile. Bu arada, daha sonra onca bulaşığı kim yıkayacak diye bizim adımıza sakın üzülmeye kalkmayın. Sizin anladığınız anlamda ev işleri tarihe karışalı çok zaman oldu!
Sizlere en güzel gül bahçelerimizden derlediğimiz kızıl güller eşliğinde sevgilerimizi gönderiyoruz. Bu gülleri özellikle sizlerin çok sevdiğini biliyoruz. Nerden biliyorsunuz ve bunları nasıl göndereceksiniz diye sormayın, o kadar sırrımız da oluversin! Sizler yanıtlarınızı internet aracılığıyla alfagezegeni@uzay.kom adresine postalayın, alfametrelerimiz en kısa sürede onları uzayda yakalayacaktır. şimdilik hoşça kalın, tekrar haberleşebilmek dileğiyle.
Alfalı Gençler Dünyayla İletişim Kolektifi
