30 Liralık Kriz
Çok ağır koşullar altında sömürüldüğümüz açık. Tüm işçi arkadaşlara ve dostlarımıza 30 YTL'lik krizin nasıl olduğunu anlatmaya çalışacağım.
Yeni başladığım fabrikada bana yapacağım işi öğreten işçi arkadaşla sohbetimiz gün geçtikçe ilerliyor. Ne kadar korkunç bir şekilde sömürüldüğümüzü daha iyi anlıyorum bugünlerde. Çünkü bu yeni tanıştığım işçi arkadaşın 'tuhaf' sayılabilecek yanları var (aslında bu koşullarda, anlatacağım bu davranışlar çok normal). Bu işçi arkadaş arada bir kendi kendine konuşuyor. Ne dediğini az buçuk anlıyorum. Aslında arkadaş içinden düşündüğünü zannediyor, farkında değil. Konu tamamen ay sonu hesapları. Başka hiçbir şey yok söylediği kelimelerde. 170 kira, 90 kredi kartı, su, elektrik, bakkal parası, elden borç derken giderlerinin gelirinden çok olduğunu hesaplıyor ve morali bozuluyor tabii ki. Bu arada unutkanlık hat safhada. İki gün üst üste cüzdanını öğlen aralarında dinlendiği boş arazide unutuyor, yaptığı işe konsantre olamayıp bazı soruları ardarda soruyor, cevaplarını alsa bile.
Gelelim şubat ayının gelirlerine. Çalıştığımız fabrikada şubat ayında tam gün işe gelenlere 28 gün yerine 30 gün üzerinden maaş verileceği söylenmiş. Tabii ben daha yeni işçiyim. Fakat ortalıkta kulaktan dolma bilgiler dolaşıyor. Bu dalgın arkadaş da doğal olarak 30 gün üzerinden maaşını hesaplıyor. 1 gün ücretsiz izin alıp işe gelmemiş, fakat ay içerisinde kaldığı mesailer o günü telafi ediyor. Aslında işçi arkadaş da o gözle bakıyor bu işe ve fazladan 30 YTL daha ekliyor ay sonunda alacağı ücretine. Böylece gelir gider hesabı biraz osun denkleşiyor (tabii ki bunun hayalini kuruyor kendi, kendine). Arada sırada ben de dahil olmak üzere, unutkanlığı ve kendi kendine konuşması yüzünden bu arkadaşa güler ve biraz eğlenirdik. Daha 5-6 aylık evli ve eşi şu anda hamile. Fakat onun dünyasına bir an girince yaptığımdan çok utandım. Çünkü bu problemli ve komik durumu o işçi arkadaşımın suçu değil. Bence suç, onu bu acınacak hale getiren sistemde. Paranın sistemi yani kapitalizm onu bu hale getiriyor.
Nihayet ayın beşi geldi. Bordrolar dağıtıldı. Herkes serviste kendi hesabına koyuldu. Kimileri bordroya öylesine bakıp geçiyor, kimileri daha ince hesaplar yapıyor. Kimileri ise bordroya öyle bir bakıyor ki zannedersiniz 5 bilinmeyenli denklem.
'20 saat mesai, 27 gün üzerinden sigorta ödemesi, mesai ödemesi' gibi sözcükler kontrolsüzce dökülüyor arkadaşın ağzından. Dışardan kimseyi duymuyor ve yine içinden konuştuğunu zannederek kendi kendine sesli sesli konuşuyor. Aldığı ücretin masraflarından az olduğunu söylüyor yine. Ne gelir elden? Ama işçi arkadaşımız kendince bir çözüm buluyor. Tabii biz de dinliyoruz onu. 'Kredi kartına başka bir yerden borç bulana kadar ödeme yapmam' diyor. Çözümü bu yolla buluyor arkadaşımız. Küçümsediğimden değil, ama sadece 30 YTL'lik açık işçi arkadaşımı krize sokuyor. Hayatımız pamuk ipliğine bağlı. Bir de düşünün patron onu işten atarsa ne yapar? Veya biz ne yapabiliriz? 30 YTL'lik krizin küçük olduğunu sakın düşünmeyin, ben artık öyle olduğunu düşünmüyorum. Ama şunu da eklemek isterim. 30 YTL'yi de yaratan biziz, 30 trilyonu da yaratan biz. Ama öyle tek başımızayız ki, sorunumuzu fark edemiyoruz bile. Bunun için örgütlü mücadele işçi sınıfı için en temel şeydir.
Zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok, kazanacak koca bir dünyamız var!
Gebze'den Marksist Tutum okuru bir metal işçisi
