“16 Mart” Davası Aşındırılarak Düşürüldü!

Berdan Güney

16 Mart 1978 katliamı davası, geçtiğimiz günlerde, zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle düşürüldü. Burjuva devletin mahkemelerinin vicdanı, 70’li yıllarda işçi sınıfı karşısında biçare kalan egemenlerin düştükleri çukurdan çıkmak için kullandıkları “iyi çocukların” cezalandırılmasına el vermedi!

Türkiye’de sınıf mücadelesinin keskinleştiği, patronların işçi sınıfından yana esen rüzgârın yönünü tersine çevirmeye çabaladığı bir yıldı 1978. Fabrikalarda patlak veren ve yaygınlaşan grev ve direnişler, kitlesel mitingler, öğrencilerin üniversite işgalleri, boykotları o günlerde olağanlaşmıştı.

İşçi sınıfının yükselen mücadelesi karşısında sıkışan Türk burjuvazisi, hareketi dizginlemek ve düzeninin bekasını sağlamak için, paramiliter güçlerini işçi sınıfının ve devrimci öğrencilerin üzerine salmıştı. 1977 1 Mayısından sonra faşist saldırıların dozu yükseltildi. Egemen sınıf, faşist saldırıları kitlelere sağ-sol çatışmaları diye yutturup, kontrolü ele geçirebilmek için uygun zamanı kolluyordu. İstanbul Üniversitesi öğrencileri de bu yıllarda işçi sınıfının yanında saf tutarak hem direnişlerini sürdüren işçilere destek oluyor, hem de faşistlerin saldırılarına karşı mücadele ediyorlardı. Üniversite içinde “Merasim Birliği” adıyla oluşturulmuş polis birliği, faşistlerin öğrencilere saldırılar düzenlemesine, okula girişlere engel olmalarına ve üst araması yapmalarına destek oluyordu. Bu saldırılara karşı okula toplu giriş-çıkış yapan öğrencilerin mücadelelerini kırmak için bombalı bir senaryo sahneye kondu.

1978’in 16 Martında, Eczacılık Fakültesi’nin Süleymaniye kapısından toplu çıkış yapmakta olan devrimci öğrencilerin kanı, büyük bir patlama sesinin ardından Beyazıt Meydanı’nın rengini kızıla boyadı. Saldırıda 7 devrimci öğrenci yaşamını yitirdi, 50’den fazlası yaralandı. Amaçlarına ulaşan faşistler hızla olay yerinden uzaklaşmaya koyuldular. Sözde “öğrencileri korumak” için orada hazır bulunan polisler, kaçmakta olan faşist saldırganlara doğru, görüntüyü kurtarmak için de olsa bir kovalama hamlesi yaptılar, fakat polis komiseri tarafından durduruldular. Var olan kanıtlar, alışılageldiği gibi itinayla temizlendi ve faşist katliamcıların izleri yok edilmeye çalışıldı.

Saldırganlara karşı dava açıldı, ancak aradan geçen 30 yıl boyunca devrimci öğrencilerin katilleri sanık sandalyesine oturtulamadı ve nihayetinde dava “aşındırılarak” düşürüldü. Zaten bu dava ancak polisin “öğrencileri koruma” görevi kadar sahiciydi! Katliamdan sonra olaya dair birçok ipucuna ulaşıldı. Saldırıda kullanılan patlayıcının, kontrgerillacı emekli bir yüzbaşıya ait depoda, Amerikan modeli bir TNT kalıbından yapılmış olduğu ortaya çıktı. Olayı “ispiyonlama” tehlikesine karşı ortadan kaldırılan Zülküf İsot’un, katliamı Türkeş’in emriyle ve Latif Aktı, Sıdık Polat ve Mustafa Doğan’la birlikte gerçekleştirdiği biliniyor. 

Olayın önemli aktörlerinden biri olan komiser Reşat Altay bir süre sonra terfi ettirilirken, 16 Mart katliamının sonrasında devletle iç içe geçen faşist güçler birçok katliam senaryosunu sahneye koydular. Benzer şekilde, sahnelenen her bir oyunun bir sonraki perdesinde “failler” şöyle bir göründü, katillerin sergilediği vahşet medyada biri iki satırla yer aldı, birkaç delil bulundu, sonra karartıldı. Bu olayların hepsinde de sonunda davaları “zamanla aşındırma” yoluna gidildi. 7 TİP’li öğrencinin katledilmesi, Sivas katliamı davası, 19 Aralık “Hayata Dönüş” Operasyonu…

İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi, eldeki kanıtlara rağmen, ceza vermek bir yana suçluları aklamıştır. Ama burjuva mahkemelerin akladıklarını devrimci işçi sınıfı unutmayacak ve aklamayacaktır. Devrimci işçi sınıfı, ne katil faşist sürüsünü ne de onları kullanan burjuvaziyi ve onun kapitalist düzenini affedecektir. Devrimci işçi sınıfı açısından, hesap sormanın zaman aşımı yoktur, hesap sormanın zamanı vardır. İşçi sınıfı örgütlü bir güç olarak ayağa kalktığında, hesap sormanın çanları da çalacaktır.