“Adım Rami, Filistinliyim”

Ankara’dan bir Marksist Tutum okuru

Ankara’da bir kitap fuarında dolaşırken, küçük bir sandalyeye oturmuş, bilgisayarda bir şeyler karıştıran, esmer tenli bir genç dikkatimi çekiyor. Yavaşça yanına yaklaşıp merhaba diyorum. Bakışlarını üstüme çevirerek karşılık veriyor: Merhaba. Ve tanışıyoruz. “Adım Rami, Filistinliyim” diyor. Hemen sohbet etmeye başlıyoruz Filistinli dostumuzla. Ailesini, kardeşlerini, arkadaşlarını ve en çok da doğup büyüdüğü toprağına olan özlemini anlatmaya başlıyor. Siyonist İsrail’in başlarına yağdırdığı bombaları, kurşunların ortasında büyüyen çocukları, savaşta ölen militanları, yoksulluklarını öfkeli bir sesle anlatmaya koyuluyor.

Rami, Filistin’deki çocukluğunu anlatıyor

Küçük sıcak bir evimiz vardı. Annem her sabah erkenden kalkar kahvaltımızı hazırlar ve yanaklarımızdan öperek bizi uyandırırdı. Kardeşlerim ve ben “sıcak” yataktan bir türlü çıkmak istemezdik. Babam çoğu zaman gergindi. Evde huzursuzluk çıkarır, dayanamaz kendini sokağa atardı. Bir duvarı vardı, kurşunlarla delik deşik edilmiş, is kokan bir duvar. Kardeşlerimle babamı o duvarın dibinde eli çenesinde düşünürken görürdük hep. Bir yerlerden bulup bir kâğıdın içine iliştirdiği tütünü çektikçe başında dumanlar dans ederek mavi gökyüzüne yükselirdi. Kahır ve kederi kahrederdi babamı. Annem, ev işleriyle uğraşırken sürekli dışarı çıkıp bizlere seslenirdi. Başımıza kötü şeyler gelmesinden çok korkar, silah sesini duyduğunda fırlar siper ederdi kendini. Geçimimizi evin önünde yetiştirdiğimiz küçük sebzelikten ve yapılan uluslararası yardımlardan sağlıyorduk. Sağlık ihtiyaçlarımızı devletin kısıtlı olanaklarından karşılamaya çabalıyoruz.

Top oynarken İsrail’in attığı bombalardan çukur olmuş ve içi su dolu bir meydanda delirmiş gibi koşuştururduk. Topladığımız boş mermi kovanlarını diğer arkadaşlarımla yıkık bir evin odasında toplardık. Zamanla burası doldu taştı kovanlarla. Sonunda topladığımız boş mermi ve bomba parçalarının ne vahşi bir oyuncak olduğunu arkadaşlarımızın paramparça olmuş bedenlerini görünce anlamaya başladık. Filistin’de yaşamak için çok şansınız yok. Her an başınızın üzerinde bir karartı görebilirsiniz. Kuş sandığınız bu gölgenin bomba olma ihtimali çok yüksek. Filistin’de sağ kalanların, kutsal bir güç tarafından korunan kişiler olduğu söylenir.

“Okul dönemlerinde tüm imkânlarımı zorladım”

Filistinli çocuklar ve gençler öfke kusuyorlar Siyonist İsrail’e. İsrail’in politikalarından dolayı insanlar bitkin düşmüş artık. Şehitlerimizin cenazelerinde analarımızın ağıtlarını duymaktan gençliğimizi yaşayamıyoruz. Hepimiz Filistin için bir şeyler yapmak istiyoruz. Kimimiz intifadada yer alıyor, kimimiz yurtdışında bir üniversite kazanıp oraya gitmek için çabalıyor. Daha çok Mısır’da bulunan Al Azhar Üniversitesi tercih ediliyor. Siyonist İsrail’in öğretmenlerimizi alıkoymasından dolayı eğitimimiz sık sık kesintiye uğruyor, bir haftalık sınavlar iki aylık bir sürede ancak yapılabiliyor. Katil İsrail, birçok arkadaşımızı ve öğretmenimizi öldürdü, binlercesini tutuklayarak eğitimden alıkoydu. Bu şartlar altında ben ve benim gibi biraz “şanslı” olanlar buralara okumaya geliyor.

İstanbul’da öğrencilik yılları ve Filistin’deki aileyle haberleşme

Ben üniversiteyi kazandığımda ailem mutluluktan çılgına dönmüş gibiydi. Şimdi yolculuk sırası bendeydi. Filistin Eğitim Bakanlığı’nın yardımlarıyla İstanbul Üniversitesi’ne yerleştirildim. Burada Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu’na kayıt yaptırdım. Daha sonra cemaat yardımlarıyla bir eve alındım. İstanbul güzel bir şehir. Fakat buralar çok karmaşık. Derslerden başınızı alıp şöyle bir dolaşayım deme zamanınız kalmıyor gibi. Ailemin de bu şehirde yanımda olmasını çok isterdim. Onlara olan özlemimi ve hasretimi Filistin’de kısıtlı olan telefon ve internet üzerinden gidermeye çalışıyorum. Okulumu iyi bir şekilde bitirmek ve Filistin’e dönmek için çok çabaladım. Şimdi okul bitti ve dönüş için yollar arıyorum. Her gün ölümle burun buruna olan halkıma hizmette bulunmak en büyük hayalim şu an.

Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler beni çok sevindirdi

Son yıllarda Mısır ve Tunus’ta patlak veren isyanlar nedeniyle eve dönüş yollarım kısmen kapandı. Buradaki ayaklanmalar bizim oralarda da coşkuyla karşılanmış. Türkiye’de okuyan Filistinli öğrenciler olarak facebook üzerinden haberleşerek bu gelişmeleri takip etmeye başladık. İsrail halkının ayaklanmasını çok istiyoruz. Bu savaşın durması oralardaki katillerin başlarından defedilmesiyle mümkün görünüyor. Daha sonraları Hamas ve El Fetih’in birlikte hareket etmesi doğru bir karar bence. Artık insanlar gerçek anlamıyla eskisi gibi yaşamak istemiyorlar. Ağlamak istemiyoruz, ağıtlar yakmak istemiyoruz artık! Yoksulluk ve savaşlar bu coğrafyayı yaşlandırdı.

Türkiye’de de yaşamak çok zor

Özellikle ilk dönemlerimde devlet tarafından yapılan tüm yardımlara karşın, birçok sıkıntıyla karşılaştım. İyi bir Türkçeye sahip olamamam kendimi ifade etmemde sıkıntılar yaşattı. Bir yere rehber olmadan gezmeye gidemiyorsun. Sonra hayatına birileri giriyor ve arkadaş oluveriyorsunuz. Bu durum tedirginliğinizi biraz olsun gideriyor. Okulda Türkçemi geliştirdim ve şimdi sizinle sohbet edebiliyorum. Biz Filistin’de kendimize yetecek kadar üretim yapamadığımızdan dışarıdan gelen yardımlarla yaşıyoruz demiştim. Türkiye’de de yoksulluk oldukça fazla görünüyor. Işıklı caddeleri ve modern lüks evleri olmasına rağmen, kıyıda kalmış, bir yerlere fırlatılmış insanlara da tanık oldum. En işlek yerlerde çöpleri karıştırıp yaşamaya çalışanlar var…

Sizleri Filistin’e beklerim

Sohbetimizin sonlarına doğru yaklaşırken, Rami bütün içtenliğiyle elimi sıkıca tutuyor ve bizleri düşlediği bir “Özgür Filistin”e beklediğini söylüyor. Bunu ifade ederken de ekliyor; “Filistin bir gün mutlaka özgür olacak, Filistin halkı kazanacak!” diyor.

Özgür bir Filistin’in kurulması için bölge halklarının savaş tacirlerine karşı güçlü bir mücadele yürütmesi, kardeşlik bağlarını güçlendirmesi gerekiyor. Savaşı ancak örgütlü halkın durdurabileceği çok açık. Emperyalistlerin kanlı elleriyle sınırları çizilen, paramparça edilmiş bir Ortadoğu’ya karşı, işçi sınıfının gönüllü birliğiyle kurulmuş bir Ortadoğu’nun benimsenmesi gerekiyor. Rami’ye bu konu hakkında daha detaylı bilgiye sahip olması için İlkay Meriç’in “Ortadoğu'ya Barış İşçi İktidarıyla Gelecek!” yazısını ve www.marksist.com sitesindeki yazıları okumasını tavsiye ederek ayrılıyorum yanından.

Şöyle yazıyordu Meriç; “Ne var ki, Filistin’de ulusal sorunun ortadan kalkması, sefalet içerisindeki emekçi sınıfların sorunlarının otomatik olarak ortadan kalkmasını getirmeyecektir. Bundan çok daha önemlisi, on yıllardır savaşsız, kansız geçecek barış dolu günlere duydukları özlemle yaşayan Filistin halkının ve diğer Ortadoğu halklarının bu özlemlerine kavuşması, burjuvazinin egemenliğindeki bir Ortadoğu’da olanaksızdır. İşte tam da bu nedenledir ki, emperyalist senaryoların sahneye koyulmasında her gün yeni bir aşamayla karşı karşıya kaldığımız Ortadoğu’da, proleter devrim, bugün her zamankinden daha yakıcı ve daha hayati bir ihtiyaç olarak kendini dayatıyor. Ya burjuva önderliklerin egemenliği altında her gün yüzlerce insanın hayatını yitirdiği, sefalet tablosunun gittikçe daha da derinleştiği, kan gölüne dönmüş bir Ortadoğu, ya da işçi ve emekçilerin yürütecekleri devrimci bir mücadeleyle, demokratik temellerde ve gönüllü birlik temelinde kuracakları bir Ortadoğu İşçi ve Emekçi Sovyetleri Federasyonu! Bugün Ortadoğu halklarının önünde, son derece netleşmiş olan bu iki seçenek dışında bir başka seçenek bulunmuyor. Tüm Ortadoğu’da devrimci Marksistlerin başlıca görevi, işçi-emekçi kitleleri bu gerçekler doğrultusunda ortak mücadeleye sevk edecek bir örgütlülüğü yaratmaktır.” (Marksist Tutum, Ağustos 2006)

İşçi sınıfı devrimcilerine düşen görevlerden biri de, kapitalistlerin arzularını kursağına tıkmak ve kapitalist sistemi yeryüzünden silmek için azimli ve çalışkan bir biçimde örgütlenmek. Unutmayalım ki kılavuzluğuna sığındığımız Marksist Tutum buzu kırmış yolu göstermiştir bizlere. Yolumuz Marksizmin ışığıyla aydınlanan işçi sınıfının devrimci yoludur.