1 Dolarlık Sosyalizmâ?¦

Selam dostlar,

Ben bir deniz emekçisiyim ve büyük usta Nazım'ın şiirindeki gibi yıldızların, rüzgârın ve suyun türküsünü çağıranların arasından yazıyorum sizlere bu mektubu. İşim gereği yılın büyük bir kısmını yurtdışında, geride bıraktığım sevdiklerime hasret ve özlem duyarak geçiriyorum. Farklı ülkeleri, insanları ve kültürleri tanıma şansım oluyor. Ancak dünyanın neresine gidersem gideyim, henüz kapitalizmden ve onun yarattığı insanlık dışı sistemden başka bir şey göremedim. İstediğim, yaşadıklarımı ve düşündüklerimi sizlerle paylaşmak, kafama takılan sorulara cevap bulmaya çalışmak. Bu yüzden elimden geldiğince ve dilim döndüğünce yazmaya ve derginizi/sitenizi takip etmeye gayret edeceğim.

* * *

Marksist Tutum'daki yazıları okuyuncaya kadar, kafama takılan ciddi bir soruya cevap bulamamıştım. Bu soru, birkaç yıl önce çalıştığım gemiyle gittiğimiz bir limandan ayrılırken oluşmuştu. Burası, bitip tükenmek bilmez doğal güzelliğiyle sizi kendine hayran bırakan, ama insanların bu güzelliklerin yanı başında açlıkla pençeleştiği, yoksulluğun ve sefaletin her tarafta kol gezdiği bir garip ülkeydi.

Bu garip ülkenin adı Vietnam'dı. Hani o Amerikan emperyalizmini yenilgiye uğratarak destanlar yazan, yenilmez denilen Amerikalı Yankileri toz duman ederek arkalarına bile bakmadan evlerine geri dönmeye mecbur bırakan insanların ülkesi. Onurunu ve özgürlüğünü elinden almak isteyenlere karşı muazzam bir direniş sergilemiş yoksul bir halkın kurduğu bu bedbaht ülke, bugün yoksulluğun, sefaletin, açlığın ve her türlü iğrençliğin kol gezdiği, emperyalizm denilen doymak bilmez canavarın ve tepelerine çöreklenmiş bürokratların, kanının son damlasına kadar sömürdüğü insanların yurdudur.

Kafama takılan soru ise böyle bir ülkeye 'sosyalist' sıfatının nasıl yakıştırılabildiğiydi. Kendine 'sosyalist halk cumhuriyeti' diyen bir ülkede yaşayanların, on dolarlık bir viski şişesi uğruna bütün gece çalıştırılmamaları yahut bir dolarlık yeşil bir banknot uğruna bedenlerini satmamaları gerekmez miydi? Yoksa Marx'ın bahsettiği sınıfların, devletin ve sömürünün olmadığı sosyalizmin Vietnam dilindeki karşılığı; sınıfların, devletin ve sömürünün alabildiğine kendini hissettirdiği, Komünist Parti binasının arka sokağında genelevlerin bulunduğu, babaların kendi kızlarını, kocaların karılarını sattığı, rüşvetin, bürokrasinin ve her türlü yozluğun kol gezdiği bir toplum muydu? Bu nasıl bir sosyalizmdir ki, tamamı sendikalı olduğu söylenen (!) işçileri sendika 'patronu' çalıştırıyor, insanlar tek bir işte aldıkları ücret karınlarını doyurmaya bile yetmediğinden neredeyse günün üçte ikisini çalışmakla geçiriyor, son derece bereketli topraklarda açlık çekiyor, on binlerce evsiz ve işsiz sokaklarda can çekişiyordu. 'Devlet görevlisi' bürokratlar ise, siyahla beyazın tezatlığı kadar orantısız bir biçimde ayrıcalıklı hayatlar yaşıyordu. Bu arada, yıllar önce nice bedeller ödeyerek kovulan Amerikalı Yankileri turist olarak ülkeye çekebilmek için de adeta yarışılıyorduâ?¦ Ve bunları bile bile, bizlerden bunun adının sosyalizm olduğuna inanmamız isteniyor.

Bu soru kafamı uzun bir süre meşgul etmişti. Ancak derginizi ve sitedeki yazılarınızı okudukça düşüncelerim daha da netleşti. Bütün insanlığın kurtuluşu olarak düşlediğimiz bir sistemin, üstelik de kapitalizmden daha ileri olduğunu öne sürüyorsak, böylesine insanlık dışı bir toplum düzeni yaratmaması gerekirdi. Ben, bu garabetin sosyalizm olduğuna inanmıyorum ve yaşananların tek doğru ve doyurucu açıklamasının bu derginin yazarları tarafından ortaya konulduğunu düşünüyorum. Aksi halde, önce bizlerin bu düşten vazgeçmesi gerekirdi. Oysa ne Vietnam ne de adına 'sosyalist' denen diğer örneklerde yaşananlar sosyalizmdi. Düşlerimizin kâbusa dönüşmesini istemiyorsak, gerçekleri görmeli ve tarihi doğru dersler temelinde kavramalıyız.

Marksist Tutum okuru bir deniz emekçisi